Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sisi’nin katliam gibi idamları

Geçtiğimiz Çarşamba sabahı Mısır’da Darbeci Sisi yönetimindeki mahkemenin verdiği karara istinaden 9 muhalif genç asılarak idam edildi. Önceki hafta da 6 kişi daha infaz edilmişti. Böylece iki hafta içinde idam edilenlerin sayısı 15’i buldu.

İsnat edilen suçun aslında çok önemi yok, çünkü Mısır’da birilerinin önce öldürülmesine karar veriliyor sonra onlara uygun bir suç uydurularak cinayet mahkeme kararı ve ardından idam yoluyla gerçekleştiriliyor.

Suçun uyup uymaması önemli değil. Sisi’nin dostları alışverişte görsün. Bir mahkeme gösterisi ve bir karar.

Kararı veren hakimler Mısır’da “idam hakimleri” olarak biliniyor, gözleri kara, hukuk fakültesi mezunları hepsi ama hukuktan zerre nasipleri olmamış. Hepsi de 2013’te gerçekleştirilen askeri darbeden sonra Sisi tarafından muhaliflerin susturulması, tasfiye edilmesi ve bertaraf edilmesi için kurulmuş olan “terör mahkemesi”nin üyeleri. Bu göstermelik mahkemelerin cellat gibi çalışan hakimlerinden birkaç örnek:

Muhammad Naci Şehata, mahkemede bile çıkarmadığı siyah gözlüğüyle şöhret salmış, gazete kupürlerine göre bir defada verdiği 263 idam cezasıyla biliniyor.

Hasan Farid, 147 idam cezasına imza atmış olan bu hakim de aynı zamanda son 9 kişinin idamını da vermiş olan kişi.

Şaban el-Şami Bir çoğuna gıyaplarında olmak üzere, yani hiç savunmalarını almadan, tarafları dinlemeden, muhakeme etmeden 160 kişiden fazla muhalife idam cezası veren hakim. İdam cezası verdiklerinin arasında Muhammed Mursi ve Dünya İslam Alimleri Birliği Başkanı Yusuf el-Kardavi de bulunuyor.

Said Sabri Yüzlerce kişinin idam kararını verdiği bilinen bu hakim de tek bir seferde 683 kişinin idam cezasını müftüye sevk etmiş aynı mahkeme sonucuyla 496 kişiye de müebbet hapis cezası vermiş. 25 Ocak Devriminde polisin katlettiği insanların yakınlarının açtığı davaları reddetmekle kalmamış bir de mahkeme masraflarını da maktul yakınlarına yüklemiş.

Muhammed Şirin Fehmi 46’dan fazla idam kararı olan hakim, şu anda terör dairesinin önemli hakimlerinden biri olarak görev yapıyor.

Bu hakimlerin mahkemelerinde yargılanarak en son infaz edilen gençlere isnat edilen suç mesela, eski Başsavcı Hişam Bereket’e düzenlenen suikast. Suikast denilen olay da şu: Başsavcının aracının geçtiği yerde bir bomba patlıyor. Patlayan bomba başsavcıya hiç bir şey yapmıyor, hatta görgü şahitleri başsavcının olay mahallinde inip olay yerini incelediğini bile söylüyor. Ancak birileri patlama dolayısıyla başsavcının hastaneye gitmesi gerektiğini söyleyerek başsavcıyı hastaneye götürüyor. Başsavcının kısa süre sonra hastanede ölmüş olduğu haberi yayılıyor.

Bu haber üzerine önceden kararlaştırılmış gibi hızla başlatılan bir operasyonla bir çok muhalif genç tutuklanıyor. Tutuklanan gençlerin her birisi kendi iyi yetişmiş, eğitimli, çevrelerinde sevilen, liderlik kapasiteleri olan özellikli şahsiyetler. Bunlar tutuklandıktan sonra ağır işkencelerden geçirilerek başsavcıya suikast yaptıkları itiraf ettiriliyor.

Bu gençlerden Mahmud el Ahmedi ile mahkeme reisi arasında mahkemede geçen şu diyalog, şimdiden bu korkunç devlet cinayetinin sembol diyaloğu haline gelmiş bulunuyor.

“Mahmud: Göklerin Yargıcından yerin yargıçlarına veyl olsun. Allah’ın önünde kıyamet günü bunun hesabını soracağız, ben ve yanımdakilerin mazlum olduğunu çok iyi biliyorsun.

Yargıç: Fakat sen suçunu itiraf etmişsin Mahmut

Mahmut: Bana o elektrik düzeneğini getir seninle bir odaya geçelim, vallahi sana Enver Sedat’ı öldürmüş olduğunu itiraf ettiririm. Bize Mısır’a yirmi sene yetecek kadar elektrik verildi.”

İfadelerin hepsinin çok ağır işkenceler altında alınmış olduğuna dair fiziki deliller aslında medyaya da döküldü. Böyle bir iddia olduğunda, itirafa dayanılarak bir ceza verilemeyeceği, en azından bu iddiaların araştırılması gerektiği bütün dünya adalet ölçülerinin en temel kabullerinden biridir. Buna rağmen bu iddialar araştırılmaksızın tek celsede idam kararı alelacele verildi. Çünkü aslolan suçluyu bulmak değildi. Bir suçu bahane ederek önceden seçilmiş kişileri toplayıp katletmekti.

Esasen suç denilen Başsavcı suikastı buram buram bir Mısır derin devlet operasyonu kokuyordu. Zaten bu mahkemeye ve verdiği kararlara, “babamızı bu gençlerin öldürmüş olduğuna inanmıyoruz” diyerek ilk itiraz eden de maktul Hişam Bereket’in ailesi olmuş.

Bütün bunlar Mısır halkının Mısır’ın darbeci diktatörünün elinde şu anda korkunç bir esaret altında olduğunu gösteriyor. Sadece halihazırda Mısır zindanlarında keyfi bir biçimde tutuklu bulunan yüzbin kadar insanın en ağır işkence şartlarında yaşıyor olmasında bahsetmiyoruz. Bütün Mısır halkı şu anda böyle bir güvensizlik ortamında yaşıyor.

Tabi bilhassa en ağır işkence şartlarının olduğu hapishanelerdekilerin her biri birer Cemal Kaşıkçı gibi. Cemal Kaşıkçı cinayetinin ifşa ettiği gerçek bu ülkelerde bir vatandaşın kendi devletinin şiddetine karşı hiçbir güvencesinin olmamasıdır. Bir devleti devlet yapan kendi vatandaşının can, mal, akıl, nesil ve din güvenliğini temin etmesidir. Bunu temin etmek yerine bütün bu insan hakları üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunan bir devlete karşı vatandaşını koruyacak bir güç yok maalesef. Dünyanın Cemal Kaşıkçı’ya gösterdiği ilginin tam da Kaşıkçı’nın katillerinin himaye ettiği, desteklediği bir düzendeki sistematik cinayetlere dikkatleri çekmesi gerekirdi. Kaşıkçı’nın hatırasına ödenecek bir borç varsa budur.

Kaşıkçı cinayeti maalesef BAE ve SA’nin Ortadoğu’da kurmuş olduğu düzenin tipik bir modelidir. Kendi ülkelerinde bu tür eylemlerin tonlarcası varken, bu düzenlerini bir model olarak Mısır ve müdahil oldukları diğer bütün ülkelere de hakim kılmaya çalıştıklarını görmek gerekiyor.

Mısır’daki katliam gibi idamların bir sorumlusu elbette Sisi’dir ama asıl sorumlusu onu destekleyip finanse edenler ve onunla daha yakında ticaret anlaşmaları yaparak cesaretlendiren Fransa gibi AB ülkeleridir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: