Prof. Dr. Yasin AKTAY

Terörist öldürmek kolay da…

İstatistiklerin, tabiatlarından kaynaklanan, tuhaf bir tarafı vardır. İnsanları rakamlarla ifade eder ve hepsi birbirinin aynı sayılar olarak gösterir, bu sayılar arasında hiçbir fark hesaba katılmaz, doğası gereği katılamaz. İstatistik olarak ifade edilmiş bilgiler, belli bir soru veya olgu çerçevesinde insanları bir yığın olarak görmekle oluşmaya başlar. Bu insanlar belli bir soru çerçevesinde üst üste yığılırlar, bu sorunun dışındaki yanları ne durumdadır, bu hiç önemli değildir.

Terörle mücadele sürecinde Türkiye”nin 24 yıl içindeki insan kaybı istatistiki verilere göre 30 bini bir hayli aşmış olmalı. Öcalan Türkiye”ye teslim edildiğinde bu rakam telaffuz ediliyordu. Bu rakam kimlerden oluşuyordu? Bunların hepsi teröristlerin öldürdükleri sivillerle güvenlik görevlilerinden mi oluşuyordu?

Teröre karşı söylem, terör örgütünü veya başını hep “30.000 kişinin katili” diye sunuyorsa da bu rakamı oluşturan kayıpların önemli bir kısmı zaten terörist diye nitelenen insanlardan oluşuyor. PKK saflarında vuruşup ölenler de 30.000 bin rakamının içinde; yani Türkiye”nin terörle mücadelede verdiği kayıplar arasında değerlendirilmektedir.

Dünyanın birçok yerinde terörle mücadele sürecinde kaç güvenlik elemanı kaybına karşılık kaç teröristin etkisiz hale getirildiğine dair fiili durumu ifade eden istatistikler tutuluyor. İstatistiklere göre Türkiye”nin etkisiz hale getirdiği teröriste karşılık verdiği kayıp bir hayli yüksek. Terörle mücadelenin uygun birimlerce ve uygun araçlarla yürütülemediğini gösteren istatistiklerdir bunlar. Buna rağmen “30.000 kişinin katilleri” denilerek PKK tarafından vurulanları da sonuçta kendi kayıpları olarak değerlendiren bir söylem eşliğinde yürütülüyor mücadele.

MHP eski milletvekili Mehmet Gül PKK tarafında ölenlerin de “bizim şehitlerimiz” olduğunu söylemiş. Atatürk”ün Çanakkale savaşında ölen ve orada gömülen ANZAK askerlerini kasten sarf ettiği “bunlar artık bizim şehitlerimiz” sözlerine referans vermiş, hatta dağa “kandırılarak” çıkmış olmalarını da şart koşmuş olsa da, gelen tepkiler üzerine bu sözlerini geri almayı tercih etti, Gül. Ama doğrusu bu 30.000 bin kişinin katili söylemi, bu gerçeği propaganda amacıyla da olsa yıllardır zımnen ifade edip duruyor.

Türkiye hem içte hem dışta teröre karşı durumunu anlatırken suçlu suçsuz, terörist, sivil güvenlik elemanı ayırımı yapmaksızın kayıplarını toplam rakamla (30 bin olarak) ifade ediyor. Rakamın büyüklüğü terörün vahametini göstermiş oluyor. Ancak terörle fiili mücadele esnasında bu kaybın artmasından da garip bir zevk duyulduğundan da hiç kuşku yok.

Terörle mücadele haberlerinin medyaya düşme tarzına bir bakın isterseniz. Gelen her şehidin ailesiyle ilgili manzaralar ve olayın karşılanma biçimi bütün ayrıntılarıyla yer bulurken, her şehit cenazesiyle bütün ülkeye büyük bir dram yaşatılırken, terörist ölüsüyle ilgili haberler sevinmemiz beklenen bir müjde gibi veriliyor. Terörist ölüsüyle ilgili her rakamın kitlelerin sevincini biraz daha artırması bekleniyor. Diğer yandan 30.000 rakamına yeni kontörler attırılmış oluyor. Üzüntümüz yine de büyüktür…

Türkiye”nin bu çelişkiyle yüzleşmesi gerekiyor artık.

Bir yandan bölge halkıyla terör örgütünün arasının açılmasından dem vuran bir söylem var. Diğer yandan öldürülen her teröristin sonuçta bölgenin bir köyüne bir mahallesine, bir sokağına destanlaştırılan hikâyeleriyle bir kahraman gibi ekildiği gerçeği var. Terör haberlerinde sadece rakam olarak geçen “terörist ölüleri”nin uzaydan mı geldiği düşünülüyor acaba? Yoksa hepsi tıpkı istatistiklerdeki gibi birbirinin aynısı veya tek bir terörist tipinin klonlanmasından mı ibaret görülüyor?

Kuşkusuz bunların her birinin birer ailesi, mahallesi, çocukluklarını geçirmiş oldukları bir çevreleri ve birer hikâyesi vardır. Ölü sayısını artırmaktan başka bir hedefi görünmeyen, hepsini öldürerek kökünü kazınmaktan başka bir program önermeyen mücadele tarzı bu hikâyeleri daha da artırmakta ve işi içinden daha da çıkılmaz hale getirmektedir. Bundan doğal bir şey de olamaz.

Türkiye”de her şehit sayısıyla birlikte Orta veya Batı Anadolu”da milliyetçi duygular artarken Güneydoğu”da öldürülen ve istatistiklere sadece bir sayı olarak geçen her terörist de Kürt milliyetçiliğinin sosyolojik zeminini besliyor.

Bir yakını dağa çıkan, hele dağda ölüm istatistiklerine katkıda bulunan aileler belki şehitlerden farklı olarak hiçbir zaman kendi ölülerini göremiyor, cenaze merasimlerini yapamıyorlar bile, ama bu ölümler onlara bölgede gözle görülür bir prestij kazandırıyor. DTP adaylarının önemli bir kısmının bir yakınını dağda kaybetmiş insanlardan oluşması basitçe PKK”nın DTP ile ilişkisinin delili olarak değerlendirilip üzerine atlanacak bir veri değildir. Aksine tam da bu ölümlerin dönüp nasıl bir siyasi güç oluşturabildiğini görmemizi sağlayan sosyolojik bir veridir.

Terörist öldürmek işin belki en kolay yanıdır. Ancak bu ölülerin yarattığı siyasi ve sosyolojik hadiseyle nasıl baş edilecek, düşünen var mı?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: