Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tayyip Erdoğan”ın liderliği

Cumhurbaşkanlığı seçiminde son kavşağa girdiğimiz bu günlerde, daha önceki hiç bir Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşanmayan türden bir atmosferi yaşıyor olmamız gayet doğal. Çünkü hem önceki seçimler doğrudan halk tarafından yapılmıyordu hem de bundan önceki hiç bir cumhurbaşkanlığı seçimi arifesinde o makama liyakati ve hak edişiyle bu ölçüde tartışmasız bir aday yoktu.

Daha önce parlamenter hareketliliğiyle belirlenen ve bu düzeydeki entrikalara, vesayet unsurlarının müdahalelerine açık olan süreçlerin yerinde bugün halkın doğrudan kararını vereceği bir süreç var. Sözkonusu olan Recep Tayyip Erdoğan olduğunda, halkın ne karar vereceğinde neredeyse hiç kimsenin kuşkusunun olmaması ise süreci başka bir anlamlı kılıyor.

Erdoğan”ı sevenler de ona muhalif olanlar da, onun halktan geçer oy alacağına emin gibiler. Seçim, sonucu önceden belli bir süreç gibi. Muhalefetin hamleleri seçimi almak için değil, olmayasıca bu seçimden en az hasarla kurtulmanın telaşını yansıtıyor. O yüzden CHP ve MHP kendi adaylarıyla çıkmaya cesaret edemediler. Çünkü onlar da artık iyice anlamış durumdalar ki, çıkaracakları aday gerçek anlamda bir liderle yarışacak ve daha baştan beri hiç bir şansı yok.

O yüzden halka, yani içinde kendi seçmenleri de olan halka giderken, kendi parti çizgileriyle hiç alakası olmayan birini öne sürdüler.

Bir kabus gibi çökmüş bulunan cumhurbaşkanlığı seçiminde öne sürdükleri bu çatı adayı kendilerine koruyucu bir kalkan oluşturabilecek mi?

Çatı adayın kimliği, profili, muhalefetin bu seçimden hiç bir beklentisinin olmadığını ve durumu en az hasarla geçiştirmek istediğini gösteriyor. Görünen kadarıyla, çatı aday çırpındıkça batıran bir çaresizliğin ifadesi gibi algılanıyor ve bilhassa CHP”nin içine kolay çözülemeyecek ukdeler atıyor. Bu ukdeleri çözmeye çalışırken yaşamak zorunda kalacağı değişimlerin CHP”ye yaraması umulabilir.

Recep Tayyip Erdoğan”ınsa kararının ne olacağını yarın itibariyle herkes duymuş olacak. Onun tercihi hiç kuşkusuz asıl hikayenin asıl kahramanının kararı gibi karşılanacaktır.

Türkiye halkı son 20 yıldır ülkenin gidişatına damgasını vuran, kendisiyle özdeşleşmiş gerçek bir liderin hikayesini izliyor. O hikaye başladığı günden bu yana hiç düşme eğilimi göstermeyen, sürekli yükselen başarı kesitleriyle dolu.

O hikayede sorunlar yumağı haline gelmiş İstanbul”un anlamlı bir seçim galibiyetinin ardından dillere destan olan başarılı bir idaresi var. Ardından okuduğu bir şiir dolayısıyla önü kesilmeye çalışılan bir sahnesi var. Sonra “muhtar bile olamaz” denilmişken halka musallat olmuş kötü siyasetçilerin tamamından net bir seçim galibiyetiyle milleti kurtararak gelişi var.

Sonrasında halkla kurulan gerçek, organik ilişkiler, hep halkın lehine çalışırken sürekli önü kesilmeye çalışılan ve sürekli bütün komploları boşa çıkaran sağlam bir irade var.

Ayışığı, Sarıkızı, Ergenekon”u, Balyozu, 27 Nisan”ı, Cumhuriyet mitingleri, 367″si, kapatma davası, Gezi ayaklanması, 17 Aralık”ı, 25 Aralık”ı ile seferber olmuş kötülükler, garip ve sürpriz ittifaklar, zarif ihanetler…

Bütün bunlara karşı Davos”la, Mavi Marmara ile, 28 Nisan”la, 22 Temmuz”la, 12 Eylül”le, 11 Haziran”la, milli irade mitingleriyle ve 30 Mart ile ortaya konulan net cevaplar…

Bu karşılaşmaların toplamından tarihte de eşine zor rastlanır net bir hikaye bütünlüğü çıkıyor. Tarihte kendi içinde bu kadar tutarlı, bütünlüklü ve bir yere doğru ilerleyen bir lider hikayesi bulmak çok zordur. Erdoğan”ın hayat hikayesi bile başlıbaşına istisnai bir hikayedir ve bu onun liderliğini daha bir tartışılmaz kılıyor.

O yüzden Erdoğan”ın kararı basitçe Cumhurbaşkanlığı makamını yönetmeye talip bir adayın kararından ibaret değil. 20 yıldır halkın gözü önünde cereyan eden ve halkın kendisini ait hissettiği bir hikayenin bütünlüğünü bozmayan bir karar olacaktır.

Esasen Erdoğan, başbakan olarak da bu ülkenin lideri olmaya devam ediyordu. Cumhurbaşkanlığı makamı onun liderlik vasfında bir değişim meydana getirmez. Zaten 2007″de Cumhurbaşkanlığı makamında kimin oturacağına yine kendisi bir lider olarak karar vermişti. O kararı verdiğinde, onu lider olarak tanıyan halk bu kararına nasıl bir cevap verdiyse, bugün de aynı cevabı vereceğinden kuşku yok.

Ancak bir gerçek de var ki, o kararındaki isabetliliği onun liderlik vasfının halk nezdindeki kabulünü çok daha fazla pekiştirmiştir. 2007″de cumhurbaşkanı makamına oturmuş olsaydı, o zamandan sonra yaşanan bir çok darbe teşebbüsü, anayasa referandumu, uluslararası krizler ve seçimlerin sonuçları nasıl olurdu? Bu soru bile, onun liderliğinin makamları da paranteze alan, onları aşan bir vasfa sahip olduğunu gösteriyor.

Cumhurbaşkanı olmaya karar verdiğinde, Erdoğan, hiç kuşkusuz AK Parti”nin, Genel Başkanı değilse de, lideri olmaya devam edecektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: