Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tarihsel Hafıza: 1514″ü, 1914″ü nasıl hatırlıyoruz?

2014 yılı hem I. Dünya Savaşı”nın yüzüncü yıl dönümü hem de pek kimsenin hatırlamadığı 1514 yılında gerçekleşen Çaldıran Savaşı”nın yıl dönümü. Her iki olay bugün içinden geçmekte olduğumuz bir çok çatışma veya olaylar zinciri açısından tekrar hatırlanmayı, anılmayı, hatta yeniden değerlendirmeyi hak ediyor.

Ancak ilginçtir, bugünün Türkiye”sinin hatta Orta Doğu”sunun şekillenmesini beraberinde getiren I. Dünya Savaşı”nı anlamaya, analiz etmeye dair önemli bir etkinlik yok. Oysa günümüz Orta Doğu”sunda yaşamakta olduğumuz bir çok olay doğrudan bu savaşın sonuçlarıyla ilgili.

I. Dünya Savaşı”ndan sonra üç kıtaya yayılan Osmanlı toprakları paramparça olmuş bu parçalardan birisi Anadolu topraklarında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti olarak kalmışken, diğer yerlerde yirminin üstünde devlet kurulmuş. Bu devletlerin paylaşılması ve yönetilmesi halen bütün ülkelerin en önemli sorunlarından birisi, çünkü dünyanın hem en önemli enerji kaynakları hem de tarihsel sembolik sermayesi bu topraklarda yer alıyor.

Bugün İsrail sorununun ortaya çıkması da, Filistin davasının teşekkül etmesi de doğrudan bu savaşın sonuçlarıyla ilgilidir. Aslına bakarsanız, bugün Orta Doğu coğrafyasının neredeyse tamamına yakını yüz yıl önce Osmanlı”ya bağlı tek bir ülkedir. Tarihsel şartlar Türkiye”yi yüzyıl önce alelacele kapatılmış hesaplara tekrar dönmeye zorluyor. Bu hesabın tekrar görülmesini Türkiye talep etmese de bu coğrafyada yaşananlar talep ediyor. Türkiye”nin bu coğrafyayla ilgisini lüks bir ilgi saymak, bu coğrafyanın ve tarihinin derinliğine vakıf olamayanların işi. Türkiye istemese de bu alana çekiliyor.

Yavuz Sultan Selim”in Safevilere karşı giriştiği Çaldıran seferinin gerçekleştiği 1514 yılı ise sadece Safevilerle karşılaşmak açısından değil, aynı zamanda Türklerle Kürtlerin ve aslında başka bir çok milletin kaderlerinin kesiştiği bir tarihtir. Bu tarihten sonra İslam Dünyası yeniden şekillenmiş ve muhtemelen o günkü kararın üzerinden 400 yıl sürecek bir düzen kurulmuş olacaktır.

1514 yılında olup bitenleri farklı fikir zaviyeleri üzerinden anlamaya çalışmak ve günümüzde Türk-Kürt siyasi ilişkilerinin geleceğini tartışmak üzere geçtiğimiz günlerde Stratejik Düşünce Enstitüsü”nde “1514”ün Beş yüzüncü Yıldönümünde Türk-Kürt Siyasi İlişkileri Ve Yeni Yüzyıl” konulu bir çalıştay SDE Tarihsel Hafıza Araştırmaları Koordinatörü Orhan Miroğlu”nun moderatörlüğünde gerçekleşti.

Tabii ki 1514 yılını bugün Kürt-Türk buluşmasının önemli tarihsel kavşaklarından birisi olarak görmek, bugün yaşamakta olduğumuz sorunlarla ilgilidir. Bugünkü sorunlarımızın giderilmesinde 1514 buluşması, yani İdrisi Bitlisi”nin Yavuz”u Safevilere karşı yardıma çağırması üzerine gerçekleşen bu buluşma neticesinde gerçekleşen sözleşme bugün taraflar arasında yaşanmakta olan sorunlara nasıl bir ilham verebilir?

Tarihe müracaat etmek gerektiğinde Türklerle Kürtler arasındaki ilişkiler bağlamında bulunabilecek başka tarihler de kuşkusuz var. 1071 Malazgirt Savaşı da önemli bir tarihtir, Selahaddin Eyyubi”nin bir Türk beyi olan raşid Müslüman yönetici Nureddin Zengi”den aldığı emanetle Kudüs”ü fethetmesi de önemli bir tarihsel buluşma anı. Kürt Milliyetçisi Selahaddin”in Kudüs fatihi olma boyutunu unutup salt Kürt olma yanını bırakmaya çalışıyor.

Kudüs”ü fethetme misyonunu bir kenara bıraktığınızda, hele onu yetiştirmiş olan ve ona bu misyonu yüklemiş olan Türk beyi Nureddin”i ve babası İmaduddin”i yok saydığınızda Selahaddin”den geriye bir şey kalmaz ki.

Buradan aslında her iki topluluğun tarihsel misyonlarına dair tarihte sürekli tekerrür eden bir ortak kadere dair işaretler almak mümkün. Kürtlerle Türkler Kudüs, Hilafet, adalet ve ittihad-ı İslam idealleri çerçevesinde birlikte olmuşlardır. Ama sadece Kürtlerle Türkler mi? Bu idealler yetmiş iki milleti bir araya getirmiş idealler değil mi? Bütün hadiseyi sadece Türklerle Kürtler arasında yaşanmış gibi okumak, salt bugünün olaylarına takılıp kalmış olmaktan kaynaklanıyor.

Kuşkusuz insan hiç bir şeyi rastgele hatırlamıyor. Hatırlamak için bile bir istek, irade, motivasyon ve niyet lazım. Neyi hatırlayacağız ve niçin hatırlayacağız?

Bugünün Kürt gençleri 1071, 1187 ve 1514 yerine ısrarla neden 1914 ve 1925 yıllarını hatırlıyor? Çünkü birileri onlara sadece o tarihleri hatırlatıyor.

1925 yılını unutmak elbette mümkün değil. Kürtleri inkar etmeye başlayan, Kürtleri yok sayan yaklaşım etkileri itibariyle hafızalarda daha taze olduğu için onu hatırlatmak daha da kolay. Ama hafızalarda daha taze olması onun doğru yorumlandığı anlamına mı geliyor?

Kürt milliyetçisi bu olaydan Türklere karşı bir husumet çıkararak hatırlamakta ve hatırlamakta ısrar ediyor. Bu olaydan çıkarılabilecek en kötü sonuç ve giderek kendisine 1914 yılında hazırlanmış olan o ölümcül tuzağa, ırkçılık tuzağına kendini kaptırmasına yol açıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: