Prof. Dr. Yasin AKTAY

Silahların gölgesinde: HDP’dir, ne yapsa yeridir

Batı’da bir çok ilde HDP’lilerin bazı siyasi faaliyetlerini yapmakta zorlandıkları ile ilgili haberler veya gelişmeler üzerine “nöbetçi aydınlar” malum insan hakları ve demokrasi reflekslerini sergilemiş, bir bildiri yayımlamış. Güzel, itirazımız olamaz. Türkiye’de her siyasi fikrin ülkenin her bölgesinde ifade edilebilir olması lazım. Buna yönelik hiç bir engelleme hiç bir baskı kabul edilemez.

Hele seçim şartlarında taraflar arasında hukuk ve demokrasi normlarının yanısıra ve bunun ötesinde bir de centilmenlik anlaşması da olması lazım. Neticede siyasi rekabet yapılıyor. Ülkenin nasıl yönetileceğiyle ilgili siyasi bir tartışmada taraflar en iyi olduklarını ispatlamak için halka gidiyor. Halkın oyunu kapmak için birbirleriyle vahşice kapışmaları, arada halkın oyunu ikna yoluyla değil baskı yoluyla kapmaya çalışmaları işin tabiatını bozar. O yüzden baştan itibaren ilkeyi tutarlı bir biçimde koymak gerekiyor. Hangi siyasi partiye hangi amaçla olursa olsun yapılan her saldırı demokrasiye bir saldırıdır. Kınıyoruz. Yine o yüzden, HDP’ye Adana ve Mersin’de yapılan saldırıları hiç tereddüt etmeden duyduğumuz anda nefretle kınadık, kınamaz dendi bize, iktidarsınız madem faillerini bulmanız lazım dediler. Olayın failleri iki gün geçmeden ortaya çıkarıldı, ama hiç kimsede en ufak bir mahcubiyet ifadesi belirmedi. HDP’ye saldıranlar, PKK’nın kardeş kuruluşu, faaliyet tarzı itibariyle tam bir entrika kurgusu üzerinden çalışan bir DHKP-C militanı çıktı. Böyle bir saldırıyla neyi hedeflediğini anlamak hiç de anlaşılmaz ve açıklanamaz bir durum değil.

HDP’nin bazı illerde yaşadığı zorlukların bu aralar demokratik duyarlılıkları harekete geçirmesini anlıyoruz da, aynı HDP’nin başka bazı illerde başka partilere yaşattığı zorluklar, ne zorluğu, basbayağı terör, neden hiç bir demokratik duyarlılığın konusu olmuyor acaba?

Adana’ya yapılan saldırının bir benzeri AK Parti’nin Siirt-Baykan Veysel Karani beldesinde gerçekleşti. Ne kimsenin kınadığı, ne kimsenin demokrasiye saldırı olarak nutuklar attığını gören-duyan olmadı.

Şirvan’da biri korucu çocuğu hepsi de 18 yaşın altında 5 çocuk kaçırıldı, aileleri soluğu HDP binasında almış, kendilerine bir şekilde söylenen çocukların seçim sonuna kadar ve seçim sonucuna göre dağda tutulacağı oluyor.

Kısa bir süre önce Eruh’ta oyunu açıktan AK Parti lehine belli eden bir muhtar daha önceden aldığı tehditler muvacehesinde gece yarısı kendisine kalleşçe kurulan pusu ile katlediliyor ve bölgede bir çok muhtara, korucuya, AK Parti meclis üyelerine “Musto’nun durumundan ibret almaları ve ayaklarını denk almaları” yönünde mesajlar gidiyor. Musto’nun durumundan çıkarılması gereken ibret ve ders açıkça ifade ediliyor: ilk taksitte 7 Haziran’da HDP’den başka hiç bir partiye oy çıkmaması. Bu yönde sayısız mektuplar dolaşıyor insanların elinde, önemli bir kısmı savcılığa aktarılmış durumda, ama daha önemli bir kısmı da tehdit mesajlarını alanlarla mesajı gönderenler arasında maalesef bir sır olarak kalıyor.

AK Parti Siirt adaylarının seçim minibüslerinin kırılacak camı kalmamış durumda. Her gün ayrı bir saldırıya uğruyorlar. Dün Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Siirt mitingine katılımı caydırmak için bir çok köyde ve şehirde insanlara apaçık tehditlerde bulunuldu, buna rağmen katılım, beklenenin de üstünde ve çok coşkulu oldu.

Ancak mitingden dağılan gençlik ve kadın kolları üyelerine HDP’li bir grup tarafından darp girişimi oldu. Olayda üç kadın ve bir erkek darp edildi. Kadın konusundaki “ilerici” pratikleri dolayısıyla sahtekarca güzellemelerin konusu olan hareketin kadın konusundaki asıl yüzü burada böylece bir kez daha ortaya çıkıyor. Onlar için HDP’ye oy vermeyen Kürt, Kürt de değildir. PKK’ya tabi olmamış bir kadın da hakları olan bir kadın değildir.

Kendilerine oy vermeyen Kürtleri hain ilan ederek arkasından uyguladığı korkunç dışlama, baskı ve sürgünler HDP’nin baştan sona nasıl bir faşizan toplum tasarımına sahip olduğunu gösteriyor. Üstelik, yukarıda anlattığımız vakalar, şu kısa seçim kampanyası esnasında sadece Siirt bölgesinde karşılaştığımız vakalardan bir kaç örnek. Bu örneklerin çok daha fazlası bölgedeki diğer şehir ve köylerde vakayi adiye cinsinden.

HDP’ye yönelik saldırılar kabul edilemez elbet, ama ya HDP’nin bir parti politikası olarak doğuda herkese karşı sergilediği saldırganlık ve şiddete karşı bu suskunluğun anlamı ne? Biraz HDP’dir ne yapsa yeridir algısının HDP’ye silahla kurduğu ilişkiyi normalmiş gibi sunan bir lakaytlık sözkonusu. HDP herkese saldırabilir, öldürebilir, tehdit edebilir, askı kurabilir, bu onun en doğal hakkı, ama kimse HDP’ye, onun seçim ofislerine saldıramaz.

Halihazırda yaşadığımız olaylar karşısında sergilenen karşıdakini salak yerine koyan bu standartsızlık HDP’yi, PKK’sı, KCK’sı, HPG’si ve diğer bütün unsurlarıyla seferber olup AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmaya yarayacak bir kurtarıcı olarak görüyor belli ki. Ee, o kurtarıcı için o kadarlık bir aklı, aydınlığı, vicdanı feda etmenin sakıncası yok.
Bize de bu aydınların son çırpınışını hüzünle izlemek düşüyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: