Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sorunun adını doğru koymak

İmralı”daki görüşmelerle başlayan yeni sürecin toplumdaki yansımaları ortaya çıktıkça sonraki adımların atılmasına yönelik toplumsal talebin de giderek belirginleştiği bir ortama girildi.

Daha önceki girişimler gibi bu sürecin de bazı riskleri olduğu ortadaydı. Çukurca”da bir karakola yapılan saldırı ile Paris”te üç PKK”lı kadının katledilmesi, arkasından da maktullerin cenazesi için Diyarbakır”da bir miting düzenlenmesi ilk anda önceki girişimlerle aynı sıranın izleneceği intibaı verdi. Oysa bu sürecin bazı avantajları da riskleri kadar, hatta risklerinden daha fazla, devredeydi.

Bu avantajlardan birisi insanların bu süreci sanılandan çok daha fazla istiyor olması ve bu süreci işletme azmi konusunda bazı heveslerinden de vazgeçebilmeleri. Diyarbakır”ın yeni bir Habur olmaması için hükümet çevreleri de, her zaman sorunun başı olmuş basın da, BDP çevreleri de azami dikkat sarf etti.

Sürecin en önemli avantajlarından birisi böylece, bu yolu kim zorlaştırırsa, kim bu yoldan dönerse veya süreci kim sabote ederse kaçınılmaz olarak hissedeceği bir baskı. Şu anda toplumda yoğunlaşmış talep bu yolda mızıkçılık yapana karşı ağır bir mahalle baskısı üretecek durumda.

Toplumda oluşmuş olan bu talebin yarattığı baskı o yüzden sürecin en önemli avantajlarından birisi. Stratejik Düşünce Enstitüsü iki gün önce yeni sürecin avantajları ve riskleri başlıklı bir çalıştay düzenledi. Bu çalıştaya davet edilen neredeyse hiç kimsenin daveti geri çevirmeyip katılması ve bütün katılımcıların sürece katkıda bulunma konusunda sergilediği isteklilik ve iyimserlik bile daha önceki süreçlerde rastlanmayan bir desteğin devrede olduğunu gösterdi.

Siirt”te yine hafta başında gerçekleşen bir Barış Meclisi”nde bölgenin en saygın medrese hocalarının da katılımı dikkate değerdi. Şimdiye kadar her türlü siyasal faaliyetten veya tutumdan alabildiğine itina ile uzak durmuş olan hocalar Barış Meclisinin davetine, kendi ifadeleriyle, “başbakanın herkes elini taşın altına koysun çağrısı karşısında duydukları sorumluluk hissiyle” icabet ettiler. Siirt”in, Tillo”nun kadim medrese geleneğini bilenler bilir, böyle bir şey ilk defa oluyor.

Siirt”teki Barış Meclisi toplantısının katılımcılarından Fatih Sevgili”nin konuşması ise fikirlerin ifade için serbest bir zemin bulduğunda nasıl çeşitlenebildiğini gösterdi. Sevgili bu süreci ısrarla Kürtlerle Türklerin barışı olarak tanımlamaya çalışanlara karşılık kendisi bir Kürt olarak “Türklerle Kürtler hiçbir zaman savaşmadı ki, bugün onların barışından söz edelim” diyerek itiraz etti.

Devam etmekte olan çatışma ortamının Kürtlerle Türkler arasındaymış gibi gösterilmeye çalışılması, gerçekten de ideolojik bir kesimin çok işine yarıyor olabilir, ama işin aslı çok şükür ki böyle değil. Çok şükür diyoruz, ama olayı Kürt-Türk savaşı veya barışı gibi göstermeye çalışmanın çatışma sürecini yaymak ve içinden çıkılmaz hale getirmek gibi bir stratejisi olduğu göz ardı edilemez.

Oysa tam da Bilgili”nin vurguladığı gibi, sorun Türklerle Kürtler arasında değil, faşizan bir devlet anlayışıyla hükmedenlerle toplumun bütün kesimleri arasındadır.

Bu devlet anlayışıyla sorun yaşamamış hiç kimse yok. Alevisi de, Kürdü de, dindarı da, Ermenisi de bu sorunu iliklerine kadar hissetmiş. Herkes bir kat yaşamışsa bu sorunu dindar Kürt iki kat yaşamış üstelik.

Sevgili”nin bir de çözüme dair, “ayrı devlet” seçeneğine dair görüşleri var:

“Ben Müslüman bir Kürt olarak daha Irak, İran, Suriye, Libya, Mısır ve diğer İslam coğrafyası ile arama cetvelle çizilmiş sınırları kabul etmiyorum ki Türkler ile arama sınır koyayım.! 

Ben Tüm İslam Coğrafyasının sahibiyim! Tüm Müslümanlar benim öz kardeşim. Bu coğrafyada yaşayan gayri müslimler de benim İnsan kardeşimdir! Faşist ve Kemalist Türkler veya Araplar nasıl ki kardeşim değilse!!! Biliniz ki Faşist ve Ulusçu Kürtler de kardeşim değildir.!”

Bir tavır içerdiği için görüşler sert bulunabilir, ama bu görüşlerin bölgede gerçek bir karşılığının olduğunu hatırlatmama gerek yok herhalde.

Doğrusu, CHP milletvekilinin Türklerle Kürtlerin eşit olmadığını ilan etmeye cüret eden sözleri karşısında toplumun geniş kesimlerinden sergilenen tepkiler Türklerle Kürtler arasında en genel anlamıyla bir sorunun olmadığını net bir biçimde göstermiştir.

Kürtleri eşit görmeyen bir yaklaşımı sadece Kürtlerin faşizan bulup mahkum ettiğini kimse iddia edemez. Hikmetinden sual olunmaz Allah bu tuhaf olayı da kardeşliğin sergilenebilmesi için, yani hayır için bir vesile kılmıştır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: