Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siyasal iletişim ve değişim cesareti

Başarılı bir siyasal iletişim başarılı bir siyasal icraattan çoğu kez daha önemlidir. Kötü bir uygulamayı halka iyi göstererek halkın oyunu celp etmek mümkün olabilir. Veya tam tersi, halkın fevkalade yararına çok iyi bir siyaset, halka iyi anlatılamamaktan dolayı başarısızlığa duçar kalabilir.

Siyasal iletişimin en önemli kurallarından biri şunu bilmektir: halkın her zaman etraflıca dinlemeye, ince eleyip sık dokuyarak değerlendirmeye, delilleri ve farklı görüşleri inceleyerek karar vermeye ne istidadı ne zamanı ne de tahammülü vardır.

Hükümetin bazen devrim niteliğindeki icraatları için en sık yapılan eleştirilerden birisi bunların halka yeterince iyi anlatılamıyor olmasıdır. Başbakanıyla, bakanlarıyla, medyasıyla herkesin seferber olarak medyanın veya siyasal iletişimin bütün imkânları kullanılarak anlatıldığında bile “halka bunun yeterince anlatılamadığı” sonucunu doğuracak bir tablo çıkabiliyor ortaya.

Oysa Ergenekon”un, mesela, halka yeterince anlatılamadığı nasıl söylenebilir? Topraktan fışkıran silahlar, her gün ortaya çıkan bir dizi tanıklıklar, deliller ve bunların medyada yer bulan anlatımlarından öte nasıl bir anlatma yolu olabilir ki? Buna rağmen Ergenekon”la ilgili beş bin sayfayı bulan üç iddianame ve binin üstünde deliler klasörü bir yanda dururken laubali bir tavırla bütün bunları bir çırpıda fasafiso olarak niteleyenlere anlatabilecek bir şey, gerçekten de yoktur. Lakayt bir tutumla kulağını ve gözünü tıkamış olana ne anlatılabilir?

Aslında mesele ilgili konunun anlatılıp anlatılmaması meselesi değil, bundan çok daha basittir ve doğrudan siyasetin doğasıyla ilgilidir. Siyaseten “ikna olmak” sunulan delilerle çoğu zaman alakalı değildir, taraf olmak veya olmamakla alakalıdır. Tarafsanız zaten ikna olmak üzere dinliyorsunuz, değilseniz reddetmek üzere. Yine de umalım ki hukukla ilgili konularda karar verici olanlar bu bazda değil gerçekten delillerle fikirlerini şekillendirebilecek, muhakemeleriyle doğruya hükmedebilecek şekilde hareket etsinler.

“Demokratik açılım” konusuyla ilgili olarak da bir anlatım sorunu olduğu sıkça dillendiriliyor. Hükümetin demokratik açılımı halka yeterine anlatamadığı söyleniyor. Oysa baştan itibaren bu konuda söz söyleyenlerin duydukları herhangi bir şeyle ikna olma niyetleri olmadığı çok açık görünüyor. O yüzden birbirleriyle görüşerek gereksiz ve belki de zahmetli bir iş yapmayı istemiyorlar. İkna olma ihtimali veya riski, ikna edici bir argüman veya delil ile karşılaşıp uygun bir cevap verememe ihtimali korkutucudur her zaman. Bu korkuyu atlatmanın en güvenli ve garantili yolu peşin peşin ipleri koparmak, hiçbir iletişim ve diyaloga girmemektir. Görüşmeyince fikirlerinizden ve tutumlarınızdan daha bir emin olabiliyorsunuz. Görüşmek ve fikirlerini değişime açık tutmak bir cesaret işidir ve ne yazık ki bu cesarete sahip olmayan siyasetçilere sahibiz.

Oysa bu konuda söz söyleyenler bir kenara bırakıldığında halkın bu konuda siyasetçilerden çok daha fazla siyasete, değişime ve iletişime açık olduğu görülüyor. SETA Vakfı ile Pollmark”ın birlikte yaptıkları “Türkiye”de Kürt Sorunu Algısı” araştırması halktaki bu değişim cesaretini gözler önüne seriyor. Araştırma Türkiye genelini temsilen çok aşamalı örnekleme yöntemiyle belirlenen 601 köy ve mahallede, 2.497 noktada toplam 10.577 kişi üzerinde gerçekleştirilmiş.

Katılımcıların % 55,3”ü “Kürt sorununun” ülkenin önemli bir sorunu olup olmadığı sorusuna”evet” cevabı verirken bu soruya verilen cevaplarda, Kürt sorununun varlığına inanan Türklerin oranı % 51,2 iken, Kürtlerde bu oran % 75,8”e çıkmaktadır. Soruların büyük kısmında Kürtler ve Türklere göre cevaplar dağıtılmış ve bir çok konuya yaklaşımda Kürtlerle Türkler arasında “çok az farklar” tespit edilmiş. Doğrusu bu farklardan Türk ve Kürt milliyetçilikleri için, belki de şovenizmleri için, sorunu hissettirecek ölçüde bir toplumsal destek oluşmaktadır. Bütün siyaseti bu azınlık görüşler üzerinde temellendirmenin çok fazla bir anlamı yok.

Araştırmada azımsanmayacak oranda bir kararsızlar kitlesi bulunmakla beraber, genel olarak toplumun açılım sürecini desteklediği görülüyor (%48,1). Burada da verilen destek etnik köken itibariyle Kürtlerde daha yüksek iken (%75,7), Türk kökenlilerin de azımsanmayacak bir oranda süreci olumladığı (%42,7), kararsız kalanların da (%16,5) önemli bir yekûn tuttuğu görül-mektedir.

Kuşkusuz bu farklar ve kararsızların sürecin alacağı hale göre yeniden şekillenmesi beklenmelidir. O yüzden siyasetçilere bazı şeyleri anlatmak gerekmeyebilir, ama topluma bazı şeyleri iyi anlatmanın yollarına iyi bakmak gerekiyor. Bunun için de güçlü bir siyasal iletişim çalışmasının yürütülmesi şarttır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: