Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siyasete Giriş Manifestosu (Fatiha)

“Allah”a hamdolsun. Mülkün sahibi, zaferin sahibi Allah”tır. Bu davayı, bu mücadeleyi bugünlere ulaştıran Allah”a hamdolsun.

Bu davanın sancaktarlığını yapmış her bir kardeşimden Allah razı olsun. Ayaklarımızı doğruluk üzerine sabit kıl.

Yarabbi senin iznin olmadığı sürece hiçbir şey kıpırdamaz. Hayır işlerimizi kolaylaştır.

Bizi kibirden, hasetten muhafaza eyle. Bizi adaletsizlikten muhafaza eyle. Bizi ailemizi, yol arkadaşlarımızı muhafaza eyle.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığına adaylığı açıklandıktan sonra

yaptığı konuşmaya bu sözlerle başladı. Uzun süren konuşmasını da bir Müslümanın hayatının temel felsefesini içermesi gereken Fatiha süresiyle bitirdi.

Fatiha hiç kuşkusuz Müslümanların hayat rehberi olan kitabın bir önsözüdür. Bir Müslümanın hayat felsefesinin özüdür. Siyaseti kendi kişisel kariyeri için veya belli bir ırkın, grubun mahdut çıkarları için yapanlara karşılık çok daha “değer” bir şey için yapıyor olduğunu bundan daha güzel anlatamazdı. Hem bu girizgah ve Fatiha hem de konuşmanın tamamı, Erdoğan”ın siyaseti şu ana kadar nasıl sağlam temellere dayanarak yapmış olduğunu en net biçimde gösteren bir manifesto oldu.

Hiç kuşku yok, bu siyaset Türkiye”nin aşina olduğu bir tarz-ı siyaset değil. Bu felsefe de sırf laf olarak söylendiğinde gerçek olabileceğine insanın inanması zor bir felsefe.

Salt bu sözlerle başlandığında, insan ayakları yerden kesilmiş bir idealizmin rüzgarına kapılmış, hani başında ideolojinin kavak yelleri esen biri gibi algılanabilir.

Oysa bu sözler Erdoğan”ın ağzından çıktığında, mükemmel bir senfoni gibi, bütün yürekleri delip geçen tesiriyle hiç bir inandırıcılık sorunu hissettirmeden kalplerdeki yerini buluyor. Söze anlamını veren sözün lafzı değil, sahibidir.

Arkasında bütün bu sözlere bir ağırlık, geçerlilik ve sahicilik kazandıran pratiğiyle Erdoğan bu sözleri söylediğinde hiç kimsenin itiraz edecek sözü olamaz. Siyasi hayatı boyunca verdiği mücadeleler onun bu sözlerinin anlam derinliğini artırıyor. Son 20 yılda girdiği 9 seçimin her birinin ayrı ve etkileyici bir hikayesi oldu. Her seçiminin önünde ve sonunda yaşananlar başlıbaşına bir kahramanlık hikayesi gibi.

Aralarda yaşadığı bir çok hadiseyi katmıyoruz bile. Her birinden ezici bir galibiyetle çıktı, ama kazandığı her zaferin ardından kibre kapılmak yerine, mazlum insanlara karşı daha bir merhametli, şefkatli ve mütevazi oldu, buna karşılık haksızlara, zalimlere karşı daha bir heybetli oldu. Zaferi kendinden bilmedi, Allah”tan bir imtihan bildi. Onun bu imtihandan layıkıyla geçtiğine sadece bu millet değil, dünyada bir çok millet şahitlik edecek durumdadır.

Bu zaferlerinde öyle veya böyle katkısı olmuş yol arkadaşlarına karşı hiç bir zaman vefasızlık etmedi. Fasıkların getirdiği allanmış pullanmış haberlere ve retoriklere aldanıp yol arkadaşlarını harcamadı. Hem yol arkadaşlarına saldırının kendisine saldırı olduğunu bildiği için, hem de bizzat yoldaşlarının ahdine vefa duygusunun en yüksek seviyesine sahip olduğu için. Bu davanın sancaktarlığını yapmış her bir kardeşinden

Allah razı olsun derken de duası “Ayaklarımızı doğruluk üzerine sabit kıl” demek oluyor.

Ahde vefa özelliğini zikretmek kolaydır, yaşaması çok ama çok zordur. O bu zorluğun üstesinden başka herkesten çok daha iyi gelebildiği için liderdir.

Siyaseti küçük bir kızın gözlerindeki parıltı aşkına yaptığını söylemekten çekinmeyecek kadar duygusal, ama hepsinin üstünde Allah için yaptığını da ilan edecek kadar muvahhit.

Siyaseti bir kızın gözlerindeki o parıltı için yaptığını söylüyor. Doğrusu o küçük kızın gözlerindeki anlamı da ancak kendi gözlerinden ışıyan o güven, dostluk, merhamet, kararlılık ve sahicilik yakalayabilir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: