Prof. Dr. Yasin AKTAY

Teamül illüzyonu

Kılıçdaroğlu ve genel anlamda CHP”lilerin özellikle son zamanlarda demokratikleşme konusunda zaman zaman doğru bir siyaset çizgisine doğru meylettikleri oluyor. Bu konuda AK Parti ile bir demokratikleşme yarışına heveslenmeleri hayra alamet. Darbecilerle mücadele konusunda önceki genel başkan Deniz Baykal”ın meydan okurcasına Anayasa”nın 15. Maddesini kaldırmayı teklif etmesi, şimdiki genel başkan Kılıçdaroğlu”nun yine benzer bir rest ağzıyla TSK iç hizmet kanununun 35. Maddesini kaldırmayı teklif etmesi bu hevesin bir sonucu.

Bu heves iyi de, bu hevesin sonucunu getirme konusunda aynı ısrarı sürdüremiyor olması her seferinde kendilerini zor durumda bırakıyor. İlkinde resti gören hükümetin hemen olumlu cevap vermesi ve Anayasa paketine 15. Maddeyi eklemesi karşısında CHP”nin gerçek anlamda zor durumda kaldığı anlaşılıyor. Çünkü bu sayede aslında 15. Madde ile ilgili hiçbir sorununun olmadığı hatta Baykal”ın Kenan Evren”i hatta 12 Eylülcüleri bile fena halde, tutkuyla seviyor olduğu ortaya çıkmış oluyor. Sonra 12 Eylül”ün yargılanması karşısındaki anayasal engel olan geçici 15. Maddenin kaldırılmasına karşı bin dereden su getirerek muhalefet etmek zorunda kalıyorlar

35. Madde”de de aynı şey yaşandı. Belli ki CHP”liler hükümetin TSK ile karşı karşıya kalmaktan çekineceği üzerinden yapmış bütün hesabını. Hükümet bu konuda hiçbir çekincesi olmadığını ilan edince Cemil Çiçek”in benzetmesiyle öneriyi resmen cami avlusuna tek etmiş oldular. Önerdikleri değişiklik durduk yerde TSK”ya mevcut halinde bile olmayan bir “darbe yapma hakkı”nı resmen tanımış oluyor.

Yoksa aslında CHP de ister demokrat olmayı, hatta gerektiğinde demokratikleşme için AK Parti ile yarışa girmeyi. Ama bu iktidar ile gerçekten bu konuda hiç ağız tadıyla restleşme oyunu oynanmıyor, hemen ciddiye alıyor. Resti görüyor hemen. Halbuki demokrasi, anti-militarizm dediğin o kadar ciddiye alınması gereken bir şey olmamalı, değil mi ya?

Şimdi YAŞ sürecinde ortaya çıkan durum için Kılıçdaroğlu hükümetin TSK”nın teamüllerine müdahale etmemesi gerektiğini söyleyerek demokratikleşmeye kendince, ama daha sahici katkısını sunmuş oluyor. Askerin kendi kendine oluşturmuş olduğu ve yıllardır hiçbir iktidarın itiraz etmeyi aklının ucundan bile geçirmemiş olduğu teamüllerine uyulması gerekirmiş.

Nedenmiş o?

Asker başka bir cumhuriyetin askeri midir? Askerin başka bir anayasası mı var? Teamülleri anayasanın üstünde midir? Belli ki şimdiye kadarki teamüller anayasanın üstünde bir düzeni fiili durum olarak sivillere benimsetmiş durumdaydı. O yüzdendi ki siviller hiçbir zaman askerin karşısında kendilerini iktidar olarak göremiyorlardı. Çünkü “teamül” kelimesinin etrafında döndürülen gizemli iktidar anayasayı da, yasaları da iktidarı da sivil hayatı da başka türlü görmeyi sağlıyordu.

Oysa sadece kendin olmaya cesaret ettiğinde, anayasanın ve yasaların laf olsun diye yazılmamış olduğunu hatırladığında, teamüllerle kurulan iktidar alanının bir illüzyondan ibaret olduğunu anlamış oluyorsun.

Yasalar askeri açık bir biçimde sivil iktidarın emrine vermiştir. Esasen bu yasaların metninde bir muğlaklık varsa bile bu muğlaklık mutlaka bu ilke etrafında en açık şekilde tasrih edilmelidir. Silahlı kuvvetler medeni ülkelerde sivil güçlerin emrinde olan teknik kadrolardan ibarettir, yaptıkları işlerden dolayı toplumun diğer kesimlerine karşı ne bir üstünlükleri ne de bir aşağı konumları vardır. İktidarın kendisiyle çalışacak olan komuta kadrolarını kendisinin seçmesinden daha doğal bir hakkı olamaz

Hele bugünkü gibi iktidara geldiği andan itibaren gemi azıya almış gibi tırmanan terör gerçeğinin hesabını vermesi gereken iktidarın güvenlik alanını düzenleme girişimleri hiçbir şekilde eleştirilemez. Komuta kademesinin şekillenmesinde hiçbir yetki ve inisiyatif kullanmayan, bu işi tamamen TSK”ya bırakan bir hükümet terörün hesabını nasıl verecek?

Bunun hiç de adil olmayan bir sorumluluk ve yetki paylaşımı olduğu çok açık. Kendi teamülleriyle bir tür özerklik ve dokunulmazlık alanı kullanan TSK ne durdurmakla görevli olduğu terörü durduruyor ne de terörle mücadeledeki açık başarısızlığın hesabını vermeye yanaşıyor. Daha fenası, tamamen kendi özerk alanında cereyan eden ve şimdiye kadar hiç kimsenin müdahalesine izin vermediği alanda cereyan eden başarısızlıklarının hepsinin hesabını da hükümetlere yıkmaktan geri durmuyor. Açıkçası bu büyük bir haksızlıktır.

Tabii ki YAŞ teamülleri TSK”nın özerk alanına bırakılamaz. Yukarıda andığımız yetki-sorumluluk çerçevesinden ayrı olarak hükümete karşı hasmane tutumlarını gizlemeyen komutanların hükümet kararnamesiyle terfi edilmeyi doğal hakları olarak görmeleri de ayrı bir tuhaflıktır. Bu tuhaflıklar teamül illüzyonuyla şu ana kadar yeterince net görülemiyor olabilirdi, ama artık yeni teamüllerin oluşmasıyla bu işteki tuhaflık biraz daha açık görülüyor. Herkesin artık yeni teamüller penceresinden görmeye çalışmasında büyük fayda vardır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: