Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sola-sağa sapmadan, siyonizme kapılmadan…

Son yazımızda, Allah’ın insanlara bir nimet olarak niteleyip İslam’la tamamladığını söylediği bu irfan yoluyla şereflendikten sonra kendini bir şekilde hoş göstermiş başka yollarda esenlik arayanlara ne demeli? Diye sormuştuk.

Hidayetin alternatifi dalaletten başka nedir? Her gün defalarca okuduğumuz Fatiha ile Allah’tan talep ettiğimiz bizi gaflet ve dalalete düşürmeden müstakim yol üzere tutmasıdır. Sağa sola sapmadan Sırat-ı Müstakim üzere bir yol bizim hem duamız hem sözümüzdür.

İnsana bu dünyada bahşedilmiş sağlam, müstakim bir yol var elbet. O yol yürünecek. Sağa sola sapmadan yürünecek. Sapkınlığa düşenlerin yoluna veya gaflete düşenlerin yoluna rağbet edilmeyecek.

İyi de, sağa sola sapmadan bir yol yürümek, hiç zikzak çizmeden bir hayat sürdürmek, önceden belirlenmiş bir rotadan hiç sapmadan, o rota üzerinde yeniden durup onu değiştirmeyi hiç düşünmeden devam etmek… böyle bir hayat ideali kimin beklentisi, kimin özlemi, kimin gerçekten de gerçekleştirebildiği bir şeydir?

Normal hayat bize yaşla birlikte algılarımızın, hayatla ilgili beklentilerimizin ne kadar değişebildiğini bilfiil gösteren en iyi öğretmen değil mi?

Bu öğretmenin her gün önümüze koyduğu muhteşem derslere gözlerini kapayıp, kulaklarını tıkayanların bile kaçamadıkları bir nasipleri var değil midir?

Ütopyalar genellikle siyasi hareketlerin ulaşmayı hedefledikleri zionlardır.

Bu zionlara doğru yola çıkanlar, gerçeklikle veya tarihle zion arasındaki derin uzlaşmazlık ve kavuşmazlığın farkına varıp hayatın içindeki dramı fark edebiliyorlarsa bilgelik yolunda bir aşama kaydetmeleri kuvvetle muhtemeldir.

Oysa tarihin ve hayatın tersine kurgulanmış ütopyalarını gerçekleştirmeye çalışanlar, tarihin gerisinde kalmış zionlarına geri dönme arzusu taşıyanlar gibi.

Toplayabildiği maddi güç ve zor dolayısıyla, belki bir şeyler gerçekleştirmiş olur, kendilerine zion gibi görünen bir yerlere varmış olurlar.

Ama o vardıkları yerin ne kadar ulaşmaya çalıştıkları yer olduğunu tanıyacak basireti bile kaybetmiş olarak varırlar vardıkları yere.

Ütopya, neresinden bakarsanız bir dönem için kurgulanmış bir toplumsal tasarım olarak hep hayatın gerisinde kalmış, insan zihninin zamanla ve mekanla mukayyet havsalasının ürünü olarak her zaman hayata ve insana dar gelecek bir çerçevedir.

İnsanın çıktığı bir yere geri dönme arzusu olarak bütün ütopyalar siyonizmin kardeşidir. Yönleri hep geriye doğrudur, zamanın ve tarihin tersinedir.

Oysa Müslümanın tipik hareketi hicrettir ve hicrette hayatın, tarihin ve mekanın önüne çıkaracağı bütün seçeneklere açık olmak, insanı yeni ufuklara taşıyacak açılımlara hazır olmayı getirir beraberinde.

Sabit bir fıkıh paketi zannedilen Şeriatın bile hayatın bütün ihtimallerine açık, yürünen bir yol olduğu unutulmamalı.

Yürünmeyen bir yola Şeriat denmez, yürünen yola ise, bir yerde sabit, kapalı bir zarf içinde duran bir metin uygun bir azık olamaz.

Sağa sola sapmadan bir yol yürüme arzusu, basitçe sağcılığa veya solculuğa prim vermeme olarak anlaşılmamalı.

Esasen Sırat-ı Mustakim’in alternatifi de sağ ve sola indirgenemez.

Sırat-ı Mustakim olma hali elbette ilk etapta ana hatlarıyla Allah’ın bildirdiği sağlam yola, sağlam kulpun formel yanlarına sımsıkı sarılmayı gerektirir.

Ancak bu, işin formel ve zahiri tarafıdır. İşin bir de gerçekten sübjektif olan yanı vardır. Bu itibarla yoldan sapmanın hiç öngörülemeyen ihtimalleri de vardır.

Yeri gelir Sırat-ı Müstakimde kalmanın teminatı insanın kendine karşı vereceği en çetin mücadeleyi kazanmasına bağlıdır, ama bu kazancın da insana bildirilen ve temin edilen bir anı yoktur.

Belki sekülerleşme tartışmalarına da ışık tutacak, yeni bir yaklaşımın işareti de olabilir bu gerçeğin bilinmesi.

En dindar tavır ve davranışların içinde insan bunu riya için, dünyada bir yer alabilmek için yapıyorsa, bütün dindarlık göstergeleri sadece yoğun bir dünyeviliği saklıyordur.

Buna mukabil tamamen dünyevi gibi görünen bir işi, bir insan, “Allah rızası” gözeterek ve hiç kimseye, tabii ki sosyal bilimciye de göstermediği, son derece dindarca duygularla yapabilir.

Sekülerleşmeyi bir çağın özelliği olarak niteleyenlerin ıskaladığı gerçek budur ve oysa sekülerleşme analizlerinin hepsini yeniden gözden geçirmeyi gerektirecek bir gerçektir bu.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: