Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tarihsel zorunluluk ve tarihe yetişen CHP

Pek sevmem tarihsel zorunluluk lafını. Oldum olası insan iradesini, dolayısıyla siyaseti veya insani farkı imkansız kılan, yine dolayısıyla insani veya ahlaki tercihi önemsiz kılan bir yanı var. Gel gelelim Türkiye”nin demokratik dönüşümü uzun ince, çetrefil, engebeli ve hatta engelli bir süreç olsa da giderek bir tarihsel zorunluluk izlenimi veriyor. Nitekim, giderek anlaşılan o ki, bu süreç zaman zaman aksasa da, hiç bir şeyin değişmediğine, değişmeyeceğine dair umut kırıcı gelişmelerle karşılaşsa da istikamet anlamında geri dönüşsüz bir süreç. Bu sürece ayak uyduramayanlar, bu sürecin belli safhalarında bu sürecin ruhuna uygun davranamayanları, ayak uydurumayanları bekleyen en basit akibet, tarihin dışına düşmektir.

Türkiye”nin demokratik dönüşümü münhasıran Türkiye”yi ilgilendiren bir süreç de değil. Türkiye”nin tarhisel seyri, bölgesinde de doğrudan yansımaları, etkileri ve sonuçları olan bir seyir. Bunu Arap Baharı da denilen süreçte çok açık bir biçimde gördük. Arap Baharının yaşandığı bütün iklim kuşağı Türkiye”nin tarihsel derinliklerinin uzandığı bölgeler ve bu bölgelerin son yüzyıl içinde maruz kaldığı yönetimlerin en önemli misyonu paramparça olmuş bu iklim kuşağını birbirinden yalıtmak, birbirinden koparmak olmuştur.

Oysa Türkiye”nin “komşularla sıfır sorun politikası” olarak formüle edilen yaklaşımı bütün bu ülkelere müstemleke güçler tarafından yazılmış olan bu misyonun ötesine geçilmesini de içeriyordu. Sorunların sıfırlandığı ve bütün ülkeler arasında yeniden bir bütünleşmenin sağlanması, araya konulmuş olan sınırların anlamsız hale gelmesini sağlıyor. Giderek bu sınırların önemini yitireceği şekilde bir bölgesel bütünleşmenin somut faydaları kısa zamanda görüldü. Muhaberat rejimleri yavaş yavaş erimeye, çözülmeye başladı. Bunun yerine bölge halkları kısa süre içinde artan ilişki ve iletişimin kendilerine ne kadar büyük değerler ve zenginlikler kanandırdığını gördü. Bundan sonra bölgede çıkan bütün sorunların bir bakıma da bu tarihsel kerteyi sabote etmek üzere üretildiğini söylemek mümkün.

Türkiye”nin demokratikleşme süreci böylece sadece kendisini ilgilendiren bir konu olmaktan çıktı. Bölgede gelişen olaylar Türkiye”nin içine girdiği dönüşümü giderek kendi tercihi olmaktan da çıkarıyor. Üstelik bu tercihe sadece Türkiye değil, bölgedeki diğer aktörler de kaçınılmaz olarak yöneliyor.

Geçtiğimiz hafta içinde CHP lideri Kemal Kılçdaroğlu”nun Kürt sorununda elini taşın altına atmayı, çözümün bir parçası olmayı teklif eden yaklaşımı, tarihin görünen akışının dışında kalmama yönünde doğal bir refleks olarak da okunabilir. Kılıçdaroğlu”nun bunu görmüş olması kendisi adına önemlidir. Bunu gördüğü halde buna direnme isteği de baskın çıkabiliyor birilerinde. Tarihin insanların önüne çıkardığı yollara girmek hususunda herkes her zaman aynı rasyonellikte davranamayabiliyor. Binbir türlü hesap veya hesapsızlık devreye girebiliyor. Akıldan ziyade duygular karar alma sürecinde daha belirleyici olabiliyor. Bu da siyasetin veya siyasalın topraklandığı (enerjisinin ve etkisinin giderildiği) yer olabiliyor.

Kılıçdaroğlu”nun Kürt sorunu konusunda çözümün bir parçası olmayı iktidar partisine teklif etmesi, siyasete niyetli olduğunu gösteriyor. Siyaset yeri geldiğinde hiç kimsenin tahmin etmediği ama çözüm ve müzakereye yeni bir sayfa aralayan çıkışlar yapabilme maharetidir. Kılıçdaroğlu bu mahareti zaman zaman gösteriyor ve doğrusu bu yönüyle siyasette giderek izlenmeye daha değer bir liderlik sergiliyor.

Böyle yapmakla kendi tabanıyla çelişeceği veya kendi tabanında bir dağılmaya yol açacağı eleştirisine katılmıyorum. Aksine parti tabanları, liderliğin sergilediği özgün siyaset performansına her zaman daha olumlu bir cevap verir. Parti liderliklerinin kendi tabanlarını etkileme ve onlarda belli siyasi habitusları oluşturma kapasitesini asla küçümsememek gerekiyor. AK Parti”nin kendi tabanında bir çok konuda yarattığı dönüşüm bunun en iyi örneği olmuştur.

Kılıçdaroğlu”nun bu hamlesi ne kadar iyi ve olumlu bir hamle ise de Kürt sorunu konusunda yapılacaklarr hususunda MHP ve BDP”nin katılımını da şart koşması o kadar giriştiği işin niyetine aykırı bir şart. Demokrasilerde yüzde yüzü hedefleyen bir mutabakat şartı tam bir bidat ve hurafe. Ne ideal demokrasinin böyle bir şartı var ne de yapılacak olan işler bu kadar büyük bir mutabakat gerektiriyor. Demokrasilerde kurallar vardır ve kurallar çerçevesinde alınacak belli kararların yeter çoğunluğa sahip olması aranır.

O yüzden CHP”nin diyalog ve sorunun çözümüne ortak olma yönünde sergilediği tavra karşılık AK Parti”nin başka kimse olmasa da iki merkez partinin mutabakatının yeterli olacağını ve buna var olduğunu açıklaması siyasetin yolunun bu sefer hayli açık olduğunun işareti.

Ülkenin bir tarihsel seyri giderek zorunlulukları hatırlatıyor, ama yine de uyup uymamak tamamen insana kalmış.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: