Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sonunda bunu da görecektik

Allah ömrümüze bereket versin… Sonunda bunu da göreceğimiz varmış.

MGK”dan çıkan ve hükümetin yürütmekte olduğu “demokratik açılım” faaliyetlerini destekleyen, devamını da önemle tavsiye eden bildirinin ardından CHP”li yetkililer eleştiri oklarını bu kez Kurul”un asker kanadına yönlendirmiş. Askerin, bu “demokratik açılım” olarak sunulan girişimlerin içeriğini bilmeden hareket etiğine hükmedilmiş.

Askerin siyasi hayattaki ağırlığından hiçbir zaman rahatsızlık duymamış olan hatta kendi iktidar denkleminde en önemli payı hep ona ayırmış olan CHP”nin bu olay vesilesiyle orduyla karşı karşıya gelmesi neyin işaretidir? Ordu ile yollarını ayırmış olmanın mı? Bundan sonra artık iktidar için orduya değil kendi siyasetine güveneceğinin mi?

Kuşkusuz böyle bir sonucu olacaksa, her şeye rağmen demokrasimizin gelişimi açısından bu, hayırlı bir sonuç olur. Gerçi, en son Çankaya kalesini kaptırmış olduğu AK Parti iktidarına bu kez ordu kalesini de kaptırmış olmanın hayal kırıklığı var bu eleştirilerin içinde ya.

Ancak MHP de bu olay vesilesiyle devletle ilgili bütün kutsallık alanlarını profanlaştıran bir tutuma girdi. Bahçeli de hem askeri eleştirmekten geri durmamaya başladı hem de devletin başı olarak her halükarda saygıda kusur edilmemesi gerektiğini düşündüğü Cumhurbaşkanının konu ile ilgili bilgilendirme davetine ret cevabı verdi.

Açılım bir devlet politikası haline gelmiş olsa bile hem Bahçeli”nin hem de Baykal”ın içinde buna karşı beliren direnme iradesi, doğrusu ilk elde hemen eleştirilmesi gereken bir tutum değildir. Devlet iradesinin profanlaşması kadar sağlıklı bir durum yoktur aslında.

Peki, bunu niye konu ediyorum? Şundan:

Şimdiye kadar “devlet politikası”, “milli birlik beraberlik”, “üniter devlet anlayışı”, “laiklik”, “cumhuriyet”, “şehitler” gibi kutsallaştırılmış söylemler aracılığıyla siyasal alan üzerinde kurulan gizli iktidarın nasıl çalıştığının çok ilginç bir örneğini veriyor bu durum.

Kurulu iktidarın tek sahibinin veya belirleyici aktörünün ordu olduğu telkin edilir durulur hep. Oysa bu ideolojik veya siyasi iktidarın üretilmesinde gücün görünürdeki en büyük uygulayıcısı olan silahlı kuvvetlerin payı en düşük düzeydedir, aksine bu ideoloji dışarıdan üretilip orduyu da birliğe katan bir mekanizmayla çalışıyor.

Ünlü Fransız düşünürü Michel Foucault siyaset bilimine çığır açıcı bir açılım getiren iktidar teorisini izah ederken durumu şöyle açıklar: “Herkes iktidarın tepeden aşağıya uygulanan bir mekanizma olduğunu zanneder, oysa iktidar çoğu durumda aşağıdan yukarıya doğru işleyen bir mekanizmadır.”

İdeolojinin saçma sapan bir kabuller bütünü olduğuna, kendisiyle baş başa kaldığında herkes inansa bile, herkes bu saçma sapanlığın devamı üzerinde mutabık kalmıştır ve taraflar zamanla birbirleri üzerinde bunun üzerinden baskı ve iktidar kurmaya yönelirler.

Saçma olduğuna inanılsa da ideolojiye bağlılıkta gevşeklik gösterenler üzerinde dışlayıcı bir baskı kurulur. Ancak yine de insanlar zamanla başta bir törensel formalite olarak uydurulduğunu bildikleri muhtevaya sadakatle inanmaya başlayabilirler.

Bu durumda iktidarın yukarıdan aşağıya uygulanan bir despotizmden ibaret olmadığı görülür. Gücü elinde bulunduranlar görünürde iktidar sahibidir ama bu iktidarın bütün muhtevası ve sınırları bizzat kendi tebası tarafından tanımlanır, gözetilir ve denetlenir.

Tam da “kendi eliyle uydurduğu putlara tapmak” gibi bir şeydir bu; uydurulmuş isimlerden ibaret, özünde daracık dünyanın içine herkes sokulmaya çalışılır.

Ama tabii ki, bu daracık dünya sadece ortak bir aldanış alanı olarak ideolojiden ibaret kalmaz, aynı zamanda ortak bir paylaşım düzeni de yaratır. İdeolojinin sorgulanması bu paylaşım düzenini de tehdit ettikçe mukabil savunma refleksleri de iktidarı yenileyen ve koruyan bir mekanizma olarak devreye girer.

MHP ve CHP”nin askere tepkileri şimdilik basit bir sitem ve kısaca şunu söylemiş oluyor: Güzel güzel paylaşarak geçinip gidiyorduk, bu oyun-bozanlık da neyin nesi?

Oysa ortada bir oyun-bozanlık yok, sorunları, tam da bildikleri ideolojik iktidarın çözülmüş olduğunun ve daha açık yeni bir söylemsel dünyanın kurulduğunun, buna mukabil eski paylaşım düzeninin bitmiş olduğunun farkında olmamalarından kaynaklanıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: