Prof. Dr. Yasin AKTAY

Solun beklediği Mesih Taksim”de mi gelecek?

Gezi Parkı eylemcilerinin taleplerini Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç”a ileten Taksim Dayanışma Platformu temsilcilerinin ilettikleri talepler listesi aslında hem bütün eylemlerin altındaki asıl niyeti ortaya çıkardı hem de o talepler listesinin açıklanması eylemlerin toplumsal karşılığıyla ilgili bütün havayı değiştirdi. Kanal İstanbul”dan 3. Köprü ve 3. Havaalanı”nın yapılmasına karşı muhalefetin ifade edildiği beyanatlar Gezi Parkı eylem sözcülerinin kendileri adına veya çevre adına değil iç ve dış çıkar çevreleri adına hareket ettikleriyle ilgili belgeyi de ele vermiş oldular.

Çevreci hareketlerin alışıldık trajedisi de dünyanın her tarafında bu mudur? Yeşili korumak adına nükleer santrallere karşı çıkanların sonradan petrol lobileriyle irtibatları açığa çıkmamış mıydı? Gerçi o kadar saf olmayacaktık değil mi? Bu hareketin çevre duyarlılığı ile bir ilgisinin kalmış olduğuna inanan sanırım kalmamıştır.

Buna rağmen başbakanın ısrarla samimi olarak çevre duyarlılığı ile harekete geçmiş olan, bu eylemlere bu havayla katılmış olanlar ile bu eylemleri bir operasyon gibi değerlendirenler arasında bir ayırım yapıyor olduğunu görmek gerekiyor. Üç gündür her zeminde yaptığı konuşmalarda bu ayırıma da bir meydan okuma tonunda gidiyor. Türkiye”de Başbakan Erdoğan”a çevrecilik konusunda ders verebilecek, ona

birşeyler öğretebilecek bir babayiğit yoktur. Esasen bu alanda başbakanla yarışa girmeye kalkışan herkes kaybetmeye mahkumdur. Geçmişinde tam bir çevre katliamı olan ve bugün büyük bir yüzsüzlükle Gezi Parkı eylemlerine destekte önplanda olan sermaye çevrelerine karşı geçmişte verdiği ormanları koruma mücadelesi siyasi kariyerindeki en parlak sayfalardan.

O yüzden başbakanın bu olayda çevre düşmanı gibi yansıtılmasına isyanı var ve “varsa gerçekten bu iddialara ikna olmuş samimi insanlar, gelsinler benimle konuşsunlar, beraber çalışmayı vaad ediyorum” diyor. “Demokratik taleplere, ifade özgürlüğüne can kurban” diyor, ama bu olayların kimler tarafından nasıl kullanıldığı hususunda da çok emin ve bundan sonra atacağı adımların bu ayırıma dayanacağını söyleyebiliriz. Stratejik Düşünce Enstitüsü”nde konuyla ilgili çalıştayda Siyaset Bilimci Doç. Dr. Kudret Bülbül bu ayırımı “Taksim”le müzakere, şiddetle ve lobilerle mücadele” şeklinde özetledi.

Taksim demişken, burada giderek kristalleşmeye doğru giden katılımcılar üzerinden yapılan profillemeler veya sosyolojik çıkarımlara tekrar dönelim. Birincisi, bu harekette tezahür ettiği söylenen “yeni bir gençlik” nedir, özellikleri gerçekten ne kadar özgün? Türkiye”de vatandaş profili ilk defa bu gençlik biçimiyle mi ortada? Bütün bu soruların her biri uzun akademik makale veya tez konusu olacak mahiyette. Ancak daha önce de söylediğim gibi bu eylemlere büyük umut bağlamış, onları büyük bir değişimin müjdecisi gibi görmeye çalışanları hayal kırıklığına uğratmak istemem ama bu konuda yaptıkları analizlerin hepsi wishful thinking cinsinden, yani temenni kabilinden tahliller. Yani bu eylemci profilinin ne olduğuyla ilgili gerçeklerden ziyade bu tahlillerden, tahlilleri yapanların psikolojisi, anlam dünyası ve gelecek tasarımları anlaşılabilir. Bu tahlillere bakarak bu gençler anlaşılamaz. Neymiş, bu gençlerde espri varmış. Allah aşkına işin içinde gençlik hareketi varsa espri ne zaman eksik olmuş? Bir de oraya baktığınızda ilk gördüğünüz, o çok övdüğünüz espri mi yoksa her tarafa asılmış Vandalizm artığı, nobran ve küfürbaz sloganlar, duvar yazıları mı? O kakafonik görüntünün arasından eyleme dair güzelleme malzemesi bulmak için sadece gerçekten çok yaratıcı olmak gerekiyor.

Hepsini geçelim, böyle bir “yeni söylemleriyle kurtarıcı-mesihi gençlik” bulabiliyorsanız bile, bunun neredeyse bütün Türkiye”nin gençliği olduğunu nerden çıkarıyorsunuz? Şimdiye kadar öğrettiğiniz sosyoloji bilgisi bunu mu söylüyor? O mekana gelen gençlerin çoğu tabii ki 90 kuşağı, babalarından ve sizden farklıdır, eyvallah.

Lakin şu basit gerçeği de şimdiden görün ki, gelecekte daha büyük bir hayal kırıklığına uğramayın, bu gençlere yüklediğiniz kendi gençliğinizde bir türlü gerçekleşmemiş hayallerinizden başka bir şey görünmüyor tahlillerinizde. O hayallerden Allah bu dünyayı defalarca korudu, yine koruyacaktır.

Zira Taksim”de bugün görmediğiniz bambaşka bir gençlik var, Taksim”deki gençlerden çok daha fazla kalabalık ve sosyolojik olarak geleceğin vatandaş tipolojisini çizmeye daha fazla aday.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: