Prof. Dr. Yasin AKTAY

Su işleri ve devlet

“Su İşleri” bugünlerde yaşamakta olduğumuz Cumhurbaşkanlığı seçim işlerinden daha az önemli değildir. Ama bunun böyle olduğunu toplumca anlayabilmemiz için başımızdan ciddi bir kuraklık tehlikesi geçmesi gerekiyormuş. Bugün herkes su işlerinin “sudan” bir iş olmadığını bütün ciddiyetiyle anlamış durumda.

Yaşamakta olduğumuz su sorunu sadece son yıllardaki yağışların azlığıyla izah edilemez. Küresel ısınma, su kaynaklarının yeni havzalara yönelmesini sağlıyor. Eski zamanlarda su havzalarının kaynak değiştirmesinin de belli bir periyodik takvimi olurdu ve bir dönem bol olan sular başka bir dönemde kıtlaşırdı. İnsanlar da tabiatın sunduğu bu periyotlara dayanarak kendi hayatlarını veya göç yollarını tayin ederlerdi. Türkleri Orta Asya”dan Anadolu”ya veya dünyanın başka yerlerine iten en önemli etkenlerden birinin bu su kaynaklarının dönemsel gel-gitleri olduğu bilinir.

Yine de su konusunda Doğu ile Batı arasında tarihin tamamına yayılan bir fark vardır. Bu fark Doğu”da devletin modern zamanlar öncesinde bir Doğu Despotizmi şeklinde ortaya çıkmasının Batı”da ise devletin daha zayıf kalmasının, buna mukabil özerk feodal güçlerin daha fazla öne çıkmasının en önemli sebebi olarak görülmüştür.

Yani devlet su işleri deyip geçmeyin. Su işleri Doğu”da devleti devlet yapan en önemli işlerden olmuş. Çünkü kıt ve uzak su kaynakları, suyun bütün ülkeye dağıtılmasını, üretimde kullanılmasını güçlü bir organizasyon sorunu olarak ortaya çıkarmıştır. Bu organizasyonun kurulması ve güvenliğinin sağlanması son derece güçlü iktidar yapılarının oluşmasını zorunlu hale getirmiş. Bu organizasyonu kuran veya denetimini elinde bulunduranlar ülkenin tamamını kendine bağımlı hale getirmiş, bunu korumak üzere geliştirdikleri silahlı güçleri de halk üzerinde despotik bir yönetimi sürdürmenin aracı olarak kullanmaya yönelmiş.

Oysa Avrupa”da durum böyle değildir. Su bolluğu insanların devlete olan bağımlılığını da nispeten hep daha az tutmuştur. Sulama gibi merkezi bir organizasyon gerektiren bir ihtiyaç olmadığı için daha yerel unsurlar, yani toprağın doğrudan sahipleri ortalama halk üzerinde kendi mülkiyetlerinin ürettiği doğal bir sonuç olarak bir güce sahip olmuştur. Bazı oryantalistler Doğu”da sivil toplumun gelişmemiş olduğuna dair tezlerini bile bu karşılaştırmaya dayandırırlar. Avrupa”da devletin iyice otoriterleşerek bütün ülke üzerine daha otoriter bir iktidar yapısı tesis etmesi, merkezi bir organizasyon gerektiren sanayi devrimiyle birlikte mümkün hale gelmiş. Sanayi, demiryoluyla, diğer ulaşım yollarıyla, üretim ve tüketim ağlarıyla her halükarda yerel sınırları aşan bir emperyal yayılma istidadına sahiptir. Bu devrimle birlikte ulus-devlet yapısı bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmış ve aslında Doğu despotizmi imgesini aratmayacak bir otoriterlik tesis etmiştir.

Su kaynaklarındaki durumları Asya ve Avrupa”nın tarihsel seyirlerini, siyasi ve toplumsal yapılarını temelden belirlemiştir.

Türkiye”de Su İşleri denilince akla ilk gelen, en önemli siyasi kariyerini de bu alandaki ilgisi dolayısıyla yaptırdığı barajlarla temin etmiş olan 9. Cumhurbaşkanımız gelir. Demirel”in uzun yıllar kırsal kesimde çok güçlü olmasının en önemli sebeplerinden biri belki su kaynaklarını ustaca takip etmiş olmasından kaynaklanmıştır. Demirel”in içinden geçmekte olduğumuz su sorununu bugünlerde kendisine yeni bir ikbal açılır beklentisiyle yakından takip etmekte olduğuna eminim.

Bugün yaşamakta olduğumuz şey suyun dönemsel olarak gelişi ve gidişiyle çok ilgili değil. İşin içine sanayileşmiş olmanın da girdiği ve dünyanın bütün rutinini tehdit eden bir süreç sözkonusudur. Su kaynaklarını daha insaflı kullansak belki her şeye rağmen bütün bu küresel ve yerel su nöbetlerinin etkileri telafi edilebilirdi. Oysu bugün suyun bir sorun haline gelmiş olması her şeyden çok bu sorumsuz kullanımdan kaynaklanmaktadır.

Su işlerinin idaresi bir iktidar yapısının, zulmüyle, adaletiyle, becerisi ve beceriksizliğiyle en önemli imtihan alanlarından da birisidir. Kur”an-ı Kerim”de kıt su kaynaklarının idaresinin Hz. Yusuf”a “adil ve bütün insanların hayrına” bir yönetim alanı açmış olduğunu öğreniyoruz.

Su kaynaklarının idaresi tam da insanların bütün kalite(sizlik)lerinin sergilendiği çok ayırt edici bir alandır. Ehliyetli, liyakatli, bir gözü ve bir kulağı mutlaka göklerde olanın, yer ve gök dengesini gözetebilenlerin üstlenebileceği bir iştir.

Su sorununu, iktidarları için bir fırsat alanı olarak gören siyaset muhterislerinin ilgi alanından uzak tutmanın bir yolu olsa, keşke…

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: