Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tillolu Oktay Vural ne yapmaya çalışıyor?

Geçtiğimiz günlerde Tillo ulemasından, ilmî yaklaşımı ve dünyayı yakından takip ettiği halde dünyaya metelik vermeyen asil duruşuyla çok saydığım bir zat aradı. Açıkçası beni bir hayli heyecanlandıran görüşmede memleket meselelerindeki gidişata dair, özellikle AK Parti”nin demokratik açılımı olarak bilinen faaliyetlerine dair, görüş ve takdirleri ile birlikte hayır duasını aktardı, arkasından, bir sitemini ve sorusunu köşemde duyurmamı umarak ifade etti. Sitemi kendisi de bir Tillolu hemşerileri olan MHP Genel Başkan yardımcısı Sayın Oktay Vural”ın bu hayırlı açılımlara karşı sergilediği tutumdan kaynaklanıyordu.

“Anlamakta güçlük çekiyoruz, biz Kürt değiliz, ama etnik olarak Türk de değiliz. O yüzden bu meselede en objektif bakış açısına sahip olabilecek bir durumdayız. Oktay Bey de öyle. Ortalığı herkesten daha fazla yatıştıracak yerde ateşe körükle gitmesine bir anlam veremiyoruz. Tillo ismi de hiç kimseye sorulmadan Aydınlar olarak değiştirildi ama kendisi de çok iyi bilir ki, resmi kayıtların dışında, herkes buraya Tillo demeye devam eder. Tillo ismi binlerce manevi şahsiyetin hayatıyla tarihe kazınmıştır, onu değiştirenler bu saygısızlığı pervasızca işlemiş ama pek kabul de görmemiş; birilerinin bunu düzeltmeye kalkışması her bakımdan takdire değer. Oktay Beyi Tillolular arasında bir kişiden bile destek bulamayacağı, aksine herkesi bir hemşeri olarak hayal kırıklığına uğratan bu tutuma iten şey nedir acaba?”

Bu soruya benim verebileceğim bir cevap yoktu tabi. Sorusunu köşemde yayımlamaya söz verdim, hayır duasını aldım.

* * *

Tillo ismi tıpkı Norşin gibi seksenlerden sonra tam bir resmi ideoloji işgüzarlığıyla değiştirilmiş. Günümüze kadar canlılığını devam ettiren yüzlerce yıllık bir medrese geleneğinin bölgedeki en önemli merkezi olan Tillo ulemalarıyla ve tabii ki Marifetname sahibi İbrahim Hakkı ve hocası İsmail Fakirullah isimleriyle meşhur, Siirt şehir merkezine 6 km. mesafede bir kasaba. Şehrin sakinleri Kürt değil Arap kökenlidir. 1990 yılında ilçeye dönüşünce ismi Aydınlar olmuş.

Aslında köy ve şehirlerin fetihlerin sonucunda veya belli dönemlerin politikaları sonucunda isim değiştirmeleri hiç görülmeyen bir durum değildir. Tarihin her döneminde bu tür olaylar olur.

İsim değiştirmeler tarihte bir bölgenin yoğun bir kültürel, demografik nüfus değişimine uğradığı dönemlerin akabinde gerçekleşir. Bu durumlarda bile eski isimler korunsa bile yeni bir dilin telaffuzuyla dönüşüme maruz kalır. Smyrna”nın İzmir”e Ankira”nın Ankara”ya İstinpolis”in İstanbul”a dönüşmesi gibi. Burada fetihler eski ismi unutturmak için değil, tamamen yeni bir nüfusun telaffuzuyla dönüşüme uğradığında hem kendi orijinal diline yabancılaşır hem de yeni dilde anlamı olmayan kelimelere dönüşür. Bu türden, anlamı olmayan isimlere sahip şehirlerin neredeyse tamamı bu türdendir.

Tek tek bütün şehirler üzerinde durunuz isterseniz. Çok azında bir anlam bulabilirsiniz. Özel isimlerin zaten böyle bir tabiatı vardır. Aslında bu şehir isimlerinin Türkçesi, Kürtçesi veya Ermenicesini aramak da çok gereksizdir. Şehir isimleri bir noktadan sonra bir dile ait olmaktan çıkar artık.

Bugün orijinallerine iade edilecek olan isimlerin çoğu da zaten Kürtçe değildir. Ama yoğun bir etnik çatışmanın orta yerinde değiştirilmeye kalkışıldığında bu isimler bir anda Kürtçeleşir.

Norşin de, (Arap nüfusun yaşadığı) Tillo da Kürtçe isimler olmadıkları halde bugün artık Kürt sorununun bir parçası haline gelirler.

Kim ne derse desin, isim değiştirmeye dayalı etnik inkar eyleminin içinde PKK ile garip bir işbirliği, veya örgütün Kürt milliyetçiliğini veya dağdaki insan kaynaklarını beslemeye çalışan bir destek boyutu var. Çünkü yapıldığı ortam düşünüldüğünde tahrik edici bir işlevi olacağını görmemek mümkün olamazdı.

Üstelik hatırlayalım, bu işlemin yapıldığı aynı dönemde Bulgaristan”da Türk köylerine ve Türk çocuklarına Bulgar isimleri veriliyordu diye, Türkiye”de milliyetçilik çok güçlü bir duygusal hınç ile hareketlenmişti. En önemli kalemi “köy ve insan ismi değiştirmek” olan “Bulgar zulmü” lanetleniyordu. Bıraksanız birçok genç Bulgar zulmüne maruz kalan Türk kardeşlerinin yardımına koşarak gidecek durumdaydı. Türkiye”de ise bu esnada sanki Bulgarlardan kopyalanmış bir işlem Güneydoğu”da yapılıyordu.

Bu işlemin dağda kendileriyle aynı safta savaşacak militan beklentisi içinde olan örgütün iştahını kabartmadığını mı zannediyorsunuz? Bulgaristan”da Türk”ü devlete isyan ettiren muamelenin aynısını eş zamanlı olarak Türkiye”de uygulamaya sevk eden akıl kime aitti.

PKK”ya bundan daha iyi bir destek verilebilir miydi?

Ya bugün bu desteğin artık çekilmesinden kim niçin rahatsızlık duyuyor?

Sormaya değmez mi?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: