Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sosyolojik bilginin itibarı ve sosyolog istihdamı

Türkiye”de sosyolojik bilginin yerinde kullanımının sayısız faydalarına somut olaylar ve örnekler üzerinden işaret edilebilir. Bu sayede ülkede devlet ile toplum arasındaki gerilimlerin azaldığı, yerine sağlıklı iletişim kanallarının devreye girdiği ve hem devlet çarkının daha etkili ve verimli çalışması hem de toplumsal sermayenin en verimli seviyelere yükseltilmesi yolunda önemli gelişmelerin kaydedilmiş olduğu söylenebilir.

Hatta buna mukabil, yakın geçmişimizdeki bazı toplumsal mühendislik örneklerinin, sosyolojik bilgiye kulak vermediği için, yapmaya kalkışanların ellerine yüzlerine nasıl bulaşmış olduğu da hatırlanabilir. 28 Şubat”ın kudretli generallerinden Çevik Bir”in bu konuda sergilediği anlayış tipik bir örnektir. Taha Akyol”un anlattığı olayda 28 Şubat”ın toplum mühendisliği operasyonlarının sosyolojik verilerden, değerlendirmelerden yoksun olduğu için halkta ciddi bir travmaya, ciddi bir kırılmaya yol açacağını kendisine hatırlatan Akyol”a Bir”in verdiği cevap ibretlik olmuştur (mealen): “sosyologlara sorduğumuzda kafamızı karıştırıyorlar”.

Oysa toplum mühendisliğine soyunanların kafalarının karışmaması gerekiyor, “toplumsal mevzuat” engelleriyle karşılaşmamaları gerekiyor. Belki tam da bu yüzden yapacakları mühendislikle kuracakları yapılar derme çatma, gecekondu gibi oluşumlardan öteye gidemeyecekti. Nitekim 28 Şubat”ın toplum mühendisliğinin ürettiği bütün yapılar çürük, dayanıksız ve kalitesiz çıktı. Politikalarının komplikasyonları ülkeyi neredeyse felç olmaya doğru sürüklüyordu.

Gerçi sosyolojik bilgiyi de açgözlü mühendis operasyonlarında basit ve sadece kısa vadeli sonuçlara ulaşmak için kötü emellerle kullanmak mümkündür. Bunun da sayısız örnekleri vardır. Ancak bunun da çaresi, modern toplumlarda sosyolojik bilgi ve değerlendirmenin konumunun biraz daha sağlamlaştırılmasından geçiyor.

Son yazımızda Türkiye”de verimli yönetim ve devlet-toplum bütünleşmesinde son zamanlarda kat edilen başarı ile yönetim kademesinde sosyolojik ilginin artan itibarı arasındaki paralel ilişkiye dikkat çekmiştik. Ancak bu paralelliğin paradoksal bir biçimde Türkiye”de sosyoloji eğitiminde ve kamuda veya özel sektörde sosyolog istihdamına orantılı bir biçimde yansımadığını söylemiştik. Ne yazık ki daha ötede, yüksek öğretim düzeyinde sayıları aslında giderek artan sosyologların istihdamına karşı ciddi boyutlarda bir ilgisizlik var.

Türkiye”de 43”ü devlet ve 20”si vakıf üniversitesinde olmak üzere 63 Sosyoloji Bölümü bulunuyor. Bu bölümlerin öğrenci kontenjanı yılda toplam (2008 ÖSYM sonuçlarına göre) 2838”dir. Sadece 2008 KPSS”de puanı hesaplanan sosyolog sayısı 5091”dir. İlk defa 2005 yılının sonunda sosyolog alımına başlayan devlet, bu üç yıl zarfında sadece 164, son alımda da sadece 24 sosyolog almıştır. Örneğin Adalet Bakanlığı”nda, belediyelerde, emniyet müdürlüklerinde ve SHÇEK”da aynı işi yapan diğer meslek gruplarından Psikologlar (% 13,4) ve Sosyal Hizmet Uzmanlarıyla (% 26,4) karşılaştırıldığında Sosyologlara verilen kadro oranı (çok daha yüksek başvuru oranına rağmen) çok daha düşük (% 0,4) düzeyde kalıyor.

Kaldı ki sosyologlar, kamu kurumlarında çeşitli görevler alsalar dahi, özlük hakları açısından, kadrolarının ve hizmet sınıflarının tanımlanmamasından kaynaklanan ciddi eşitsizliklerle karşılaşmaktalar.

İstihdam alanında bir cazibe yaratılmadığında bir bilim alanının yeterli bir gelişmeyi kaydetmesi çok zordur. Üniversitelerde sosyoloji eğitimi yeterince yaygın olmakla birlikte mesleğe ilginin daha kaliteli seviyelere çıkarılabilmesi mesleğin istihdam alanındaki iyileştirmeleriyle mümkün olabilir. Bu kadar iyileştirme olmadan bile devlete, demokrasinin gelişimine ve genel olarak topluma yüksek katkısını kanıtlamış olan sosyoloji mesleğinin güçlendirilmesi için alınması gerekli acil tedbirler vardır.

Bir defa liselerde eskiden daha ağırlıklı olduğu halde son zamanlarda azaltılmış sosyoloji eğitiminin (felsefe ve psikoloji dersleriyle birlikte) mutlaka daha fazla önemsenmesi gerekiyor. Gerekirse, üniversite sınavlarında “felsefe grubu” sorularının artırılarak liselerde de böylece daha fazla önemsenmesi sağlanmalıdır. Bunların genç kuşaklarda sosyolojik ilgiyi artırarak daha donanımlı ve kaliteli bir gençliğin yaratılmasının yanı sıra, dolaylı olarak sosyoloji istihdamına da olumlu etkide bulunacağı açıktır.

Ayrıca bilhassa Adalet Bakanlığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı, SHÇEK, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğünün bir çok birimi ile Kültür Bakanlığı gibi devlet birimlerinde sosyolog istihdamının modern toplumlar için artık lüks sayılmadığını ve bu alanlardaki sosyolog istihdamının daha eşgüdümlü, bütünleşmiş ve sağlıklı bir devlet-toplum işleyişini getireceğinden kuşku duyulmamalı.

Bu konuda kendisi bir sosyolog olan AK Parti Çorum milletvekili Cahit Bağcı”nın hazırlamış olduğu rapora ve önerilerine, ayrıca MHP Kütahya Milletvekili Prof. Dr. Alim Işık”ın sosyologların özlük haklarıyla ilgili vermiş olduğu soru önergesine kulak vermekten geri durmamak gerekiyor.

Sosyolojik bilgiye itibar edildikçe vehimlerimizle kurduğumuz dünyalardan daha gerçek, daha insani ve daha işlevsel bir dünyaya doğru hızla yol alacağımızı unutmadan…

Düzeltme: Son yazımızda sosyoloji eğitimlerine değindiğimiz Başbakan Erdoğan”ın büyük kızı Esra Erdoğan Amerika”da şu anda sosyoloji alanında doktora yapıyor; diğer kızı Sümeyye Erdoğan ise tarih değil, kamu yönetimi okumuş, sonra da Sosyal Politika alanında LSE üniversitesinde yüksek lisans yapmıştır. Düzeltme için uyaran Ayşenur E.”ye teşekkür ederim.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: