Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siyasete davet paketi

Demokratikleşme paketinin AK Parti”nin 11 yıllık iktidarında ortaya koyduğu genel politikalarıyla bir süreklilik arz ediyor olduğu muhakkak. Bir bakıma kendi politikasının iyice belirginleşmiş genel paradigması açısından bir farklılık ortaya koymuyor. Ama bu paradigmanın kendisi baştan beri yönetmekte olduğu devletin bildik paradigmasından tamamen farklı, hatta ona muhalif. AK Parti 11 yıldır muhalifi olduğu bir devlet paradigmasını dönüştürmekle meşgul ve gücünü de biraz bu siyasal aktivizminden alıyor.

Çünkü toplumun dinamikleriyle devletin donuk paradigması çok farklı yerleri işaret ediyor. Devletin tahayyül ettiği millet, gerçekleşmesi her geçen gün daha sancılı ve tabii ki tamamen hayale dönüşen bir varlığa işaret ediyor. Sancılı olması da zaten gerçekleşmesi imkansız olduğu halde devletin bunda ısrarlı olmayı sürdürmesinden kaynaklanıyor.

Devletin bu ideolojik kurgusunu millileştirmiş siyasi partilerle toplumun arasında organik bir ilişki tam da bu yüzden gerçekleşemiyor. CHP ve MHP varlıklarını gerçeklikten kopuk bu varlığa adadıkları için toplumu temsil makamına bir türlü ulaşamıyor. O yüzden muhalefet ederken devletin iktidar dilini kullanıp hayal dünyasındaki devlete yanaştıkları için de topluma yakınlaşamıyorlar.

AK Parti baştan beri yönetimini üstlendiği devleti toplumun gerçekleri doğrultusunda dönüştürme ve böylece devletle toplumu birleştirme, bütünleştirme ve uzlaştırma misyonunu edindiği için”iktidardaki muhalifi” temsil etti. Bu temsil, Türkiye şartlarında AK Parti için garip ama gerçek, bir o kadar da AK Parti”nin farkını oluşturan bir durum oldu. İktidardayken arka arkaya üç kez oylarını artırarak seçimleri kazanmasını da büyük ölçüde bu farkına borçlu.

Kısaca AK Parti 11 yıl boyunca açtığı demokratikleşme paketlerinin toplamında devletin paradigmasını büyük ölçüde değiştirmiş oldu. Son paket de bu değişimin geldiği bir aşamaya denk geliyor. İlan edilen reform maddeleri kadar önemli giriş konuşmasında başbakanın dediği gibi artık toplumuna tepeden bakan, vatandaşına inanç, kimlik ve yaşam tarzı dayatan bir devlet yok. Aksine artık vatandaşını anlayan, tanıyan ve tanıdığı ölçüde ona hizmet eden bir devlet var. Vatandaşa sahip değil vatandaşın eseri ve sözleşmesinden ibaret bir devlet…

Aslında bu devletin daha ileri misyonu vatandaşlara haklar veren bir ana aktör olmaktan çıkıp sözleşme veya uzlaşma iradesini tamamen vatandaşların kendi aralarındaki siyasi sürece devretmesidir. O yüzden demokratikleşme paketinin sonuncusuyla birlikte Türkiye”de ulaşılan asıl düzey değerli dostumuz Prof. Erol Göka”nın ifadesiyle alabildiğine geniş, girişi ve etkinlik sergilemesi kolay bir siyasal düzeydir.

Bu düzeyde AK Parti bundan sonraki değişim taleplerinin tek muhatabı olmaktan bile kendini azat edecek geniş bir siyasal alan düzenlemesi yapmıştır. Anadilde eğitim için veya çok daha radikal olabilecek başka talepler için var olan siyasal veya psikolojik engelleri tamamen kaldırmıştır. Bundan ötesi, bu işte daha fazlasını talep eden aktörlerin kendi aralarındaki özgür tartışmasına ve birbirlerini ikna etmesine kalmıştır. Yani bundan ötesi siyasi performanstır. Bu performansı sergileyebilen aktörlerin, siyasal alanı, varsa veya var olduğu ölçüde, makullüklerine, inandırıcılıklarına ve müzakere kabiliyetlerine göre daha da zenginleştirebileceklerini söyleyebiliriz. AK Partinin demokratikleşme paketleri sayesinde devlet artık siyaset alanını daraltan, talepleri boğan, farklılıkları inkar eden ve yok etmeye çalışan bir engel olmaktan çıkmıştır.

Dolayısıyla demokratikleşme paketleri sadece devlet paradigmasını değiştirmedi, siyaset paradigmasını da değiştirmiş oldu. Ancak bu değişimden siyasi partilerin haberdar olması ve siyasetlerini buna göre güncellemeleri, öyle görünüyor ki, o kadar kolay olmayacak. AK Parti”yi otoriterleşmekle suçlayanlar bile bütün taleplerini AK Parti”ye ve Erdoğan”ın şahsına yöneltmekten geri durmuyor.

BDP, mesela, alabildiğine çıtası yüksek taleplerinin bile Erdoğan”a atfettiği mutlak bir iradeden bir defada ve bütün zamanlar için sadır olmasını istiyor. Oysa bundan sonra Kürt siyaseti adına talep ettiği bir şey olacaksa, bu tamamen kendi siyasal performansına bağlı olacaktır. Önceden olduğu gibi taleplerini aba altından PKK silahı göstererek yapamayacaktır bu saatten sonra. Kürtler için talep ettiklerine bir destek bulabilmek için Türk tarafından önce Kürtleri ikna etmek zorunda kalacaktır BDP. Zira siyasal alanın bütün imkanlarıyla açık olduğu bir durumda Kürtleri temsil için AK Parti”nin veya devletin kapısından başka kapıları çalması da gerekecektir.

AK Parti”nin devlet için ikame ettiği yeni paradigma daha gerçekçi olduğu için, toplumun derinliklerine daha fazla nüfuz ediyor. Önceki paradigma farkları görmezden gelerek, sadece kendisinin inandığı üniter bir bütünlük vehmediyordu. Oysa yeni paradigma vehimlere yer bırakmaksızın, farklılıkları tanıyarak, saygı göstererek toplumsal bütünlüğü çok daha sağlam bir temele oturtuyor.

O yüzden paket birilerinin vehmettiği gibi toplumu bölmek bir yana çok daha fazla bütünleştiren bir etki de yapacaktır. Dahası, millet kavramı bu paketle birlikte çok daha fazla mümkün hale gelmiş oluyor. Çünkü vehimlere değil, kurucu unsurların katılımını daha fazla sağlayan bir temele oturuyor.

Aslında, demokratikleşme paketinin özeti, BDP”yi olduğu kadar siyasetin diğer tüm taraflarını da son kertede siyasete davettir.

Siyasetin dışında gezinmeyi ve oralarda nasiplerini aramayı alışkanlık haline getirmiş partilere, siyasal alanın daha verimli bir uğraş alanı olduğunu hatırlatıyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: