Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sözün doğrusu, münasip olanı

Bir süredir içinden “Kürt sorunu”, “PKK”, “KCK veya “BDP” geçen yazılar yazmaktan özellikle imtina etmeye çalışıyorum. Bu konularda sözün bittiğini düşündüğümden değil, aksine sözün hiçbir zaman bitmeyeceğini biliyorum. Üstelik sözü bitirmeye çalışanların bizi fena halde istedikleri yarlara sürüklemeye çalıştıklarını da hep beraber görüyor ve yaşıyoruz.

Sözün bittiği yer, kontrol edemediğimiz arkaik duygularımıza teslim olduğumuz yerdir.

Bizim kontrol edemediğimiz duygularımız ise, emin olunuz, birilerinin karanlık operasyonlara dönüştürebildiği enerjilere dönüşüyor.

Söz her zaman lazım, ama bazen susarak sözün en güzelini ortaya koymamız da mümkün. Duygularımıza sahiplenenlere teslim olmak için değil, sözün kıymetini artırmak için sözü bitirip susmanın daha hayırlı olduğu, daha çok şey anlattığı yerler vardır. Sarf edilen her sözün, muhtevasına bakılmaksızın, “dost” ve “düşman” sözü diye kodlanıp tasnif edildiği bir yerde kimsenin kimseden bir şey dinleyecek hali de kalmamış oluyor.

Vicdana hitap eden sesi duyulmaz hale gelmişse, söze de zulmetmemek gerekiyor. Vicdanın devre dışı kaldığı ve sadece yarattığı fırsatlara bakıldığı bir ortamda, sözün sorumsuzca orta yere bırakılması da tehlikeli bir hal alabiliyor. Bir tarafı eleştiren söz öbür tarafın haksızlıkları da dâhil, her şeyini haklılaştırmak üzere fütursuzca kullanılabiliyor veya daha az kötü bir ihtimalle “düşman sözü” diye hiç duyulmuyor bile. Saf sözün kendisi bir fitne haline gelebiliyor.

Oysa özellikle Kürt meselesinde yazıp çizdiklerimizin konuyu daha iyi anlamaya ve taraflar arasında bir yakınlaşmaya, bir anlamaya hizmet etmesini istiyoruz. Mutlaka iki tarafın da vicdanı sağlam, duyuları körelmemiş, kalpleri ve akılları selim olanları vardır. Ne yazık ki, süreci kontrol edenler bunlar olmuyor.

Ortada “birbirini anlamamak” gibi bir sorun var ama kahir ekseriyet bu durumdan şikâyetçi değil. Bir bakıma herkes kendi “yanlış anlama”sını, kendi önyargısını, kendi kinini, kendi nefretini, aslında Ali Şeriati”nin deyimiyle kendi zindanını seviyor. Çünkü bir zindanın içinde olduğunun farkında değil. İnsanı insanlıktan çıkaran o zindan insanlara bir cennet bahçesi gibi geliyor galiba.

Yüce Kitap boşuna demiyor ya, “herkese tutturduğu yolu kendisine hoş göstermişiz” diye. Gerçi aynı Yüce Kitap sözün en iyisiyle yolları kendi nefislerine hoş gösterilmiş zihinlere hitap etmeye devam ediyor. Hitap ediyor etmesine ama tercihi de insana bırakıyor.

Bizimse sözün en güzelini en münasibini bulup birbirimize münasip zamanlarda münasip şekillerde söylemek gibi bir yeteneğimiz yok. O güzel ve doğru sözü aramak gibi bir endişemiz de. Sözü başkasına karşı üstünlük kurmaya fırsat verdiği ölçüde önemsiyoruz. Oysa “güzel söz” bilhassa “aramızda ortak olan”, “vicdanımızın gördüğünde tanıyacağı, ortak olan sözdür”.

Sözün doğrusu, münasip olmayan zamanlarda münasip olmayan kişilere sarf edildiğinde “doğru” olmaktan da çıkar. Çok yanlış zamanlarda çok doğru sözler havada uçuşuyor, muhatabına düştüğünde vicdanı kıraçlaştırıyor, oysa o sözlerin de rahmet gibi yağacağı münasip bir yer ve zaman vardır.

Uludere”de, sınırda, ekmeğinin peşindeki insanların başlarına yağan bombalarla hayatlarını kaybetmesinin ne acısını ne de yanlışlığını hiçbir söz telafi edemez. Doğrusu savaşın çirkin ve acımasız yüzünü bin sözden evla bir biçimde göstermiştir bu olay.

Savaşı tercih eden tarafların bu olayın sorumluluğundan kaçacak yerleri yoktur. Hele saf bir vicdana hitap edecek bir sözleri, hiç yoktur. Savaşı kim ne kadar istediyse tabi… Devlet içinse gidenleri geri getirmeyecek ve hatayı telafi etmeyecek olsa da, bu aşamada münasip olan, ölenlerin yasını sahiplenmek, soruşturmayı acilen tamamlayıp sorumluları cezalandırmak, devlet ve hükümet adına özür dilemek ve zararları tazmin etmektir.

Olayda ölenler için Allah”tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: