Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tenakuzları sevgi giderir

Bayramdan sonraki günü yolda geçirdiğimden o günün gazetesini okuma fırsatım olmamıştı. Yola çıkmadan önce İstanbul”da uğradığım birkaç bayide Yeni Şafak erkenden bitmiş olduğundan gazeteyi alamamıştım. O yüzden her zaman yazılarını büyük bir ilgi ve heyecanla takip ettiğim Hüseyin Hatemi”nin yazısını iki gün sonra eve gelen gazeteden okuyabildim.

Sevgide tenakuz olmaz” diyen Hatemi hoca, kurban hakkındaki genel geçer görüşlere itiraz eden yazısının sonunda, beni de Barika-i hakikat uğruna bu konudaki efkârımı gazetede “müdaveleye dâhil etmeye” davet etmiş. Hoca”nın nazik davetine icabet etmemek olmaz tabii.

Aslında, Kurban üzerine arka arkaya yazdığım iki yazıdan sonra aldığım okuyucu mesajları, sorduğumuz sorulara cevap verilmeden konunun bu kadar kısa kesilmemesi gerektiğini de söylüyordu. Lakin insanlığın aynasının tutulabileceği bu derin konunun gazete köşesinde iki günde tüketilemeyeceği takdir edilmelidir. Bu mesele üzerine derinleşmek, bu meseleyi güncelleştirmek, sürekli yeniden yorumlamak, hayatımızın, felsefemizin, ahlâkımızın, edebiyatımızın, hayallerimizin, duygularımızın bir parçası kılmak gerek.

Kurban dolayısıyla ortaya çıkan bütün soruları en kolayından cevaplarla savuşturarak, en kolay çıkış kapısından sıvışıp gitmeden yüzleşmek de gerek. Kurban yolunda ortaya çıkan şeytanlarla baş etmenin, onları recm etmenin yolu, tabii ki vesvese ile “soru”nun ayırımını yapacak bir basireti, furkânı, Allah”tan dilemektir. Soru ile baş edelim derken şeytani bir vesvesenin peşine de takılıp gitmemek, ama aynı ölçüde masum soruları da vesvese diye geçiştirmemek gerekiyor.

Doğrusu, (çoğu konuda kendisinden çok şey öğrendiğim halde) Kurban konusunda öteden beri görüşlerini bildiğim Hatemi hoca ile aynı şekilde düşünmem mümkün değil. Kurbanın etinin değil insanların takvalarının Allah”a ulaşacağının bildirilmesi, hayvan boğazlamayı değil, aksine kurban konusundaki şekilciliği nehyediyor. Diğer yandan verdiği etten dolayı Allah”a cahilce minnet etmeyi azarlayarak, kurbanın aynı zamanda toplumsal bir işleve sahip kılınmasını düzenliyor. Çünkü diğer dinlerin hepsinde Kurban eti terk ediliyordu, insanların onu yemesi haramdı. Eti zar zor bulan fakir toplumlar Allah”a kurban olsun diye yiyemedikleri etleri ya çürümeye terk ediyor veya yakıyorlardı.

Hoca”nın kurbanla ilgili katılmadığımız görüşlerinin bir kısmı Allah”a ibadet ile hayvan boğazlamayı birbirine yakıştırmamasıyla, diğeri de Kur”an”da kurban bahislerinin Hz. Hüseyin”i işaret ediyor olmasıyla ilgilidir.

İkincisinden başlarsak, Kevser Suresi”ndeki “v”enhar!” ifadesinin (yani “kurban kes” olarak anlaşılan ifadenin) İmam Huseyn”e işaret olduğunu söylüyor, Hoca. Bunu anlayamadan da Kurban”la ilgili çıkmazdan çıkamayacağımızı söylüyor ki, bu ayetin lafzından hiçbir şekilde çıkarılamayacak bir yorumdur bu. Ayetin çok açık olan kastını Batınî bir îmâ ile tahsis etmek tam da çok evrensel olması gereken Kurban sembolizmini belli bir tarihe ve belli bir kişiye hasretmeyi gerektirecektir. Oysa kurban sembolizminin evrenselliği, yeri geldiğinde onu Hz. Hüseyin”e de, yeri geldiğinde başka hayatlardaki trajedilere de uyarlamaya engel değildir. Ama bir kast-ı mahsusa ile Hz. Hüseyin”i işaret ettiği düşünüldüğünde, işte o zaman “Kurban”ın İshaklaşması” tehlikesi vardır.

Diğer meselede ise konu daha da karışıktır. Bir defa Allah”ın insanlardan istediği her şeyin arkaplanını, kastını ve sonucunu insanın bütün boyutlarıyla her zaman bilip bilemeyeceğine karar vermek lazımdır. Çünkü Kurbanla ilgili soruların önemli bir kısmı Allah”ın niyetlerine vakıf olmayı gerektiriyor. Oysa teslimiyetin sınandığı ve adı “imtihan” olan bir süreçte, insanın birçok şeyi anlama şartı olmaksızın kendini Allah”ın iradesine bırakmak da vardır. Çoğu yanını anlayamadığınız bir olayda tutarlılık aramak nasıl bir şeydir?

İnsanların hayır bildiklerinde nice şer, şer bildiklerinde nice hayır var olabilir ya! Kurban ibadetinin bize kötü görünen yanlarında, bizim göremeyeceğimiz nice iyiliklerin olduğuna inanırsak birçok şey farklı görünür. Esasen, dinin ortaya koyduğu ritüel veya ibadet kalıplarının (habitus) mümin davranışları üzerinde onların çoğunun hesaba katamadıkları, dönüp onların düşünme tarzlarını belirleyen bir etkisi vardır. Bu etkiler tabii ki karşılaştırmalı analizlerle, psikolojik çözümlemelerle çalışılabilir, ama bu düzeyde bile tamamına her zaman vakıf olunamaz.

İbrahim, sınandığı imtihanda, aslında tenâkuzun en ağırıyla karşı karşıya kalmıştı ama bu tenakuzu sevgisiyle, teslimiyetiyle çözmüştü. Tam da tenâkuzu akıl yoluyla değil, gönül yoluyla çözebildiği için, sevgidir bunun adı. İbrahim o yüzden Halil”dir.

Diğer müminler ise çocuklarını değil, bir hayvanı boğazlamakla (nahr) emr olunduklarında bunun kendileri için illaki hayırlı bir sonucu olduğuna Allah”a kayıtsız şartsız bir itimatla inandıkları için İbrahim”in imtihanından paylarına düşen mütevazı paya razı olmuş oluyorlar.

Sadece kurbanda değil, bütün ibadetlerde ancak gönülle giderilebilen bu aklî tenakuz vardır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: