Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tatbikat ve gerçek

Genelkurmay başkanlığının Balyoz, Sakal ve Çarşaf planlarıyla ilgili yaptığı açıklama bütün akıl almaz plan ve faaliyetlerin “tatbikat” veya “seminer” kavramının içinde değerlendirilerek yok sayılması gerektiğini farz ediyor. Askeri tatbikatlarda tasarlanan senaryolar farazi dost ve düşman birlikler arasındaki mizansenlerle bir sahada icraya konulur. Herkes tatbikat olduğunu bilir, zaten mavi kuvvetler ile kırmızı kuvvetler arasındaki mücadelede kimin kazanacağı da önceden bellidir. Hiçbir sürpriz yok sonuçta. Kendi kendine oynanan bir satranç gibidir her şey ve aslında hiçbir yaratıcılığı da yoktur. Askeri eğitimde mutlaka bir yeri, önemi ve faydası vardır tatbikatların, ama sadece tatbikatlarla bir ordunun nihai eğitimi ve geliştirilmesi mümkün olmuyordur. Çünkü hiçbir tatbikatta gerçek bir ölüm mevzubahis olmaz. Gerçek bir ölüm üzerine oynanan her türlü tatbikat, ne amaçla olursa olsun cinayettir. Gerçek hayatları riske atan bir tatbikatın hiçbir hukuki karşılığı yoktur.

Bir bakıma bu yüzden en iyi tatbikatlar gerçek düşmanlarla yürütülen savaş veya çatışmalarda olur. Birçok ordunun daha verimli bir tatbikat için başka ülke düşmanlarıyla ufak çaplı savaşları göze aldıkları da vakidir. Zaman zaman Ege semalarında Türk uçaklarıyla Yunan uçakları arasında yaşanan it dalaşları gerçeğe bir hayli yakın tatbikatlardır ve her bir ordunun dost ve düşman rollerini aynı ordunun içinde dağıtarak yaptığı tatbikatlardan daha verimlidir. Bunu bildikleri için Yunanistan ile Türkiye arasında it dalaşları olayı daha fazla büyütmeyecek sınırlarda tutularak sıkça yapılır. Onun dışındaki tatbikatlarda gerçek mermi bile kullanılmaz. Açıkçası sadece oyun oynanır.

Balyoz tatbikatında sorun her şeyin gerçek olmasıdır. Dostların isimleri de gerçek kullanılan bombalar da mermiler de savaş sahası da, dost ve düşman tanımları da… Tamamen gerçek şahıslarla ve gerçek ortamlarda uygulanan tatbikatta düşman doğrudan halkın kendisi oluyor. Fatih camii gerçek… Bu camiye bombayı koyması öngörülen şahıslar isimleriyle müsemma, yani gerçek… Bombanın konulacağı nokta da gerçek… Beyazıt Camii de gerçek, orada üzerinde oyun oynanacak hayatlar da gerçek… Ege”de kendi uçağımızın düşürülmesi niyeti de bir gerçek olarak dile gelmiş, orada duruyor.

Bir dış düşmanın ülkeyi tehdit ihtimaline karşılık alınabilecek tedbirlerin ele alındığı bir senaryo yok ortada. Senaryo baştan başa ülkede bir kaos yaratmayı TSK”nin başlatacağını öngörüyor. İrtica tehdidi bile yokken TSK”nın bu tehdit görüntüsünü ikna edici derecede yaratması hedefleniyor. Ortada bir terörist şiddeti yokken, yine ikna edici bir tarza bu terör görüntüsünü en etkili biçimde yaratmanın yolları teklif ediliyor. Bütün bu yollar teklif edilirken gerçek isimler ve yerler bütün detaylarıyla zikredilmiş.

Normal bir insan aklının alamayacağı bu cürüm içerikli planlar Türk halkının en çok güvendiği TSK”nin içinde 160”ın üstünde her rütbeden subayın bir arada bulunduğu bir ortamda hiçbir tepki veya itirazla karşılaşmadan sunulmuş. Olayın en vahim boyutlarından biri de bu. Bu kadar çok insan bir araya gelip bu kadar dehşet bir senaryoyu akıllarından ve dillerinden geçirebiliyor, yetmiyor, yazıya geçiriyorlar ve bunun üzerine beyin fırtınası yapıyorlar. Bugün ortaya çıktığında gayet normal bir şeymiş gibi önce sahipleniyorlar, sonra bunun kamuoyundaki karşılığını fark edip hemen çark ediyorlar, bunları aklının ucundan geçirmenin alçakça olduğunu ilan ediyorlar. Tıpkı diğer planlarda olduğu gibi. O olaylarda da önce yapılanın ne kadar normal olduğu konusunda kuşkusu olmayanların rahatlığıyla yakalanıyorlar, vahameti sonradan fark ediyorlar, aklı ve vicdanı olanın kabullenemeyeceği gerçeğine uyanıyorlar.

Teşhis açık ve net… Bambaşka bir düşünce tarzı, bambaşka bir gerçeklik âleminde yaşıyorlar. Bu âlemde gerçeklik algısı normal insanlarınkinden alabildiğine farklılaşmış durumda. Olmayacak şeyleri “tehlike” gibi görüyorlar, olmayacak insanları düşman olarak görüyorlar Don Kişot gibi ve savaş hazırlıklarına girişiyorlar. Ama bir kaç farkı var.

En önemlisi Don Kişot kendi gerçeklik algısıyla yapayalnız. Herkes onun gerçeklerden ne kadar kopuk olduğunun farkında. Ona eşlik eden arkadaşı onun bir hayal âleminde yaşıyor olduğunun farkında ama onu tedavi etmek için ona katlanıyor onun hayallerini paylaşıyor gibi yapıyor. O yüzden kendi halinde bir şizofren. Oysa bizde bu kopuk gerçeklik algısını bu kadar büyük bir kalabalık paylaşıyor. Bu gerçeklik algısı paylaşıldıkça gerçek olduğu duygusu daha da pekişiyor, otoriter ve baskıcı bir hal alıyor. Darbe yapmak bir askerlik mesleğinin en rutin faaliyeti gibi görülüyor ve bunun hiçbir kurala tabi olmayan apayrı bir hukuku olduğu düşünülüyor.

Ayrıca, Don Kişot”un kullandığı silahlar hayali, bizimkilerin kullandığı gerçek, bu da onları çok tehlikeli hale getiriyor. İlan ettikleri hayali düşmanlara karşı gerçek silahları doğrultarak felaketlere yol açabiliyorlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: