Prof. Dr. Yasin AKTAY

Suriye’deki tiyatro nasıl bitecek?

Hafıza-i beşer nisyan ile malul. Ama çağımızda işler o kadar hızlı gidiyor ki, bir gün önceki olayları bile unutuyoruz. Ortada bir de sistematik bir propaganda faaliyeti varsa unutturuluyoruz. İçinde yaşamakta olduğumuz olayların bile nedensel zinciri kısa süre içinde zihnimizde kopuveriyor.

Bugün Suriye’de DAEŞ’le mücadele adına Suriye’de uluslararası bir koalisyonla yüklenen ABD’nin gündeminde 5 yıl önce Suriye adına ne vardı?

Suriye’de Esad’ı kan dökmemek için ikna etmeye kim çalışıyordu ve bu esnada ABD ve Avrupalı ülkelerin baskısına kim maruz kalıyordu?

Suriye’de rejimin vahşi saldırıları kaç sivil insanın hayatına mal oldu?

DAEŞ nereden peydahlandı ve şimdiye kadar kaç kişinin hayatına mal oldu?

DAEŞ’le mücadele adına Suriye’ye gelen Rusya kaç DAEŞ’çi öldürdü, kaç tane de DAEŞ düşmanı Özgür Suriye Ordusu unsurunu öldürdü? Aynı soruyu ABD için de sorabiliriz.

Bütün bu rakamları derli toplu bir arada gördüğümüzde hafızamız sadece tazelenmiş oluyor. Çünkü her şey gözümüzün önünde cereyan ediyor ama ne yazık ki, olayın içindeki apaçık çelişkiler böyle bir manzaradan bakmadığımızda o kadar net görünmüyor. Çünkü gerçekleri inanılmaz bir gölgeleme ve bastırma gayretkeşliği söz konusu.

Son yazımızda bahsettiğimiz Abdülkadir Şen‘in Tüm Yönleriyle Suriye Devrimi başlıklı kitabı Suriye’de 5 yıl içinde yaşanan bütün bu olayları kronolojik ve nedensel zinciri içerisinde ortaya koyuyor.

Bu kitapta verilen bilgilere göre Rusya’nın Suriye’de 4 bin askeri bulunuyor. 3 Buyan M tipi Korvet, 1 Gepard tipi fırkateyn, 1 Vishna tipi keşif gemisi, 1 gelişmiş Kilo tipi denizaltı ilh.

Bir de rejime destek veren Şii milis gruplarının Suriye’deki iç savaşa müdahil olmalarının kronolojisi var. Buna göre Baas Tugayı, Ebu Fadl el Abbas Tugayları 2011 yılında; Zülfikar Tugayları, Asaibü Ehlül Hak, Seyyide el Şüheda Tugayı 2012 yılında, Ammar bin Yasir Tugayı, Hareketül Nüceba Tugayı 2013 yılında; Horasan Süvari Birliği 2014 yılında, Hasan el Mücteba Tugayı ise 2015 yılında Suriye’deki iç savaşa dahil olmuşlar.

Bu grupların yanı sıra Suriye’de rejim yanında faaliyet gösteren Şii milis grupları da var. Bunlar Bedir Tugayları, Devrim Muhafızları, Lübnan Hizbullahı, Mehdi Ordusu, Irak Hizbullahı gibi gruplar.

Şii gruplarla ilgili bilgiler enteresan. En dikkat çekeni Şii lider Ayetullah Sistani‘nin ABD’nin Irak’ı işgali esnasında 200 Milyon Dolar rüşvet karşılığında ABD ordusuyla savaşmanın haram olduğuna dair fetva vermesi. Sistani şimdilerde Suriye’de rejim yanında pozisyon almış bulunuyor. Şen, Sistani’ye karşı İran yönetiminden bir takım şantajlar olduğu iddialarını da paylaşmış ve “ABD ordusuna karşı savaşmak haramdır” fetvası verenlerin Suriye rejimi yanında bulunmalarını “küresel emperyalizmle mücadele” biçiminde sunmaları çelişkisiyle bizi baş başa bırakmış.

Kitabın “Suriye Muhalefeti” başlığını taşıyan 3. Bölümü Suriye’de rejime karşı direnen sivil ve silahlı grupların ayrıntılı bir dökümünü içeriyor. Sivil-siyasal oluşumların ve silahlı direniş gruplarının resmi web sayfaları, sosyal medya hesapları bilgilerinin de paylaşıldığı bu bölüm Suriye’nin başka bir fotoğrafını ortaya koyuyor. Her grubun ideolojik angajmanları, amaçları, askeri güçleri, amaca ulaşmak için kullandıkları stratejiler, finansal kaynakları, sosyolojik veya siyasi anlamda etkinlik gösterdikleri alanlar, toplumla geliştirdiği ilişkiler, Suriye iç savaşı sürecinde gerçekleştirdiği önemli eylemler ve diğer muhalif gruplarla ilişkileri ayrıntılı biçimde işlenmiş.

Bütün bu tablonun içinden Türkiye’nin Bayır Bucak Türkmenlerine gönderdiği yardımları durdurarak bunu dünyaya “DAEŞ’e destek diye sunanların kime nasıl hizmet ettiklerini de daha net görüyorsunuz.

Kuşkusuz bu tablodan aynı zamanda Suriye krizinin ne kadar derinleştiği ve her geçen gün çözümün ne kadar zorlaştığı da görülüyor. Bu durumun ortaya çıkmasında özellikle ABD dış politikası(zlığı)nın çok etkili olduğu da…

ABD’nin Irak’tan askeri varlığını çekmesi ile oluşan stratejik güç boşluğunun İran tarafından doldurulduğu sıkça değerlendiriliyor. ABD’nin Suriye konusunda da bu derece ikircikli bir politika izlemesi, uluslararası toplumu Suriye’de yaşanan trajedi konusunda mobilize etmede başarısızlığı, Rusya’ya da ABD’nin bölgesel pozisyonunu tahrip etme imkanları yaratmış görünüyor.

Ancak bugünlerde ABD’nin bu pozisyona aslında bilerek yattığını anlıyoruz. ABD’nin bizzat kendisinin bu kadar zayıf hatta kötü görünmekten bir şikayetinin olmadığı bugünlerde öne çıkan bir değerlendirme. Çünkü yönetilebilir bir kaosun, ABD’nin uzağındaki Ortadoğu’da ABD veya İsrail’e bulaşmayan bir yangının hem AB’ye hem bölgenin bütün ülkelerine karşı yıpratıcı, aşındırıcı bir etki yapmasının ABD’nin bir siyaseti olduğu okunuyor buradan.

Nitekim, Rusya’nın korkunç askeri gücüne rağmen Suriyeli muhalifleri dize getirememiş olması, Rusya’nın da Suriye’de sert bir duvara çarptığını gösteriyor.

Muhalifler rejimi devirme aşamasına gelmişken savaşa müdahil olan Lübnan Hizbullahı ve İran’ın askeri güçlerinin de lojistik açıdan her geçen gün zorlanmaya başladıkları gözlemleniyor.

Bu noktada devreye giren mafyatik uzantılara da sahip Şebbihaların caydırıcılığı artık ortadan kalkmış durumda. Suriye muhalefeti sahada her geçen gün daha da güçleniyor. Ancak muhalefetin güçlenmesi de sorunu tek başına çözecek bir veri olarak ele alınamaz, çünkü muhalefet Esad’ı yıkacak kadar güçlenince Rusya, değilse DAEŞ, o da değilse PYD’nin önü bizzat ABD tarafından açılıyor.

Nasıl mı? Anlamak için Şen’in kitabıyla sizi baş başa bırakmak gerekecek..

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: