Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siyasal İslam gerçekten birileri için bitmiş

Siyasal İslam’ın bitişini bir başarısızlığa bağlayanların her şeyden önce siyasal cahili olduğuna baştan itibaren hükmedebiliriz. Zira siyasallık başarıyla değerlendirilebilen bir şey değildir. Bazı siyasal hareketlerin yenilmiş olmaları bile onların siyasallıklarını bitirmez, sadece siyaset sahnesindeki konumları hakkında bir fikir vermiş olur. Zira siyasallık tam da bir mücadele esnasında yenen veya yenilenlerden bahsedilebildiği yerde kendini gösterebilen bir şeydir.

Üstelik bugün İslam’ın dünyada geçerli olan adaletsiz dünya düzeni içinde başarısını ölçmenin yolu, onun aynı adaletsiz düzene rakip olabilecek kurumları ne kadar tesis edebildiğini ölçmekten mi geçecektir yoksa tam da bu düzene çomak sokabilme kabiliyetinde mi?

11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Siyasal İslam’ın bittiğini ilan eden sözleri tam da bu ikilemin arasında kalmaktan kaçarcasına dünya düzeninin başarı kriterlerine teslim olmaktan başka bir izlenim vermiyor.

Allah aşkına, bugün Türkiye’de veya İslam dünyasının her tarafında demokrasinin veya iyi yönetimin gelişmemesinin sorumluları Müslümanlar mıdır? Türkiye İslam ile demokrasiyi başarılı bir biçimde meczedemediği için mi yıllardır sayısız darbe girişimlerine maruz kalıyor? Yoksa tam tersi gayet başarılı bir biçimde bu imtizacı çok iyi başarabildiği için mi? Türkiye’nin 2010 yılından itibaren, yani Arap Baharı süreciyle birlikte bu haliyle sistem için tehlikeli hale geldiği anlaşıldığı andan itibaren maruz kaldığı müdahaleler siyasal İslam daha başarılı bir modele doğru evrilsin diye mi yapıldı? Yoksa Türkiye’nin demokratik süreçleri işlettiğinde halkının iradesini yönetime yansıttığında sergilediği bağımsızlığın dünya sistemi için teşkil ettiği tehdit algıları mı birilerinin zihinlerine farklı duygular, hesaplar ve değerlendirmeler ekti?

Hangi durumda siyasal İslam başarılı olmuş olacaktı ve bugün siyasal İslam’ı nerelerde arıyoruz, kimin hangi özleminde, kimin hangi söyleminde, kimin hangi icraatında?

Müslümanların kendileri ve bütün insanlık için daha iyi, daha onurlu, daha özgür ve daha müreffeh bir dünya arayışları ve talepleri ne zaman bitti?

Müslümanlar olarak dünyanın her yanında her gün aşağılanan, zulme maruz kalan, vatanları işgal edilen, servetleri sömürülen, üstelik kendilerinden bir de korkulup nefret edilen Müslümanlar bütün bunlara karşı sessiz ve tepkisiz mi kalmışlar?

Her gün dünyanın her yanında tam da bu haksızlıklara karşı Müslümanların ayyuka çıkan sesleri, söylemleri, isyanları var. Siyasal İslam’ın bittiğini söylemek ancak bu seslere sağır kesilmekle mümkün olabilir. Siyasal İslam her zaman belli mahfilerde üretilmiş eline anahtarı teslim edilmiş kurum veya şirketlerin başarılı (veya başarısız) yönetimiyle ilgili bir şey değil ki.

Siyasal İslam toprağı işgal edilmiş olan Filistinlinin direnişidir. Yine Kudüs’te, Mekke’de, Medine’de haremi namusu ve mukaddesi çiğnenmiş ümmetin duası ve feryadıdır. Suriye’de her gün evleri başlarına yıkılıp yetim düşen, aç sefil bırakılan çocukların orada yiyebilecek ekmek var diye cennet iştiyakıdır. Mısır’da tam da halkın özgürleşme, onur ve ekmek bulma arayışında içine girdiği asil mücadeleye karşı yapılan darbeyle, meydanda sessiz sedasız protestolarını yapmaktayken katledilen üç bin insanın şehadetidir, o şehadeti şahit olanların hüzünlü ama asil hatıraları ve hiç bir şey olmamış gibi devam eden mücadeleleridir. Myanmar’da yakılarak veya boğularak soykırıma tabi tutulan yoksul Arakanlıların canhıraş çığlığıdır. Bir de bütün mazlumlara umut olmak üzere yedi düvele, binbir surat düşmanın türlü entrikasına karşı mücadele eden Türkiye’nin varoluş mücadelesidir.

Siyasalı bu seslerde, bu çığlıklarda, bu feryatlarda, ve bu mücadelede arayacaksınız. Bunlara sağır olmadan bütün bu seslere, bu çığlıklara, feryatlara, mücadelelere yabancı olmadan siyasal İslam’ı sadece Türkiye’deki belli bir dönemde belli insanlar arasında yaşanmış bir tecrübenin özeline sıkıştırıp orada bitirmek var ya?İşte siyasal İslam analizlerinin büyük çoğunluğunun sıkça düştüğü handikap. Bundan daha iyi bir örnek olamaz. Herkes kendi kişisel tecrübesi üzerinden solipsistik (tekbenci, gözlerini kapadıklarında dünyanın başkaları için de görünmez olduğunu sanma hastalığı) bir süreç analizi yapıyor. Kendisi için bitmiş olan şey bütün dünyada bitmiş sayıyor.

Siyasal İslam’a veya İslamcılığa mesafe koyan insanların, onun bittiğini düşünen insanların çoğu için durum tam da böyledir. Kendileri uzaklaşmış, kopmuş oluyor aslında, o dünyanın duygularından , tecrübelerinden, sıkıntılarından, mücadelesinden, dostluklarından. Uzaklaşınca dost-düşman da birbirine karışıyor kaçınılmaz olarak.

Tabii eskiden İslamcı olanların içine düştükleri solipsizm bu. Bir de zaten İslamcılığa muhalif olarak onun bitmiş olma ihtimalini çok sevenlerin ve buna dair her türlü haber ve analizi büyük bir iştahla üretip satan veya satın alanların, analizleriyle temennileri birbirine karışmış olanların solipsizmi var. Her ikisi siyasallıkla ilgili aynı cehaletten besleniyor.

İşi başarıya bağlamışken şunu da iyi bilmek gerekir ki, dünyada siyasal İslam, demokratik, özgürlükçü ve kalkınmacı bir hareket olarak başarılı olduğunda demokratik-modern dünyanın takdirini almıyor, bilakis hedefi haline geliyor. Onlar bu tarz bir hareketi kendilerinden bağımsızlaşan sömürgeden kurtuluş hareketi olarak algılamaya devam ediyorlar. Böyle bir hareketin başarısız olması için ellerinden geleni yapıyorlar. İşte, Mısır tarihinde ilk defa seçimle gelmiş bir Cumhurbaşkanı olarak Muhammed Mursi’ye karşı yapılan darbeye Avrupa ve Amerika demokrasisi darbe bile diyemedi.

Peki biz şimdi Mursi devrildi diye onu başarısız, onun yerine geçen dünyanın en rezil diktatörü ve onun temsil ettiği değerleri başarılı mı sayacağız?

Bu rezalete karşı hala var olan güçlü itiraz ve direnişin temsil ettiği siyasallığı da mı görmeyeceğiz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: