Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tezkere diplomasi sınırlarında bir harekettir

AK Parti”in 4. Olağan Kongresi bir çok bakımdan uzun süre tartışılmayı hak eden önemli bir hadiseydi. Ancak bu hadiseden sadece üç gün sonra Suriye”den Akçakale”ye düşen toplar bu gündemin kısa kesilmesine yol açmış oldu.

Suriye”deki krizin baştan itibaren Türkiye”nin kayıtsız kalabileceği bir dış sorunu değil, alabildiğine dahili bir sorunu olduğu belliydi. Türkiye tam da bundan dolayı bu sorunu dışında kalabileceği bir sorun olarak görmedi, göremezdi. Bugün Türkiye”nin dış politikasını, özellikle Suriye bağlamında eleştirenlerin aslında sadece bir soruya cevap vermeleri, eleştirilerinin ne kadar temelsiz olduğunu, göstermeye yeter. Soru şudur: Türkiye Suriye krizi başladığından beri izlediği siyasetin dışında, başka ne yapabilirdi?

Önerilecek hiç bir siyasetin ne sürdürülebilir bir yanı vardı ne de Türkiye”yi şu andakinden daha iyi bir yere getirme şansı olabilirdi. Sürdürülemezdi, çünkü bu siyaset sadece Türkiye”nin tercihiyle oluşmuyor. Siz Suriye”de sivil insanlar, çoluk çocuk kadın demeden katliama taabi tutulurken, bu katliamlardan can havliyle kaçmakta olan insanlar sınıra dayanırken havaya bakıp ıslık çalamazsınız.

Yok, düzeltelim, isterseneniz, pişkin pişkin çalabilirsiniz o ıslığı, ama o zaman siz bu ülkede insani değerleri olan bir toplumu yöneten, tarihsel ve kültürel derinlikleri olan bir devlet vasfına sahip olamazsınız. Öyle olunca da bölgede son bir-iki yıldır yeniden şekillenmekte olan bir coğrafya”nın halkları arasında zerre kadar itibarınız kalmaz.

AK Parti 4. Olağan Kongresinde Muhammed Mursi”den Halit Meşal”e Almasbeg Atambayev”den Mesut Barzani”ye liderlerin verdikleri mesajlar, sırf rüşvet-i kelam cinsinden verdikleri mesajlar değildi. O mesajların siyasi ağırlığı da değeri de tahayyül edilebileceğinden çok daha fazlaydı ve bu mesajların bu kadar alenen telaffuz edilebilmesinde Türkiye”nin Suriye politikasının çok önemli bir yeri olmuştur. Bir Esad”ı kaybetmemek uğruna bütün bu coğrafyayı kaybetmemiz işten bile olmazdı.

Koca koca adamların hala Esad için, ”aramız bu kadar iyiyken ne oldu da birden kötüleştik?” düzeyindeki muhalefeti Türkiye”nin layık olduğu bir eleştiri düzeyi değil. Muhalefet edilecekse bile daha ileri düzeyde sorularla, daha derinlemesine tahlillerle karşılaşmayı ummak hakkımız.

Türkiye”nin Suriye karşısında izlediği yol, hiç bir zaman Suriye ile savaşa girmeye talip bir yol olmadı. Suriye”nin sorunu Türkiye ile değil, kendi insanıyla, dolayısıyla aslında bütün dünya ile. Türkiye”nin buradaki sorunu dünya gündemine yeterince taşımadan kendi başına atacağı ileri bir adım, sorunu salt Türkiye ile Suriye arasındaki olağan bir sorun haline getirirken Suriye”nin meşruiyetini tamamen yitirmiş olan rejimine bir hayat öpücüğü haline gelebilir. O yüzden Suriye”nin Türkiye”yi bir savaşa sürüklemek istemesi, kendisi için bu saatte daha kötü bir durum yaratma ihtimali olmayan bir maceradan ibaret…

Oysa böyle bir maceradan Türkiye”nin kaybının çok daha büyük olacağını görmek için kahin olmak gerekmiyor. O yüzden Türkiye hem Suriye rejimine yeni bir meşruiyet fırsatı vermemek hem de bir bütün bölge için, insanlık için muhtemel zararlarını gözardı etmediği için hiç bir zaman savaş yanlısı bir tutum içinde olmadı. Ancak giderek malum hale gelen bu kaygılarının bir zafiyet gibi algılanmasının da önüne geçmesi gerekiyordu.

Akçakale”ye düşen Suriye toplarına hemen karşılık verilmesi, arkasından bir de uyarı mahiyetinde top atışlarıyla devam edilmesi, bu açıdan çok önemli olmuştur. Saldırının olduğu günün ertesi sabahında hemen yurtdışına asker gönderme ile ilgili TBMM”den bir tezkere çıkarılması da bir kararlılık gösterisi olarak algılanırken Suriye”den beklenen özür gecikmedi. Türkiye”yi kendine biraz daha meşruiyet devşirmek için savaşa çekmek başta cazip bir fikir gibi geliyor ama bunun Türkiye”ye daha ötede bir saldırı hakkı verdiği de gözardı edilemedi. Nitekim uluslararası kamuoyunda hiç kimse Türkiye”nin misilleme hakkına itiraz etmedi. Aksine, Türkiye”nin en doğal hakkı gibi kabul edildi. Oysa tezkere bir savaş ilanı değil, sadece her ihtimale hazır olunduğunun ilamıdır. Bu ilamın kendisi bile bütün dünyayı harekete geçirmesi bile bunun diplomasi sınrıları içinde bir hareket olduğunu gösteriyor. Tezkere”nin çıkarılmasına karşı genel bir itidal çağrısı yapılırken, CHP tezkereye de misillemeye de karşı çıktı. Bu muhalefette gerçekten savaş karşıtlığı mı yoksa Esad”ı koruma içgüdüsü mü baskın?

Bu arada baştaki basit sorumuz türünden bir soru soruyla ilerleyelim: Türkiye, Suriye”nin Akçakale”deki saldırısına misilleme ile karşılık vermeseydi de ne yapsaydı? Salt kriz daha fazla derinleştirmemek adına yapılan saldırıyı sineye mi çekseydi?

O zaman Kılıçdaroğlu tıpkı birkaç ay önce düşürülen Türk Jetiyle ilgili sorular sorarken yaptığı gibi, birden ”Türkiye mutlaka uçağımızı düşürenlere karşı anında misilleme yapmalıydı” türünden bir çıkış yapmaz mıydı? Yoksa Suriye”ye topyekûn cihad mı ilan ederdi?

Daha önce Türk Jetini uçuran Suriye”ye karşı misilleme yapılmadı diye hükümeti eleştiren Kılıçdaroğlu, şimdi de ”neden misilleme yapılıyor, neden tezkere çıkarılıyor!” diye çıkışıyor.

Sahi bu saldırıya da anında karşılık verilmeseydi, hele bir de tezkere çıkarılmasaydı, CHP ne yapardı?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: