Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sivil Toplum “Gönül”süz olmaz

“Hem yerel hem küresel düzeyde bazı sivil toplum kuruluşlarının amaçları dışında hatta yer yer “sivil toplumun” özüne tamamen aykırı bir biçimde demokratik değer ve kurumların aleyhine olacak şekilde kullanılıyor olması kabul edilemez. Ancak bu durum sivil toplumun özünde sahip olduğu değerin bir suiistimali olarak sivil toplumun özde önemini ve değerini azaltmaz. Bu tür girişimler dolayısıyla sivil toplum faaliyetleri veya teşekkülleri bir şaibe altında bırakılamaz.”

Bu cümleler Konya”da faaliyet göstermekte olan 64 Sivil Toplum Kuruluşunun ortaklaşa düzenlediği toplantının sonuç bildirisinden. 64 STK on yılı aşkın bir zamandır kendi aralarında sivil toplum bilincini geliştirmek, birikimlerini paylaşmak ve ülke ve dünya sorunları ile ilgili mümkün ortak tutumlar için hazır ve nazır olmak üzere ortak bir platform oluşturmuş. Bu platform dört yıldır bütün yıl belli bir konu etrafında süren bir ufuk turunu sene sonunda bir konferans şeklinde toplanarak genel bir değerlendirmeye ulaştırmaya çalışıyor. İlk yıl dış politika; 2. yıl Avrupa Birliği; 3. yıl eğitim konusunun tartışıldığı Ufuk Turlarının bu yıl Alanya”da gerçekleşen 4. toplantısında sivil toplum konusu tartışıldı. Bir bakıma sivil toplum kuruluşları sivil toplum kavramını tartışarak kendilerini masaya yatırmış oldular.

Sivil toplum kavramının ADD, Kuvvâ-i milliye, kuvvetler güç birlikleri içinde tezahür etmeye başlaması, doğrusu sivil toplumun bir demokrasi veya sağlıklı bir toplum içindeki bütün hâsılasını murdar etmeye kast etmiş durumdadır. Ulusalcı söylemler yıllarca her tür sivil toplum faaliyetini devleti zayıflatmaya çalışan, ülkenin bütüncül yapısını zayıflatan bir teşebbüs olarak mahkûm etmişti. O yüzden bütün sivil toplum faaliyetlerini kökü dışarıda, dolayısıyla dış güçlerin yerli işbirlikçileri olarak görmeye çalıştı. Özellikle AB ilerleme sürecinde sivil toplum kuruluşları hep ülkeye ihanet-sadakat ekseninin içinde tutulmaya çalışıldı. Bu kuşkuculuğun altında biraz da Türk insanının herhangi bir toplumsal işi başkalarıyla “gönüllü olarak bir araya gelmek” suretiyle üstlenmeye teşebbüs edebileceğine dair tam bir inançsızlık vardır. Türk insanı bir araya geliyorsa kendi için veya ülke için hayırlı bir iş için bir araya gelmez. Olsa olsa ancak devlet aleyhine, ülke aleyhine bir kumpasın bir parçası olmak üzere başkalarıyla bir araya geliyordur. İhanet içinde değilse bile mutlaka gaflet ve delalet içindedir.

Ancak Türkiye”de toplumsal dinamikler kırdan kente, çevreden merkeze bir hareketi sosyolojik olarak zorladıkça yeni siyasal ve toplumsal katılım örüntüleri de şekillenmeye başladı. Sivil toplumsallaşma, düzenli bir örgütlenme içinde ortaya çıksın veya çıkmasın, yeni dönemin en belirgin yapısal özelliği haline gelmiştir. Yeni dönemde iktidarlar yukarıdan aşağıya toplumu şekillendiren kuvvetler değildir. İktidar toplumun en alt düzeylerinden neşet eden ve devleti de kendine göre şekillendiren bir süreçtir.

İleri demokratik yapılarda iktidarı ele geçirmek demek sadece devlet aygıtını ele geçirmek demek değildir. Devlet aygıtını (bugünlerde artık çok harc-ı âlem hale gelmiş olan “devlet iktidarıyla”, “hükümet iktidarıyla”) eline geçiren her şeyi eline geçirmiş olmuyor. Kendi kendini örgütlemiş olan sivil toplum devlet iktidarını giderek daha fazla önemsiz hale getirir. Ancak toplumun bu gücü sanıldığının aksine bir bütün olarak bir ülkeyi zayıflatan bir şey değil, aksine çok daha güçlü kılan bir şeydir. Bu konuda bir hayli uzun tartışmalar var tabi.

Her ne ise sivil toplum yaşadığımız dünyada siyasal ve toplumsal katılımın yapısal bir yoludur. Meşruiyeti üzerine yapılan tartışmalara prim vermek sadece sizin siyasal süreçten dışlanmanız sonucunu doğurur.

Yakın zamanda G. Soros”un Ukrayna, Kırgızistan gibi ülkelerde gerçekleşmesine katkıda bulunduğu renkli-kadife devrimlerde desteklediği sivil toplum kuruluşlarını da kullandığı bir gerçektir. Ancak Soros”un bu kanalları kullanmış olması sivil toplumun artık mücadelenin de belki tek zemini olmasından kaynaklanıyor. Soros gibiler kirli işlerini sivil toplumları kullanarak yapıyor diye sivil topluma küsmek en basitinden dünyanın nereye doğru gittiğinden bihaber olmak anlamına gelir. Sivil toplum bugün bizatihi toplumun kendisidir ve eğer toplum bir siyasal mücadele alanı ise bu mücadeleden sivil toplumun muaf tutulması düşünülemez.

Tabii ki sivil toplum teşekküllerinin hepsinin her konuda kendi aralarında hep bir dayanışma içinde olmaları beklenemez. Sivil toplumun en önemli özelliği tabii ki, zorunlu olarak devlete karşı olmasa bile, devlet dışı olması, yani gönüllülük esasına dayanmasıdır. Siyaseti bir tartışma alanı olmaktan çıkarıp siyaset dışı sivil-olmayan güçleri davet etmek üzere faaliyet gösteren kuruluşlar toplumun sivil sermayesinin asalaklarıdır. Bunu sivil toplumun şartını yerine getirmek üzere “gönüllü olarak yaptıkları söylenebilir” tabii ki.

Ama sivil toplum için gönüllülük şartının koşulması bir tesadüf değildir.

Gönüllü olmak için bir gönle sahip olmak gerekiyor.

Bir gönül ise ancak başka bir gönülle birlikte var olabilir. Kendi başına bir gönül olmaz. İçinden başka gönüllere giden yollar geçmiyorsa bir gönül, gönül değildir.

İnsanlar arasında kin ve nefret yaymaktan başka bir işlevi olmayan birlikteliklerin gönüllü faaliyetler olarak düşünülmesi mümkün değildir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: