Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siirt”ten üniversitelerin yeni eğilimlerini izlemek

Türkiye”nin son yıllarda yaşamakta olduğu değişimin en önemli yüzlerinden biri de üniversiteleşme. 2007 yılı itibariyle her ilde en az bir üniversitenin bulunması hedefine ulaşıldı, bir çok ilde kamu veya vakıf üniversiteleri olmak üzere birden fazla üniversite de var artık. Üniversite sayısının tek başına elbette bir anlamı yok ama on sene öncesine kadar üniversiteleşmeye karşı merkezdeki anlaşılmaz direncin bize şimdi nasıl kaybolan yıllara mal olduğunu daha iyi anlayabiliyoruz.

Her yıl üniversite sınavlarına giren 1 milyon 700 bin gencin en fazla 150-200 binine eğitim imkanı sunan yüksek öğretim kurumumuz, geriye kalanlara hiç bir şey sunmaya bile çalışmıyor, onları kendi hallerine terk ediyordu. Oysa ortada bu kadar eğitim talebi varsa bu talebi bir fırsat olarak da değerlendirmek mümkündü ve aslında bugün benimsenmiş olan anlayışın bir veçhesi de bu. Talebi karşılayacak arzı sağlamak yönetim maharetiyle de ilgilidir. Talebi bir sorun olarak değil bir fırsat olarak değerlendirmek…

YÖK bu talebi karşılamak yerine mümkün mertebe talebi sınırlayacak önlemler muvacehesinde ideolojik tedbirlere başvuruyordu. Başörtüsü yasağı ve katsayı uygulamaları biraz da üniversite eğitimine yönelik talebi kendiliğinden ön-elemeye tabi tutmuş oluyordu.

Türkiye”nin her ilinde bir üniversitenin varlığı artık o şehrin kimliğinin, kentsel gelişiminin, gündelik hayatının ve gelişiminin bir parçası olmasını sağlıyor. 2002 yılında 77 olan üniversite sayısı bugün 180″i aşmış durumda. 300 milyona yaklaşan nüfusuyla ABD”deki üniversite sayısı kolejlerle birlikte 5000″i buluyor. Polonya”da 40 milyonun biraz üzerinde olan nüfusla üniversite sayısı 300″ü buluyor. Türkiye”de ise 77 milyon nüfusla daha yeni 180″e ulaşan üniversite sayısı halen normalin çok altında. Ama ne kadar erken açılırsa o kadar çabuk yol alınır.

Açılan üniversitelerden mezun olanların istihdam sorununa fazla takılmamak gerekiyor. Hizmet sektörünün giderek bütün dünyada merkeze oturduğu bir sosyolojik gelişme içinde eğitim istihdamın en önemli şartı haline geliyor. Kaldı ki açılan üniversitelerin ve tetikledikleri bir dizi yan sektörler istihdamın önemli bir kısmını kendileri üretiyor.

Bir de açılan üniversitelerin her birinin kendi şehirlerinin tarihine, kültürüne, sosyolojisine, ekonomisine vermek durumunda kaldıkları katkı çok önemli.

Bu arada sayıları hızla artan üniversitelerin, özellikle taşrada bir üniversite vizyonunu ne kadar benimsemiş oldukları, bunun şartlarını ne kadar sağlamış oldukları kuşkusuz her zaman önemsenecek bir sorudur. Öyle ya, tabela asmakla üniversite kurulmuş olmuyor. Hiç kuşkusuz öyle. Ama bu üniversitelerin bir çoğunun üniversite misyonuna dair ciddi bir farkındalık içinde olduğunu ve bu konuda ciddi çalışmalar içinde olan çok sayıda örneğin ortaya konduğunu biliyoruz.

Son zamanlarda ziyaret ettiğim veya çalışmalarına muttali olduğum bir çok üniversitenin bulundukları şehirle, şehrin tarihi, kimliği ve sorunlarıyla üniversite misyonunun buluşturma yönünde sergiledikleri çaba Türkiye”de üniversitenin geleceğine dair umutlarımı depreştiriyor. Tunceli, Muş Alparslan Üniversitesi, Mardin Artuklu, Tokat Gaziosmanpaşa, Hakkari üniversiteleri ilk aklıma gelen örnekler.

Geçtiğimiz hafta Siirt Üniversitesi gelecek on yıl için kendisine, hem şehir olarak Siirt hem Türkiye ve evrensel üniversite pratiği içindeki yeri için, bir farkındalık oluşturmak üzere bir çalıştay düzenledi. Çalıştayın sonucunda üniversite için temel amaç “bölgeyle bütünleşerek, toplumsal ihtiyaçlara cevap veren ve bölgesel kalkınmayı sağlayan, çok kültürlü, lider bir uluslararası üniversite olmak” olarak tanımlandı.

Çalıştaya, aralarında Can Paker, Orhan Miroğlu, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Ethem Sancak, Nihat Özdemir, Prof. Refik Korkusuz, Fahri Aral, Coşkun Aral”ın da bulunduğu, Siirtli olan ve olmayan 50″nin üstünde akademisyen, siyasetçi, kanaat önderi ve işadamı katıldı. Katılımdaki çeşitlilik üniversite için vizyonun yerel, küresel ve evrensel anlamda gereken genişliği, derinliği ve zenginliği kazanmasını sağladı.

Doğu ve Güneydoğu”daki yeni üniversitelerin kuşkusuz bir dizi zorluğunun yanısıra çok önemli fırsatları ve imkanları da var. Siirt Üniversitesi, mesela çalıştaydaki tespitler ışığında çok kültürlülüğü ve çok dilliliği uygulama ve bulunduğu konum itibariyle Irak ve Suriye”deki eğitim trafiğini canlandırabilecek imkanlara sahip görünüyor.

Halen ABD”de Southern University ile yapılmış anlaşmaya göre, Siirt”i kazanan ve isteyen öğrenciler eğitimlerinin bir kısmını Siirt”te bir kısmını da Amerika”da tamamlayarak her iki üniversitenin diplomasını almaya hak kazanabilecek gibi.

Üniversitelerarası rekabet piyasasında yerini almaya çalışan bütün üniversiteler bu tür imkanları araştırmak ve çekmeye çalıştıkları öğrencilere sunmak durumunda kalacaklardır. Bu da Üniversitelerin özlenen uluslararasılaşmasının hiç umulmayan bir yolla daha büyük bir ivme almasını sağlıyor.

Türkiye”de üniversitelerin bu şekildeki gelişimi, hiç kuşkunuz olmasın demokratikleşmemizin de en güçlü sosyolojik ayağını oluşturmaktadır. Çünkü, daha fazla üniversiteleşme demek daha nitelikli ve daha güçlü katılım demektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: