Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sıradaki: AYM muhalefeti

AYM Başkanı, daha önce değişik vesilelerle işaretlerini verdiği bir tavrı, dün Mahkemenin kuruluş yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmayla hiç bir farklı yoruma yer bırakmamak üzere netleştirdi. Netleşen bu tavır, AYM Başkanının Erdoğan”a olan kategorik muhalefetidir.

Kılıç, bir şekilde Türkiye”de devam etmekte olan tartışmalarda bir taraf olduğunu ifade ederken bu tarafgirlikte Mahkemenin de kendi emrinde olduğuna dair adeta bir gövde gösterisi yapmış oldu. Konuşması baştan sona bir hukuk metninden ziyade, tartışmalı bütün konularda hükümetin karşısında basit bir muhalefet performansından ibaretti.

Bu meydan okuma, şimdiye kadar AYM”nin vermiş olduğu bütün tartışmalı kararları da sahiplenmiş oldu. Zira teorik olarak, örneğin, twitter davası kendisinin baktığı bir dava olmadığı için çıkan kararın kendisinden bile bağımsız olması ve bu sonuç karşısında herkes kadar kendisinin de bir mesafede bulunması gerekiyordu.

Aslında daha önce de bu kararı kendi vermiş gibi savunmuştu, ama bir kez daha göstermiş oldu ki, Mahkemenin gündemindeki davaları temellük etmiş durumda. Gerçi, son zamanlarda bu davalarda yeterince açık bir muhalif meyil göze çarpıyordu. Dünkü konuşmasıyla Başkan, Mahkemenin 52. Kuruluş yıldönümünü, adeta siyaset sahnesine bir muhalefet partisi olarak katılım törenine dönüştürdü.

“Hukukun bağımsızlığı” hakimlerin sadece siyasetçilerden değil, aldıkları kararlar itibariyle başkanlarının müdahalesinden de bağımsız olmaları anlamına gelse gerek.

Lakin hatırlatmakta fayda var, bu bağımsızlık, hukukçuların hukuktan da bağımsız olmaları anlamına gelmiyor. Aksine hukukçuların herkesten daha fazla hukuka tabi olmaları gerekiyor. Ne yazık ki, Türkiye”de bir türlü aşılamayan ve anlaşılamayan husus budur. Hukukun bağımsızlığı, hukukçuya keyfilik sınırlarına rahatlıkla girebileceği bir alan tanıyormuş gibi anlaşılıyor.

AYM başkanının hukuku iktidarın keyfi uygulamalarına karşı sınırlamak olarak tanımlaması iyi hoş da, ya hukukçunun hoyratça üretip kullandığı iktidara karşı halkı kim koruyacak? Hukukun üstünlüğünü hukukçunun üstünlüğü gibi algılayıp, yasanın tanımadığı iktidarı kullanmaya kalkışan hukukçuyu kim sınırlayacak?

52 yıllık tarihi boyunca AYM yasaların kendisine tanımadığı yetkileri, aldığı kararlarla oldu bittiye getirerek üretme maharetini defalarca sergiledi. Başörtüsü kararından, 367 kararına kadar AYM”nin aldığı bütün kararlar, AYM”nin kendi iktidarını kendisinin tanımlayarak genişlettiği kararlardı.

12 Eylül Referandumundan sonra buna karşı bir tedbir alındığı varsayılmıştı, ancak son gelişmeler bize o makamın kendisinin ayartıcı ve bozucu bir tarafının olduğunu anlatıyor.

AYM başkanı, makamın kendisine vehm ettiği bir iktidarı kullanmaktan kendini alıkoyamıyor ve kendisini siyasilerin karşısına koyuyor. Daha önceki AYM başkanlarının kapıldığı duygu onu da yakalıyor ve hukukun üstünlüğü ilkesinden kendisine herkesten hiyerarşik olarak da üstün olma payı düşürüyor. Böylece siyasi tarihimizin en demokrat hukukçularından biri olarak o cübbenin telkin ettiği vesayetçiliği yeniden üretmiş oluyor. Mesele cübbeyse, onu da yeniden düşünmekte fayda var tabi.

Kararları bağlayıcı olan AYM”ni denetlemenin ne yazık ki kamu gözetimi ve eleştirisinden başka bir yolu bulunmuyor. O yüzden, AYM”nin son zamanlarda adeta abdestsiz namaz kılar gibi almış olduğu kararları ve uygulamaları eleştirmekten rahatsız olması da ayrı bir tuhaflık. AYM kararları bağlayıcı olsa da eleştirilemez değil. Hele bu kadar siyasallaşmış bir AYM”nin her türlü siyasal eleştiriyi de artık göze almış olması lazım.

Bir yanıyla da, siyasi muhalefet bu kadar çok boşluk bırakınca yardımına koşan çok olur. CHP”nin hayatta ordudan veya diğer vesayet kurumlarından destek almadan iktidara gelmediği biliniyordu. Trajik olan, her seferinde bir siyasi şike tabiatı taşıyan bu yardımcıların siyasi hayattaki sonlarıdır.

Recep Tayyip Erdoğan”ın siyasi hayatı ise bilhassa kendisine karşı bu tür siyasi şikelere giren aktörlerin trajik sonlarını anlatan bir siyasi mevtalar müzesi gibi. Bu ibretlik kıssalar, hisse çıkarabilenler için yeterince ibret verici olmalı. Onun karşısına bu siyasi şikelerle çıkıp iflah olmuş kimse yok.

Ne yazık ki, bu ibretlik hikayelerin hiç biri yine de yeterince uyarıcı olmuyor. Her bir aktör, adeta sırası geldiğinde Erdoğan”a karşı kendi sonunu bile bile kendisine yazılmış bir senaryoyu oynar gibi giriyor sahneye. Her aktörün bu performansı onun halk nezdindeki muhabbetini daha da artırmaktan ve onu daha da güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

Hep beraber gördük, yaşadık. Karşısına büyük afralarla çıkan hiç kimsenin siyasi ömrü fazla uzun olmadı. Büyük şatafatlarla karşısına çıkanların bir çoğunun ismini kimse hatırlamıyor bile.

Tabi daha da trajik olan, şimdi onun karşısına çıkanların “sen de mi?” dedirten kimlikleri.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: