Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sola sağa sapmadan siyaset ve tarih

Hz. Muhammed (s) Tevhid mesajını Mekke’de ve Medine’de tebliğ etmeye başladığında özellikle Yahudilerden yana karşılaştığı ilk tepki mesajının içeriğinden ziyade soyuyla ilgili olmuştur. Yahudi olmayan birinin ağzında bu mesajın ne işi olurdu? O nihayetinde bir ümmi, yani kendi kitaplarından nasibi olmayan bir gentile idi. Peygamberlik bir misyon değil bir imtiyaz idi onlara göre ve Yahudi seçkinciliğine aitti. Muhammed nihayetinde İbrahim’in oğullarından idiyse de İshak’ın torunlarından değildi ve bu, seçkinlik için yeterince güçlü bir sebepti. Oysa İsmail’in oğullarıyla da kardeş olmak seçkin sayılmak için gerekli olan sınırları da ortadan kaldırmış olacaktır. Çünkü Müslümanlık peygamber ayırımcılığı yapmamak gibi, Allah’a yakınlık konusunda dil, ırk, renk ve cinsiyet ayrımı da yapmamayı gerektiriyor. Böylece İsmail oğullarıyla aralarında hiçbir fark olmaması diğer insanlarla aralarında hiçbir farkın da olmaması anlamına gelecektir. Bu da seçkinlik veya üstünlük ihtimalini baştan itibaren gideren bir gelişme olarak kabul edilmesi başlıbaşına imtihan bir durum. 

Hz. Yusuf’tan sonra İsrailoğullarının Mısır’a yerleşmesi ve bilahare köleleştirilmeleri, ardından Musa eliyle kurtarılarak Filistin’e yerleştirilmeleri, sonradan arka arkaya gelen peygamberler… Hz. İsa’nın İsrailoğullarının içinden gelerek tarihe soktuğu yeni kulvar… Roma, Bizans ve ardından İslam’ın doğuşu… Kur’an-ı Kerim’de Hıristiyan ve Yahudilerle yaşanan tartışma ve diyaloglara dair müthiş kesitler. Sonradan İslam’ın Hıristiyan ve Yahudi topraklarında yayılışı, bir ortak miras olarak Kudüs’ün fethi ve Endülüs medeniyetinin kuruluşu. Arka arkaya düzenlenen ve yüzyıllara sari haçlı seferleri… Avrupa içinde gerçekleşen din savaşları, Reform, Rönesans, Aydınlanma ve sömürge ataklarıyla İslam dünyasıyla yeniden karşılaşma, Oryantalizm ve İslam dünyasının halifesizleştirilmesi süreci… 1. Dünya Savaşı ve İsrail’in kuruluşunun merkezi bir rol oynayacağı Yeni Dünya düzeni… İsrail’in Siyonist politikalarının bütün dünyada bütün iddia edilen hümanist, laik, demokratik değerlerin hepsini hiçliğe çıkaracak şekilde bir meşruiyet kazanması ilh. Bu kısa dünya tarihi ve siyaseti turu bugünün dünyasının bütün antagonizmalarını yeniden anlamlandırmayı gerektiren bir tur. Bu turun içinde Hegel’in oğulları nerede duruyor? İşçi sınıfı ile burjuva sınıfı arasındaki kavga bu dünyanın neresinde? Dünyayı İbrahim’in oğullarının tarihsel seyri eşliğinde görmeyi denediğinizde proleterya kim, aristokrat kim, burjuva kim oluyor? 
İsrail’in dünyadan gördüğü kayra orta yerde dururken ve bütün bir Orta Doğu’yu her gün şiddet akımlarıyla dalgalandırıp, ırkçı ve etnosentrik közlerle yakarken kim dünya proleterlerinin birleşme çağrısına kulak vermeyi düşünebilir? Daha da ötede proleterlerin davasını güdenlerin bile asıl imtihanları bu kavgada nerede durduklarıyla ilgili olmuyor mu? İslam dünyasında sol siyaset dilini bitiren asıl büyük etki Avrupa solunun İsrail’e karşı en iyi ihtimalle suskunluğu, daha da ötede soy bağları olmadı mı?

İbrahim oğullarından gelen ve kendilerini diğer kardeşlerinden ontolojik olarak üstün gören kavim, insanlığa rahmet olarak gelen bir misyonun kendileri üzerinden değil de aşağıda gördükleri kardeşleri üzerinden gelmesine tepki göstermişti. Misyonun kendisine itiraz yok ama misyonun taşıyıcısına karşı, misyonun muhtemel kıldığı prestiji çalınmış mülkü görme duygusu. Bu arkaik kıskançlık duygusu, aynı zamanda dünya ne kadar gelişse de, insanlık ilimde, sanatta ne kadar ilerlese de yok olmayan, her dem başka türlü tezahür eden bir duygu. 

Bugün Türkiye’de bir muhafazakar parti olarak AK Parti’nin sosyal ve siyasal alanda sergilediği performans bir çok bakımdan sosyalistlerin hayal ettikleri ama hayallerinin bile erişemediği bir performans. Türkiye’nin demokratikleşmesi, gelir dağılımındaki adaletsizliğin göreli iyileştirilmesi, yaygın sosyal hizmetler ve politikalar, sendikal hakların geliştirilmesi ve Kürt sorununda Kemalist paradigmanın devlet adına tamamen terk edilmesi, Alevi kimliğinin yine Kemalist kurgunun hilafına tanınması ve itibarının iade edilmesi iktidardaki muhafazakar bir partinin eliyle gerçekleşti. Dahası bilhassa solcuların büyük işkenceler ve mağduriyetler yaşadığı, o yüzden sol muhayyilede intikam özlemi ayrı bir merkezi yer tutan 12 Eylül’ün yargılanmasının önünü açan ve yargılayan yine aynı iktidar oldu. Türk solunun muallimi evveli Nazım Hikmet’e yine iadei itibar bu iktidar tarafından yapılırken, daha geniş ve kapsayıcı bir vatandaşlık seviyesi de işaret edildi. Bütün bunlar kendisiyle tutarlı bir sol tarafından takdir edilmesi gereken hareketler. 
Oysa Türkiye solunun tam da bu esnada giderek yaşam tarzı ve gardrob tartışmalarına saparak tam burjuva özellikler sergilemeye başladığı görüldü. Burjuvalaşma veya seçkinci refleks muhtemelen Türkiye solunun genetiğinde vardır. Zira Türkiye’de sol hiç bir zaman bir işçi-sınıf hareketi veya halk hareketi olmadı denilebilir. Ancak her zaman iddia ettiği bir Mesihi rol olmuştur ki, bu rol onu Hegel’in ahfadı olmaktan ziyade İbrahim oğullarının tarihsel seyrinde uygun bir yere yerleştiriyor. Sonra dönüp bakıyor ve soruyor: bu demokratikleşme, insan haklarının ilerletilmesi, sosyal devlet uygulamaları, yoksulların üst sınıfa hareketliliği, 12 Eylül ile hesaplaşma “gerici” (siz ümmi veya gentile diye okuyun) bir rol üstlenmesi beklenen muhafazakarlardan mı geliyor? Bu kahredici gerçeklik, bu imkansız durum olsa olsa bir kötü rüya olabilir…

Aslında, bu muhafazakarların bir tarihsel dönemde illa ki olumlu bir rol üstlenmeleri gerekiyorsa bizim yürüttüğümüz kurtarıcı role teslim olmaktan başka yolları yok. Bu manzarada, bu role neden direniyorlar ki? 

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: