Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sisteme dair sorular

Başbakanın Arap baharı ülkeleri gezisinde başlattığı laiklik tartışması kısa sürede başka tartışmaları da tetikledi. Açılmışken, islamcılık, sistem, sekülerlik ve siyasetin veya başka herhangi bir faaliyetin islamiliğine veya gayr-i islamiliğine dair bir çok konuyu vuzuha kavuşturabileceğimiz velud bir tartışma başlattı.

Münhasıran laiklik tartışmasının bir yerinden girip arka arkaya üç yazı yazdım, ama köşe yazısının malum sınırları (hoş hiç bir zaman tam riayet edemesem de 3500 karakterlik yazı sınırları) tartışmayı fazla derinleştirmeye elvermiyor. Yine de tartışmayı ortada bırakmamak gerekiyor.

Öncelikle söylemeliyim ki, tartışmaya Mustafa Akyol”un girdiği yere dair bir kaç itirazım olacaktı, ama doğrusu Akyol”un söyledikleri yerine şahsını hedef alan yazılar o konuya daha erken girmemin önünü kesti. Akyol ne söylemiş olursa olsun, hem referansları itibariyle hem söylediklerinin içeriği dolayısıyla tartışılmayı fazlasıyla hak ediyordu. Akla getirdiği sorular, İslamcılığa yönelttiği eleştiriler soğukkanlılıkla karşılanması gereken sorular. Hem tamamen haksız değil, hem de öfkeyle kalkıp soruların önünü kesince o soruların cevabı verilmiş olmuyor, sadece, herkese faydası olabilecek velud bir tartışma ihtimali bastırılmış olur. Tartışmanın keyfini kaçırması da cabası…

Hayrettin Karaman hoca ismini vermese de Akyol”un sürdürdüğü yerden tartışmaya bence çok anlamlı bir katkıda bulundu. Özellikle İslamcılar hakkındaki yargılara sinen genellemeci ve indirgemeci yaklaşımları görmüş Hoca. Tam da görülmesi gereken ilk noktaydı bu. Nur camiası ile Milli Görüş veya daha net İslamcı camiaların bazı konulara yaklaşımlarındaki tarihsel tecrübe karşılaştırmalarından ikincisini şamar oğlanına çeviren örneklere başvurmak son zamanlarda garip bir alışkanlık haline geldi.

Risale-i Nur çevrelerinin baştan itibaren AB konusundaki olumlu tutumunu zikreden Akyol”un bunu birincisinin hikmetine ikincisinin ise mutlak yanlışlığına yorması bugünden ve sadece bir taraftan bakan retrospektif bir okuma tabi.

Yoksa ne bir tarafın hiç değişmemiş olması o zamandan beri haklılığının işareti ne de İslamcı camianın bugün AB”ye girmeyi savunacak bir noktaya gelmiş olması o zamanki haksızlığının.

O gün Nur çevreleri ile İslamcı kesimler arasındaki tartışmalar Akyol”un anlattığı basitlikte de cereyan etmiyordu. Araya işe asıl rengi veren çok daha gerçek tartışmalar da giriyordu mutlaka.

Kaldı ki, bir konuda tutum değiştirebilmek siyasal aklın çalıştığını gösterir, hiç bir konuda tutum değiştirmediği halde bir defalığına herkesin kendi çizgisine gelmiş olması başlıbaşına övünülecek bir durum değil. Duran saatin hikayesidir bu, bir anlığına yaşadığınız haklılığa mukabil zaman akıp gider ve siz yine tarihin dışında kalabilirsiniz.

Durun bakayım hele, AB nereye gidiyor? Türkiye AB”ye üyelik şartlarını sağlayacak kadar geliştiğinde AB mi kalıyor? Türkiye o şartlar ulaştığında AB”ye girmeyi mi istiyor?

Siyasal akıl ve irade devredeyse şartların değişmesi karşısında tutum ve siyaset değiştirmek eleştirilecek bir şey değil, aksine olumlu bir şey. Ne de olsa ezmanın teğayyürü ile ahkamın değişimi inkar olunamaz.

Bu arada “İslamcıların sistem tutkusu” başlığı altında bir İslamcı tipinin klişeleştirilmesi sözkonusu. Daha gerçekçi bir tanımına göre Akyol”un da dışında kalamadığı İslamcılığın bir konudaki argümanları ve tartışmaları bu kadar basitleştirilebilir mi?

Sistemle ilgili İsmet Özel”in taa yetmişli yılların sonları, seksenli yılların başlarında yaptığı tartışmalar var. Özel, bugün nerde duruyor olursa olsun, o zamanlar İslamcılığın sistem konusundaki görüşlerine dair gerçek bir literatür katkısı yapmıştır. Özel”in katkısı verili durumda bir çıkış yolu işaret edemeyen ve sonu siyasal kertenin iptaline kadar giden bir tür cynisizme bile yol açtı. Oysa İslamcılığın Türkiye”deki tartışmasız diğer muallimlerinden, Sezai Karakoç, Ali Şeriati ve bilhassa Seyyid Kutub”un sisteme dair yaklaşımlarının, dışarıdan klişeleştirmelere açık olsa da, baştan sona güçlü bir ahlaki sorumluluk ve eylem felsefesiyle temellendiğini okuyanlar yeterince bilir.

O tartışmalara daldığınızda İslamcılığın sistemle ilgili görüş ve tutumlarının çeşitliliğine dair sonsuz ufuklara açılabilirsiniz. Sistem nedir? İslami sistem nedir? Beşeri sistem nedir?

Bütün bu sorulardan önce belki başka bir soruyla başlamak lazım: Dışarıda bir yerde varsaydığımız sistemler, biraz da bize aklımızın oyunları mı yoksa? İslami sistem dediğimiz zaman, Allah”ın kitabında hiç yer almayan bir özneyi mi tasavvur etmiş oluyoruz? Öyle bir özne var mıdır? Bu özne olup bitenlerden ne ölçüde sorumludur? Sistem dediğimiz şey iyi şeyler yaptığında sevabı kime yazılıyor, kötü şeyler yaptığında Allah indinde cezası kime verilir?

Bana kalırsa, sistem tartışmalarında Karaman hocanın ele aldığı yerden de cevabı verilemeyen sorular bunlar? Akyol”un tartışmayı başlattığı yeri de aşan bir tartışma bu. Bakalım devam edebilecek miyiz?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: