Prof. Dr. Yasin AKTAY

Teröre destek veren ABD’yi yargılamak için

Türkiye Suriye’de iç savaşın başladığı günden bu yana canlarını kurtarmak üzere ülkeye sığınmak zorunda kalan 3,5 milyon insanı misafir ediyor. Buna ilaveten halihazırda Lübnan’da 1,5 milyon, Ürdün’de 2 milyon, Irak, Mısır, Sudan ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde toplam 1 milyonun üstünde Suriyelinin bulunduğu hesaplanıyor. Ülke içindeki yer değiştirmeler ve savaşta ölenlerle birlikte neresinden bakarsanız Suriye halkının en az yarısı 7 yıldır devam etmekte olan sorun dolayısıyla evinden, yurdundan kopmuş durumda.


Farklı ülkelerdeki bütün bu mülteciler kendi ülkelerindeki şartların yaşanamayacak hale gelmiş olduğunun en güçlü kanıtıdır. Mülteci kendi ülkesindeki rejimin meşruiyetini alır getirir. Mülteci kendi ülkesinde bir insanlık suçunun işlendiğinin canlı şahididir.

Suriye’de her şey kendi haline bırakıldığında da bu sığınmacı akını devam etti, herhangi bir dış müdahale olduğunda da. Bu mültecilerin en önemli kısmı rejimin zulmünden kaçarak ülkelerinden çıkıyor ama bir kısmı da diğer terör örgütlerinin zulmünden kaçıyor. Türkiye’de her türlüsü var. Esed’in zulmünden kaçan da var, PYD-PKK’nın etnik temizlik teröründen kaçan Arap-Türkmen ve Kürtler de, DAEŞ’in zulmünden kaçanlar da var.

Hem en fazla sayıda hem de her türlü terör örgütünün zulmünden kaçan insanların bulunduğu bir ülke Türkiye. Suriye’de her hareketliliğin hemen etkilediği ve bir göç dalgasını daha kendisine ulaştırdığı Türkiye, sadece bundan dolayı Suriye konusunda söz ve müdahale hakkına en fazla sahip olan taraftır. Açıkçası Suriye’de olup biten herşey bundan dolayı Türkiye’nin dış sorunu değil, iç sorunudur.

Türkiye’nin bu konumuyla karşılaştırıldığında ABD’nin 5000 mil öteden Suriye’ye müdahil olmak için öne sürebileceği hiçbir ikna edici argümanı yok. Terörle mücadeleyi küresel bir sorun haline getirdikten sonra kendisine buradan bir vazife yazıyor ABD. Oysa yaptığı bütün işler terörizmi önlemek yerine daha fazla besliyor, terör tehlikesini daha da büyütüyor. Çünkü ABD’nin terörle mücadele adına ortaya koyduğu icraat, terörden birinci derecede etkilenen ülkelerle dayanışma içinde olmak yerine başka terör örgütleriyle işbirliği yapmak oluyor.

ABD bundan fazlasını yapıyor. Suriye’de varlık sebebi Türkiye düşmanlığı olan bir örgütü 5000 tır ve 2000 kargo uçağı dolusu silahla silahlandırıyor. Bizden bu silahların sadece DAEŞ’e karşı kullanılmak üzere verildiğine inanmamızı bekliyor.

O öyle bekleye dursun. Elbette buna inanacak değildik. İnanmadığımızı da her vesileyle belli ettik, açık açık söyledik ve ABD’nin şu anda tam bir suçüstü haliyle bir terör örgütünü destekliyor olduğunu cümle aleme duyurduk.

Aslında ABD tarihinde hiç olmadığı kadar açık bir cürmü meşhut halinde yakalanmış durumdadır. Bunun üzerine başarılı bir biçimde gidildiğinde bunun kazanımı sadece Türkiye için değil bütün dünya için çok hayırlı olacak. Çünkü bütün dünya ABD’nin uzun zamandır bu tarz hukuk dışı komplocu faaliyetlerinden mustariptir ama kimsenin ne buna karşı çıkacak cesareti ne de elinde bu faaliyetlerini güçlü bir biçimde eleştirecek, onu uluslararası hukukun çizgisine davet edecek yeterince bu denli açık, güçlü, delillendirilmiş dosyalar vardı.

Oysa Suriye’de yaptıkları, ABD’yi kendi vatandaşları, hukuk ve siyaset kurumları nezdinde de zor durumda bırakacak türden suçlar. ABD halkının kendi savaş ve istihbarat kurumlarına bu soruyu sorması mukadderdir: Bir terör örgütüne karşı da olsa kendi kayıtlarında bile terör örgütleri listesinde yer alan bir yapıyla, üstelik kendi NATO müttefikine rağmen, onun aleyhine nasıl işbirliği yapar, onu silahlandırırsın?

ABD yöneticilerinin şu anda ne için olursa olsun, göze almış oldukları bu kirli ilişkinin ABD hukuk sistemi içinde eninde sonunda bir skandal olarak yargılanması mukadderdir. Bunu söyleyerek ABD hukuku hakkında gereğinden fazla iyimser olduğumu düşünebilirsiniz.

ABD iyi kötü kuvvetler ayrılığının ve iç çekişmelerin güçlü bir biçimde yaşandığı bir yapıya sahip. Ancak bu gelişmenin olabilmesi için öncelikle bizim kendi içimizdeki haklılığımıza güçlü bir biçimde ve elbirliğiyle tutunmamız lazım.

Ne yazık ki, Türkiye’nin bu yüzde yüz haklı konumunu sulandıran kendi ana muhalefeti, onun genel başkanı olunca, ABD sistemi içinde gerçekleşecek bir adalet hakkında gereğinden fazla iyimser olmak durumunda kalıyoruz.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 5000 mil öteden gelip ülkemize karşı bir terör örgütü üzerinden akıl almaz bir savaş istihkamı yapılırken, hala Türkiye’nin Afrin operasyonunu sulandırma çalışmalarına devam ediyor. Operasyonun başlarında Türkiye’nin barutunun bitmiş olduğunu Türkiye’nin düşmanlarını savaşa devam etmeye motive eder gibi söylerken, şimdi Afrin’in derinlerine inmememiz gerektiğini söylüyor.

Neden? Tehdidi kökünden yok etme ihtimali Kılıçdaroğlu’nda nasıl bir endişe doğuruyor? Çok şehit olacakmış, yazık olacakmış. İyi de Türkiye müdahil olmadığında Şehit olmuyor mu? Türkiye gitmediğinde onlar geliyor, görmüyor musun?

5000 tır, 2000 uçak kargosu dolusu silah diyoruz. Kandilleşmiş bir Afrin diyoruz…

Bunlar gelecekte daha fazla şehit ihtimali olarak görünmüyor mu?

Sahi sen nerden bakıyorsun olup bitenlere Sayın Kılıçdaroğlu?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: