Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siyasetçilerin garip öncelikleri

TBMM”nde birkaç gündür yürütülmekte olan Anayasa Değişikliği ile ilgili görüşmeler siyaset sosyolojisi açısından dört dörtlük derslere konu olacak örnekler ortaya çıkarıyor. Siyasetin müzakereci bir temelde yapılabileceğini demokrasinin bir uzlaşma rejimi olarak işleyebileceğini, siyasal anlaşmanın da basitçe sağlıklı bir siyasal iletişim sorunundan ibaret olduğunu iddia edenler için oldukça umut kırıcı, hayal kırıklığı üretecek sahneler bunlar.

Bir defa ortada bir müzakere oluşamıyor. TBMM hangi aklın Türkiye için daha iyi veya daha hayırlı olduğunun tartışılarak, müzakere edilerek arandığı bir zemin değil, öyle de olamıyor. Siyasetin o çok acayip tabiatı tekrar kendini hissettiriyor ve birbirine karşı sürekli diş bileyen, aşk ve nefret sarmalının dışına çıkamayan ve bütün tercihlerini ona göre yapan aktörlerin savaş manevralarına sahne oluyor.

Teoride her Milletvekili Meclisteki tartışmalar esnasında vicdanıyla baş başa olmak ve o zeminde sunulan deliller veya argümanlarla daha iyisine ikna olup fikir değiştirebilecek bir aktör olarak düşünülür. Oysa bu savaş arenasında herhangi bir vekilin sunulan herhangi bir delili veya argümanı ne dinlemesi ne de ikna olması sözkonusu olabilir. Zaten hiç kimsenin belli bir fikirde veya tutumda ısrarında belirleyici olan faktör bilgi eksikliği veya fazlalığı da değildir. Fikirlerin veya belli konulardaki siyasi iradelerin önceden belirlenerek paket haline getirilmesi ve bir parti örgütlenmesinin parlamentodaki ağırlığı ölçüsünde temsil edilmesi Meclis”i tanımlanmış istişari keyfiyetinden uzaklaştırıyor, ama siyasete de o ölçüde yakınlaştırıyor. Bu biraz çetrefil bir durumdur, ama doğrusu Meclis”e demokrasilerde biçilen anlamın siyasetin tabiatındaki bu çatışmacı tabiata karşı fazla naif kaldığını gösteriyor.

Birçok milletvekilinin belli ki kendilerine ait olmayan metinleri sırf Meclis çalışmaları aksasın diye söz alarak uzun uzun okuması, bir yandan komik görüntüler ortaya çıkarıyor, ama bir yandan da Meclis”in bir tartışma ve müzakere ortamı değil bir taktik savaş ve manevra alanı olduğunu daha fazla hissettiriyor.

Bugün mecliste yaşananlar, siyasetçilerin birincil önceliklerinin kolay kolay ülke yararı, insanlığa hizmet, demokrasi veya hakların geliştirilmesi gibi “iyiliklerle” ilgili olmadığını gösteriyor. Aksine birincil öncelik düşman gibi görülen rakiplerin bertaraf edilmesi, onlara yaraması muhtemel ama özünde “iyilik” olan herhangi bir gelişmenin bile engellenmesinin göze alınması oluyor.

Baksanıza, TBMM”nde görüşmesi yapılan değişiklik tekliflerinin birçoğu aslında değişik zamanlarda Mecliste temsil edilen partilerin hepsi tarafından farklı şekillerde ifade edilmiş ve savunulmuş görüşleri ifade ediyor. Belki yargı reformu ile ilgili kısmı bir tek CHP”nin hiçbir zaman aklının ucundan geçmemiş olabilir ama diğer kısımlar en azından hepsi tarafından farklı zamanlarda uzlaşılmayacak hususlar değildir. Üstelik CHP paketin içinden yargı ile ilgili kısım ayrıldığı takdirde diğerlerine olumlu cevap verebileceğini söylemişti. Bu durumda sözkonusu maddelerin dışındakileri desteklemesi beklenebilirdi. Oysa istediği üç madde çıkarılmadığı için, normal şartlar altında destekleyebileceğini söylediği aynı maddelerde, çelişkiler veya hukuka aykırılıklar gerekçesiyle itirazlar yürütüyor, önergeler veriyor, karşı argümanlar ileri sürüyor. Peki, sözkonusu üç madde çıkarılmış olsaydı, bugün diğer maddelerle ilgili dile getirdiği itirazlar ne olacaktı? Madem durum bu kadar vahim o zaman sırf yargıya dokundurmama uğruna nasıl göz ardı edilmiş olacaktı?

Ya BDP”ye ne demeli? Anayasal vatandaşlığın seviyesinde bir sıçrama yaptıracağını kendilerinin de çok iyi gördüğü ve kabul ettiği bir değişikliğe itirazları ne, anlayan var mı? Seçim barajları ile ilgili bir düzenleme içermiyor diye, hiçbir maddesine özünde bir itirazın bulunmadığı bu düzenlemelere nasıl ve neden karşı çıkılabilir? Bunlara hayır denilince seçim barajlarıyla ilgili bir gelişme mi kaydedilmiş oluyor? Tabii ki siyasal uzlaşma son derece meşru bir tartışma ve pazarlık konusudur aynı zamanda, ama bir pazarlık esnasında üste kendilerinin taviz vermeleri beklenecek kadar kendi lehlerine olabilecek bu değişikliklere neden itiraz edilir?

Ne AKP”nin ne de CHP ve MHP”nin peşine takılmayacağını söylemek şu anda BDP”yi fiilen MHP ve CHP ile aynı safta durmaktan kurtarıyor mu? Sonuçta bugünün tarihi yazıldığında Türkiye demokrasisinin gelişmesinde önemli bir aşama sayılacak olan bu olayda BDP”nin tavrı acaba nereye kaydedilecek?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: