Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tek-kutuplu siyasete Çatı”dan yol aramak

Siyasetin askıya alınmasını açıkça ifade eden misyonuyla bir çatı Cumhurbaşkanı ne kadar kucaklayıcı olabilir? Siyaset üstü olunca insanlar daha mı kucaklayıcı oluyor yoksa siyasi pozisyonlara karşı tanım gereği itici veya kaçıcı olmayı mı benimsemek durumunda olurlar?

Siyaset her durumda halkın devreye girmesi, görüşlerini ifade etmesi, bunun savunmasını ve kavgasını verebilmesi anlamına gelir. Yine doğası itibariyle siyaset bir görüş ve duruş ayrılıkları alanıdır. Siyaset üstü olmak, siyasi olmamak, doğrudan halka veya topluma kapalı olmak anlamına gelir ki, bu pozisyonu takınan kişilere en fazla kinik bir uzlet yakışır.

Bu uzlet içindekiler herkese eşit mesafede olma ilkesini herkesi kucaklayarak değil hiçkimseyi kucaklamayarak uygulamaya çok daha yatkın olur.

Geçmiş örnekler herkesi kucaklama iddiasıyla yola çıka(rıla)nların mutlaka hedeflerinde dışlamayı seçtikleri çok daha geniş bir kitlenin olduğunu yeterince göstermiştir. Bu haliyle “herkesi kucaklama”, siyasette ikiyüzlü bir retorik olduğunu hiç bir zaman uzun süre gizleyemez.

Türkiye için şimdiye kadar biçilmiş Cumhurbaşkanlığı makamı da Turgut Özal ve Abdullah Gül örnekleri dışında hep bu siyaset üstü iddiayı dillendirdi ama hiç bir zaman hiç biri Cumhura dayanmadı, hiç biri de herkesi kucaklamadı. Halka hiç bir borç hissetmediği için kucaklamaya da çalışmadı. Çünkü hepsinin seçilme mantığında ve tarzında siyasetin yani halkın dışlanması sözkonusuydu.

Halkı, devletin potansiyel tehdidi gibi gören bir yaklaşım doğal olarak siyaseti de icra edilmesi zorunlu bir günah gibi görüyor. Ne yapsınlar ki, kurulmuş sistemde tamamen halksız da olmuyor. Devlet adına halkı bastırmak, kontrol altında tutmak için geliştirdikleri kurumsal vesayet tedbirlerinin başındakine Cumhurbaşkanı demişler.

Cumhurbaşkanını halkın seçecek olması bu makamın siyasete, yani halka açılmasının büyük bir adımı. Anayasada cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişkisinin kesilmesi aslında bu yeni konseptle çelişen ve en kısa zamanda tadil edilmesi gereken eski anlayışın bir kalıntısı.

Çatı adayı fikri de cumhurbaşkanlığına dair eski zaman beklentilerinin ve tasavvurlarının bir ürünü. Başbakanın “halka cumhurbaşkanı değil statükoya bekçi arıyorlar” sözleri durumu çok iyi tasvir ediyor. Bu bekçilik de “herkesi kucaklamak” ve “tarafsızlık” gibi kulağa ilk anda hoş gelen bir retorikle kamufle ediliyor.

Cumhurbaşkanlığının siyasete açılması, zannedildiği gibi onu herkesi kucaklayamayan bir makam kılmaz, aksine toplumun büyük çoğunluğuna uzak bir makam olmaktan kurtarır. Hiç kimsenin endişesi olmasın, siyasete açılan Cumhurbaşkanlığı makamı hem halka hesap verme bakımından hem de halkı kucaklamak bakımından çok daha elverişli bir makamdır.

“Kucaklayıcılık” retoriği, genellikle Erdoğan”ın siyaset tarzına dokundurmak üzere yapılıyor tabi. Başbakanın “kutuplaştırıcı” bir siyaset yapıyor olduğu ve herkesi kucaklayamıyor olduğu söyleniyor. Bu eleştiriyi yapan CHP”nin de onunla aynı çatı altında bugünlerde bir aşk yaşayan MHP”nin de Türkiye sathında ne kadar kucaklayıcı olabildiklerini görmek için son 8 seçimin sonuçlarını gösteren haritalara bir lahza göz atmak yeter aslında.

Ama bir de olayın bir başka boyutu var ki, şimdiye kadar Cumhurbaşkanlığı makamından beklentilerini de ifade eden çabalarına bakılırsa yitik iktidarlarını bu yolla aradıkları çok net görünüyor. Aradıkları şey tek-kutuplu, muhalefetsiz siyaset. Nostaljik bir duyguyla özledikleri diktatörlük günleri yani.

Çatı cumhurbaşkanı kendi tek parti dönemlerinde sergiledikleri ve belli bir azınlık-makbul vatandaş tipinden başkasına göz açtırmayan o tek-kutuplu siyasetlerini restore etmenin bir yolu, bir umut kapısı.

Bugün siyasette kutuplaşma olarak eleştiri konusu ettikleri şey, aslında siyasetteki çeşitlenmeden, çoğulculaşmadan, demokratikleşmeden başkası değil. Bu çok-kutuplu siyasetin önünü açan Erdoğan”ı bir yandan kutuplaştırıcı olmakla bir yandan da otoriterleşme veya diktatörleşmekle suçlamaları onları gerçekten gülünç duruma sokuyor. Dünkü Star Açık Görüş”te Murat Güzel çok güzel yakalamış:

“Erdoğan diktatörleşiyor, toplum kutuplaşıyor! Bu cümleyi oluşturan iki bağımsız önerme, yani “Erdoğan diktatörleşiyor” ile “toplum kutuplaşıyor” arasında zımni bir “gereklilik” bağıntısı da izafe ediliyor dersek yanlış olmaz. Yani Erdoğan diktatörleştiği için toplum kutuplaşıyor! Kutuplaşmanın gai illeti olarak “diktatörleşme”nin gösterilmesi ise birçok mantıki tenakuz da doğuyor elbette. Kutuplaşma diktatörden nefret etmenin bir sonucu olarak yaşanan bir toplumsal süreçse, eleştirilmesi değil övülmesi gerekli bir vetire yaşanmaktadır çünkü. Yok eğer, toplumsal ve siyasal kutuplaşmayı “diktatör” istiyorsa, onun diktatör olduğunu ileri sürmenin bir anlamı kalmıyor. Ya da diktatörlüğün tam da istenmeyen sonuçları olarak bu süreçler ortaya çıkıyorsa, bu durumda diktatörün zannedildiği kadar da muktedir, yani zannedildiği kadar diktatör olmadığı kabul edilmeli.”

Kutuplaşmanın olduğu yerde diktatör olmaz. Diktatör kutuplaştırmaz, yapay biçimde ve bastırarak da olsa, bütünleşmiş-kaynaşmış yanılsamasıyla tek kutuplu bir toplum yaratır.

Retorik ne kadar güçlü olursa olsun, gider, gerçeklerin kıyısına vurur. Cumhur, kendisini kimin ne kadar kucaklayabildiğini doğrudan yaşayarak biliyor zaten, ve şimdi söz o cumhurun.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: