Prof. Dr. Yasin AKTAY

Tabii olmayan şartlarda “tabii ölüm” olur mu? Essam el-Aryan’ın ölümü

14 Ağustos sadece AK Parti’nin kuruluşunun yıldönümü değil. Aynı zamanda Mısır’da entrikalarla dolu bir darbenin ardından, bu darbenin kendisine karşı sivil direnişi kırabilmek adına suçuna suç, insanlığın utancına utanç katan vahşi katliamını gerçekleştirdiği günün yıldönümü. İkisinin aynı güne denk gelmesi, aslında iki siyasetin bugün İslam dünyasındaki karşıtlığının ne kadar geçerli ve belirleyici olduğunun da sembolik bir tevafuku.

Ortadoğu’da malum dünya düzeninin tarzı siyaseti darbeler, katliamlar, insan hakkı ihlalleri, işkence, akrep hapishaneleri, testere ile güpegündüz insanların öldürülmesi ve ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi. Bu ülkelerin yöneticileri kendi halklarına dayanmadıkları için varlıklarını yabancılara verecekleri rüşvetlere borçlu olacaklarını düşünüyorlar. O yüzden halklarından kopuk, ama İsrail’den, ABD’den veya Avrupa’nın emperyalist ülkelerinden medet umuyorlar. Bu uğurda vermedikleri taviz yok. İşte BAE’nin veliahtı İsrail’le olan gizli aşkını nihayet aşikar da etti. Kendi halklarına bu kadar açık saygısızlık etmemiş, kendi halklarının iradesini bu kadar açık inkar etmemişlerdi şimdiye kadar, iş bu noktaya da vardı.

Bizzat kendi babasına anlatamadığı bir yasak aşktır bu MBZ’nin. Ama şimdi kimseden gizlemeye bile ihtiyaç duymadan bütün pişkinliğiyle duyuruyor.

Bu siyaset tarzı elbette ABD ve İsrail ile çok uyumlu, o yüzden bütün iğrençliklerine, bütün insan hakkı ihlallerine, bütün katilliklerine, yolsuzluklarına rağmen ciddi bir eleştiri almazlar. Çünkü ABD, İsrail ve bazı AB çevreleri bunların doğrudan suç ortaklarıdır.

Bu siyasetin ötekisi Türkiye’dir. İslam dünyasında yönetimi kendi halkının iradesine bağlamış olan, ülke siyasetini halkıyla uyumlu götüren, bizatihi halkının iradesinin yansıması olan demokratik idaresiyle Türkiye. Bu performansıyla son 18 yıldır ciddi bir kalkınma sağlamış olan ve bölgede kendi haklarının sonuna kadar takipçisi olan Türkiye. Böyle bir Türkiye oyun bozan bir Türkiye’dir. Ortadoğu’da, Akdeniz’de istedikleri gibi at koşturmalarına fırsat vermeyen bir Türkiye. Siyonizmin şimdiye kadar tereyağından kıl çeker gibi işlemiş planlarına çomak sokan Türkiye.

Durdurmak gerekmez miydi?

Durdurulmaya çalışılmadı mı?

Şimdiye kadar Türkiye’ye bu rolü oynatan Erdoğan’a kaç operasyon, kaç darbe girişimi yapıldı?

İşte şimdi 14 Ağustos’ta buluşan iki tarz-ı siyaset.

Aslında birisi siyaset bile değil: entrika, darbe, ihanet, işgal, katliam, insanlık suçları.

Mısır’da 14 Ağustos 2013 yılında Rabia Meydanı’nda gerçekleşen katliamda 3 bin kadar insan bizzat güvenlik güçleri tarafından açılan yaylım ateşiyle öldürüldü. Ölen insanların cesetlerinin toplandığı çadırlarsa yine güvenlik güçleri tarafından iş makinalarıyla toplanarak içindeki ceset ve yaralılarla birlikte ateşe verildi. Darbecilerin kendi vatandaşlarına reva gördükleri bu zulüm asırlarca insanların vicdanından silinemeyecek sahneler bıraktı geriye. Bu muameleye maruz bırakılanların hiç biri yanında bir çakı bile taşımıyordu. Mısır askeri şimdiye kadar ne İsrail askerine ne de başka hiçbir yabancı düşmana karşı sergilemediği şiddeti ve öfkeyi darbeyi protesto etmekten başka hiçbir suçları olmayan tamamen sivil masum vatandaşlarına karşı sergiliyordu.

Kendi vatandaşına bu muameleyi reva gören birinin ülkesine bırakınız yönetici olması, ülkesinde bir saat özgür dolaşması bile insanlığa büyük zulümdür. Bugün o yönetici bütün yalanlarıyla, ihanetiyle, kanlı elleriyle, yönetimdeki beceriksizliğiyle Mısır gibi büyük bir ülkeyi yönetiyor.

14 Ağustos’ta Rabia Meydanı’nda öldürülemeyenlerin büyük kısmı ise yakalanarak hapse atıldı. Bir kısmı düzmece mahkemelerle yargılanarak idama mahkum edildi. Zaten işkence ve kötü muamele dolayısıyla yavaş yavaş öldüren zindanlar geri kalanların akıbetini de haber veriyor. Her hafta birkaç kişinin ölü çıktığı zindanlarda 2017 yılında İhvan’ın liderlerinden 90 yaşın üstündeki Muhammed Mehdi Akif hiçbir tedavi ihtiyacı görülmediği için ölmüştü. Geçen sene Muhammed Mursi’nin suikast gibi ölümü herkesin gözü önünde cereyan etmişti.

Tevafuk bu ya, bu sene de tam Rabia katliamının yıldönümüne denk gelen günde Hürriyet ve Adalet Partisi (HAP) Genel Başkan Yardımcısı Essam el-Aryan 66 yaşında vefat etti. 30 Ekim 2013 tarihinde tutuklanan ve yaklaşık 7 senedir cezaevinde tutulan Aryan, içindeki sistematik işkence ve kötü muameleleriyle bilinen Akrep Cezaevi’nde ‘kalp krizi’ sonucu hayatını yitirmiş.

Mısırlı yetkililer ölümü için iki kelimelik bir açıklama yapmışlar: “Tabii ölüm”. Ne öncesi, ne sonrasına dair hiçbir açıklama yok. Aryan’ın aylardır hiçbir yakınıyla, avukatıyla görüşmediği, görüşemediği biliniyordu. Sadece o değil, Akrep Cezaevi’ndeki hiçbir tutuklu.

Tabii olmayan şartlarda tabii ölüm olur mu?

İnsanları tedavi hakkından, en temel insan haklarından mahrum bırakarak, hele akrep cezaevi gibi şartlarda sürekli ölümü çağıran şartlarda doğal ölüm olabilir mi?

Aryan’ın ölümünün tam da 14 Ağustos’a denk gelmesi, kendisinin, ülkesinin, İslam dünyasının yaşadıklarına dair dünyayı terk ederken yapmak istediği bir şahitlik isteği gibi. Allah şahitliğini kabul etsin, şehitlik makamına yüceltsin.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: