Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sosyal bilimcilerin FETÖ imtihanı

FETÖ’nün dayandığı veya etkilediği toplumsal kesimleriyle aynı zamanda ciddi bir sosyolojik olgu olduğunu söylemiştik. Tam da bu boyutu yıllarca bir dizi akademisyenin de ilgisini çekti. Bir sivil toplum hareketi, bir eğitim gönüllüsü hareket ve bilahare her alana el atmış, her alanı örgütlemeye çalışan korporatist bir sosyal iktidar hareketi olarak sosyal bilimcilerin ilgisini doğal olarak çekmiş olan hareket hakkında yine de bu yaygınlığıyla ve etkisiyle orantılı bir sosyal bilim literatürü oluşmuş değil.

Bunun en önemli sebeplerinden biri, hareketin kendisi hakkındaki literatürün eğilimlerini, yönünü ve içeriğini belirleme konusundaki aşırı müdahilliği. Bu müdahillik düzeyi Gülen hakkında ortaya çıkan literatürün çok azı müstesna neredeyse tamamına yakınının adeta bir Gülen güzellemesine dönüşmesine yol açmış durumda.

Bir kısmı tamamen FETÖ tarafından finanse edilen bu araştırmaların bir kısmı da Gülencilerin olduklarından çok farklı ve tabii ki istedikleri gibi görünmek konusunda sergiledikleri aşırı dikkatle araştırmacıları yanıltmaları.

Şerif Mardin bir yerde Gülen hareketini çalışma konusunda karşılaştığı bu zorluğu aynı şekilde ifade etmişti. Ona göre harekete mensup olan insanlar bir sosyolojik araştırmacıyı kendi halinde bırakmıyor, kendilerini açmıyor, herhangi bir konuda gerçekten kendi düşündüklerini ifade etmek yerine araştırmacıyı görünür bir biçimde manipüle etmeyi önceliyordu.

Gerçi bu manipüle edici tavrın bir sosyal bilimciye hareketi anlamak konusunda mutlaka önemli bir izlenim de vermiş oluyordur, ama sayıları milyonu aşan bir toplumsallığın sosyolojisini yapmak konusunda ciddi bir zorluk çıkarmış olduğu da bir gerçek.

Bu konuda ortaya konmuş bir çok sosyal bilim çalışması, o yüzden, hareketin FETÖ olarak tezahür etmesiyle birlikte tamamen geçerliliğini kaybetmek durumunda kaldı. Çünkü hareket bu çalışmalarda tamamen kendini dünyaya pazarlamak istediği gibi, bir hoşgörü, diyalog, siyaset dışı bir sivil toplum ve gönüllülük hareketi olarak yansıtmayı başarmıştı.

O akademik çalışmaları yapanlar bugün bu hareketin bırakınız hoşgörü ve diyalogu, kendisi dışında hiç kimseye karşı zerre kadar hoşgörü taşımadığını, bir gönüllülük boyutu varsa bile hiçbir sivil yanının olmadığı, alabildiğine iktidar odaklı ve askeri bir istihbarat örgütü gibi aşırı disiplin içinde örgütlenmiş bir hareket olduğunu görmüş olarak hareket hakkındaki gözlemlerini veya tespitlerini çöpe atmak zorunda kalıyorlar. Hareketin sivilliğine ve gönüllülüğüne dair bizzat hareket tarafından sipariş edilen vurgulara mukabil, Avrupa’da ve dünyada karşılaşılabilecek en güçlü mafya ve suç örgütü ile karşı karşıya kalmak, sosyal bilimcileri nasıl bir duyguya sokar?

Tarihin Sonunu doksanlı yılların başında ilan eden Japon kökenli Amerikalı Sosyal bilimci F. Fukuyama sivil toplum, dayanışma ve toplumsal örgütlülüğün ürettiği güven ilişkilerini bir sosyal sermaye olarak ele almıştı. Sosyal sermaye bir toplumun gücünün en önemli kaynaklarından biridir. Toplumda sivil toplumun örgütlülüğünün genel olarak çok iyi olduğunu anlattığında, özellikle birileri, bu sivil toplum örgütlerinin devlet içindeki kadrolaşması sorunuyla nasıl baş edilebileceği sorusuyla karşılaşmıştı. Çözümlemelerinde Amerikan toplumunu baz alan Fukuyama, böyle bir sorunun da farkında olduğunu ve sivil toplum örgütleri veya dini cemaatlerin devlet kurumlarında kadrolaşmalarının bile toplumu tehdit etmesinin bir vehim olduğunu söylemişti.

Doğrusu Fukuyuama’nın 17 Aralık ve bilahare 15 Temmuz’dan sonraki yaptıklarıyla FETÖ’nün performansından habersiz olduğunu söyleyebiliriz. Aslında belki 15 Temmuz ve 17 Aralık’ta FETÖ’nün performansına biraz daha muttali olsa, muhtemelen halihazırda FETÖ tarzı bazı cemaat yapılarının Amerika’yı zaten çoktan teslim almış olduklarını da görürdü. Bugün Amerika’nın dış siyasetindeki kendi kendine zarar veren parçalanma ve tutarsızlıkta dış siyasetine yön veren lobilerin Amerikan çıkarları yerine kendi çıkarlarını önceleyen manipülasyonlarının az mı etkisi var? Bugün Ortadoğu’da Amerika’nın tutarlı ve kendine yarayan bir siyaset güttüğünü kim söyleyebilir?

Amerika bugünkü haliyle aslında ölmüş de salasını okuyan yok. Yoksa her geçen gün düşmanlarını artıran, kendilerine yönelen nefreti katlayan Amerika, bütün bunları kendi kendine mi yapıyor zannediyorsunuz? ABD içinde faaliyet gösteren ve ABD’nin dış politikasını, iç politikasını yönlendiren kaç tane FETÖ gibi çalışan, örgüt vardır sizce? Ortadoğu’da ABD aleyhine şiddetli bir nefret dalgasını tahrik edecek şekilde Obama’nın geçtiğimiz günlerde İsrail için onayladığı 38 milyar dolarlık tahsisat, hangi Yahudi lobisinin etkisiyle yapıldı?

Aslında bunlarla son zamanlarda çokça düşüp kalkan FETÖ Amerika’daki bu lobilerden kaptığı bütün huyları ve akılları Türkiye’de de uygulamaya kalktı. Türkiye içindeki bu sinsi faaliyetleri ve niyetleri açığa çıksa da Amerika içinde bu yoldan ilerlemeye devam ediyor ve Amerikan sistemi devlet kurumları içindeki bu tür yapılara karşı bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek ciddi anlamda korunaksız.

FETÖ’nün akademik dünyayı da yanıltan kapalılığından ve onu bilimsel olarak çalışmanın zorluğundan bahsediyorken konu nasıl da ABD’nin de güvenliği meselesine geldi!

FETÖ’nün ortaya çıkan yeni hali demek ki konuyu sürekli olarak güvenliğe çekmeye teşne. Dünyaya saygın bir din adamı görüntüsü vermeye hala devam eden Gülen’in bu imajını satın almaya hazır medyaya karşılık, biraz daha dikkat gerektiren akademik çevrelere de aynı PR’ı yapmaya devam edip edemeyeceğini göreceğiz.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: