Prof. Dr. Yasin AKTAY

Teröre terör diyemeyenler terörle nasıl mücadele edermiş?

Türkiye’nin terörle haklı mücadelesi bir kısım batılı medyada ısrarla “Türkiye’nin Kürtlere karşı savaşı” olarak niteleniyor. Böylece, Türkiye’ye karşı işleyen teröre terör dememek için bir kaçış alanı da oluşuyor. Aslında terörle mücadelenin en büyük handikapı da bu oluyor. Başka ülkelerin maruz kaldığı terörü şirin veya en azından mazur gösteren yaklaşımlar var oldukça teröre karşı ortak bir hassasiyet geliştirmek imkansız oluyor.

Öyle görünüyor ki, ABD için de AB için de şu anda teröre karşı hassasiyet IŞİD karşıtlığı ile tüketilmiş durumda. Onun dışındaki terör örgütleri kendisine dokunmadıkları için, dokunmadıkları ölçüde terör örgütü bile sayılmıyor.

Aynı şey Avrupa için de sözkonusu. Avrupa başkentlerinde Türkiye’nin terör örgütü PKK ve uzantılı örgütler rahatlıkla faaliyet yapabilmektedir. Sorulduğunda bunu demokrasinin sınırları içinde tolere ettiklerini söylüyorlar. Oysa aynı türden, hatta çok daha az faal bir terör örgütü kendilerine karşı harekete geçtiğinde, bütün o demokratik sistemlerini rahatlıkla askıya alabilirler.

Nitekim Paris ve Brüksel saldırılarından sonra Fransa ve Belçika’da arkasından bütün Avrupa’da güvenlik ve özgürlüklerle ilgili denge tamamen güvenlik lehine sapmış durumda. Bir çok Avrupa ülkesinde gidişat her geçen gün tam bir sıkıyönetim görüntüsüne doğru kaymakta, buna paralel olarak halkta her geçen gün derinleşen ve açığa çıkan bir ırkçılık ve Müslüman nefretinin acı örnekleri sergilenmektedir.

Kendi ülkesinde en ufak bir terör ihtimali karşısında bile hemen terör kodlarını değiştirmeye yönelebilen AB, Türkiye’nin üyelik müzakereleri sürecinde şartların yerine getirilmesine paralel olarak alması gereken serbest dolaşım hakkı için hiç gündemde olmayan “Türkiye’nin terör tanımını değiştirmesi” şartını ileri sürdü. Bu aslında bir anlamda da “PKK’yı terör örgütü olarak görmekten vazgeçin” demekten farksız.

Türkiye’de yaptığı eylemlerin binde birini herhangi bir Avrupa şehrinde yapacak bir terör örgütü için aynı teklifin yapıldığını tasavvur edebilir misiniz? Edemezsiniz. Peki AB Türkiye için bunu neden ve hangi yüzle isteyebiliyor.

Böyle bir şeyin Türkiye tarafından kabul edilmesinin mümkün olmadığını bildiği için, AB’nin bir şekilde kabul etmek zorunda kalmış olduğu serbest dolaşım yükümlülüğünden kaçabilmek için bulduğu yeni bir kaçış planı olarak değerlendirilebilir bu şart. Daha açık bir deyişle AB Türkiye’den tam bu aşamada imkansız olanı istiyor. Öyle görünüyor ki, AB adına bugün karar alıcı pozisyonda olanlar Türkiye’den kaçıyor. Daha doğrusu Türkiye AB’ye üyelikle ilgili standartları yakaladıkça, sanki başka bir yüzlerini ortaya koyuyorlar.

Türkiye’nin canını yakan terörle mücadele sürecinin orta yerinde terör tanımını değiştirmeyi istemek, Türkiye için yapılması gerçekten de imkansız bir şey. Çünkü Türkiye bu mücadeleyi vermek zorunda. Sivil, çoluk çocuk ayırt etmeden gözünü kan bürümüş, bilhassa Kürt halkını köleleştirmeye çalışan bir terör örgütüne karşı mücadele Türkiye için bir tercih değil, zorunluluktur.

Karşımızdaki terör, eskiden kendini Kürt sorunu üzerinden ve teröristle halk arasında ayırım yapmadığı için halkta bir çok mağduriyete yol açan devletin hataları üzerinden bir zemin bulabiliyordu. Oysa bugün hem devlet Kürt sorununu ortaya çıkaran bütün politik zemini ortadan kaldırmış, yani Kürt sorununu çözmüş hem de terörle mücadele ederken Kürtlerle terör örgütünü büyük bir titizlikle birbirinden ayırmış/ayırmaktadır.

Devlet bunu yaptığı ölçüde örgüt de Kürt halkı nezdinde şimdiye kadar tutunduğu bütün dayanaklarını yitirmeye yüz tutmuştur. Buna rağmen sürdürülen terör eylemlerinin artık Kürt sorunuyla bir ilgisi kalmamıştır. Bundan dolayı terör örgütü eylemlerini Kürt halkına anlatmakta zorlanmakta, Kürt halkından her geçen gün daha da uzaklaşmaktadır.

Doksanlı yıllarda terörle mücadele esnasında halk nezdinde yaratılan mağduriyet devletin umurunda olmuyordu. Boşaltılan köylerden şehirlere kaçan köylülerin sorunları devleti adeta ilgilendirmiyordu. Bu kayıtsızlık terör mağduru olan halkı devletten uzaklaştırıp terör örgütüne yaklaştırıyordu. Oysa bugün barış içinde bütün seçenekler denendikten sonra girişilen terörle mücadelede mağdur olan halk asla örgütle özdeşleştirilmiyor ve mağduriyetleri devlet tarafından gideriliyor.

Aslında övünerek diyebiliriz ki, sadece bugünkü bir durum değil, eskiden beri onca gözü dönmüş terör eylemine rağmen Türkiye halkı bir bütün olarak hiçbir zaman PKK ile Kürt halkını özdeşleştirmedi. En acımasız vahşi saldırıların gündemde olduğu zamanlarda bile Türkiye halkında bu olaylardan dolayı topyekun Kürtleri sorumlu tutan bir yaklaşım hiç olmadı. Suriye’de, Kenya’da bir DAEŞ veya El-Kaide saldırısını televizyonda seyrederek kendi komşusu Müslümanlara bakışı değişiveren Batılı bir anlayışın kolay anlayabileceği bir şey değil bu elbet. Bu, Türkiye’de Türklerle Kürtlerin nasıl bir köklü ilişkiye sahip olduklarını anlamaktan çok uzak olduklarının da resmidir. Bu köklü ilişki Türkiye’nin gücüdür, imkanıdır, sembolik servetidir. Bu servet dolayısıyla Allah’a ne kadar şükretsek az, ama bu serveti korumaya çalışmamız da lazım.

TÜRKİYE’NİN DOĞUSU VE BATISI ARASINDA GÖNÜL KÖPRÜLERİ
Bu milli insani servetimizi korumak demişken, AK Parti Teşkilatları bugünlerde terörle mücadelede halkta oluşan mağduriyetler karşısında bölge halkına “yanınızdayız” mesajı vermek için geniş ve işlek “gönül köprüleri” kurmaya çalışıyor. Bu kapsamda Türkiye’nin batı şehirleri ile Doğu şehirleri arasında Ramazan boyunca devam eden kapsamlı bir program uygulanıyor. Batılı büyükşehirlerden her biri, teşkilatıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, milletvekilleriyle bir bölge şehriyle bu köprüyü kuruyor. Ramazan maneviyatı içinde gerçekleşen bu buluşmaya yanlarında ihtiyaç sahibi insanlara dağıtılmak üzere yardımlarıyla birlikte geliyorlar. Buluşmalar tam bir kardeşlik şöleni havasında gerçekleşiyor.

Bu hafta sonu biz de bu kapsamda Siirt’e gelen Sakarya heyetine eşlik ettik. Sakarya Milletvekilimiz sayın Prof. Dr. Mustafa İsen ile Sakarya AK Parti İl Başkanı Fevzi Kılıç ve beraberindekiler bu gönül köprüsünden geçtiler, Siirtlilerin gönlüne kuruldular.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: