Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siirt”te Eş”arîlik Sempozyumu

Katıldığım bazı bilimsel ve akademik toplantılarla ilgili izlenimlerimi aktarmayı epeydir ihmal ettiğimi hissettim. Bana bunu hissettiren, geçtiğimiz hafta Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde düzenlenen Uluslararası İmam Eş”arî ve Eş”arîlik Sempozyumu esnasında yaşadığım heyecanı aktarma arzumun araya giren başka mevzular dolayısıyla geciktiğini fark etmem oldu.

Oysa hem Türkiye”de hakkında çok şey söylendiği, çok fazla önyargıya konu olduğu halde, hakkında fazla şey bilinmeyen İmam Eş”arî ilk defa bu çapta, uluslararası bir sempozyuma konu oluyor hem de oldukça yüksek profilli bir katılımla gerçekleşen sempozyum son derece başarılı geçmişti. Gerçekten de Eş”arî üzerine çalışmalarıyla bilinen Türkiye”den ve dünyanın her yanından yüze yakın katılımcının iki gün boyunca sundukları tebliğler tam bir akademik şölen yaşattı.

Ayrıca, bugünlerde gerek IŞİD dolayısıyla, gerekse de İslam Dünyasında genel olarak yaşanmakta olan yeni gelişmeler ışığında İtikat-Kelam, Siyaset ve değişim arasındaki ilişkilerle ilgili yeni şeyler söyleme, eski şeyleri tekrar gözden geçirme gereği her zamankinden daha fazla hissediliyor.

Kuşkusuz, hiç bir kelâmî ekol siyasal ve toplumsal ortamlardan bağımsız ortaya çıkmamıştır. Aynı şekilde her kelâmî ekol veya Allah”la ilgili her tasavvurun insan eylemine ve dolayısıyla toplumsal hayata kendine özgü bir etkisi olmuştur. Kaderci düşüncelerin insanları toplumsal değişime pasif seyirciler, siyasi otoritelere karşı da itaatkâr kıldığını kabul ederiz. Çok hesaba katmadığımız şeylerden biri, bu kaderin kimin tarafından yazıldığını düşünmemizin çok önemli olmadığıdır.

Özneye değişimde hiç bir pay tanımayan yapısalcı düşünceler de merkezinde ya doğanın, ya tarihin veya toplumsal yapıların bulunduğu bir kaderciliği telkin etmiş olmazlar mı? Böylece insanın her türlü eylemselliğini beyhude ve çaresiz bir çırpınışa indirgeyerek siyasi etkinliği bir tür kinik tavırla askıya alırlar. Bu itikadın da zaman zaman çok radikal görünümlerine rağmen siyasi bir kadercilik üretmediğini kim söyleyebilir?

Aynı şeyi komplocu itikatlar için de söyleyebiliriz. Dünyanın hep birileri tarafından yönetiliyor olduğunu, bizim yaptıklarımızınsa aslında bu görünmez ve kavranamaz ellerin birer sahne performansından ibaret olduğunu düşündüğünüzde sadece kendinizi hor ve hakir görmüş olursunuz. Böylece dünyada hiç bir etkiniz olmadığını da peşinen kabul etmiş olursunuz. Dünyada hiç bir etkinizin olmadığını ve olamayacağını düşünmek, kendi varlığınızı boşa çıkarmayı getirir.

Seküler formatta ifade edilen bu tür teolojilerle siyasi ve toplumsal ortamlar arasındaki ilişkiler her zaman ilgi çekici olmuştur. Marksizm, genellikle teolojilerin maddi toplumsal koşullar üzerinde belirleyici olduğu düşüncesine pek prim vermez. Daha ziyade bu teolojilerin maddi koşulların ürünü olduğunu düşünür, ama bizzat Marksist tasavvurun bir tür itikat olarak farklı yorumlarının farklı etkileri üzerine düşünmek bile bu primi iade etmeye yeter. Bugün siyaset sahnesinde cereyan eden herşeyi kapitalist dünyanın bir epifenomeni olarak boşa çıkaran bir tasavvur nasıl bir siyasal etki üretebilir? Sormaya ve izini sürmeye değer bir konu.

Eş”arî genellikle, İslam dünyasının Batı dünyasının karşısındaki gerilemesinin zihniyete bağlanan tüm analizlerde başlıca sorumlu olarak sıkça zikredilir. Özellikle İrade, eylem ve sorumluluk kavramlarına yaklaşımları, yükselen modern dünyanın değerleri karşısında İslam dünyasının zayıf düşmesinden neredeyse sorumlu tutulmuştur.

İnsanın mutlak iradenin sahibi Allah karşısındaki mütevazi konumuna yapılan aşırı vurgu insanı gerçekten bir eylemsizliğe, bir kaderciliğe veya yanlış bir tevekküle mi sevk etmiş?

19. Yüzyıldan beri sıkça sorulan “İslam dünyasının gerilemesinin veya Batı”nın gelişmesine ayak uyduramamasının” en güçlü olağan şüpheli olarak Eş”arîlik sürekli zikredildi.

Oysa İslam dünyasının en parlak yükseliş dönemlerinde de Eş”arîlik bir inanç olarak geçerli ve etkilidir. Sadece bu durum bile zihniyet dünyaları ile toplumsal değişim arasındaki korelasyonların ne kadar uydurma olabildiğini gösteriyor.

İslam dünyasının gerilemesine bir sebep aranacaksa, bunu getirip Eş”ariliğe dayandırmak, doğrusu çok aceleye getirilmiş bir çözümlemedir. Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu arasında ilişki kuran Max Weber İslam dünyası için bu analizin bir doğmaya dönüşmesini sağlamıştır.

Oysa ünlü antropolog Ernest Gellner bu doğmayı ironik soruyla epeyce sarsar. Der ki, Gellner:

“şayet, Müslümanlar Avrupa›yı fethetme süreçlerinde Viyana›nın ötesine geçebilselerdi, büyük bir ihtimalle kapitalizm veya maddi kalkınma ilk kez İslâm dünyasında ortaya çıkmış olacak ve bugün biz belki de İbn Weber”den Harici veya Eş”arî Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu isimli bir eser okuyor olacaktık. Bu eser bize modern rasyonel ruhun ve onun iş dünyası ve bürokratik örgütlenmedeki ifadesinin nasıl ancak Kuzey Avrupa”da 16. yüzyıl neo-Haricilik veya neo-Eş”arîliğinin sonucu olarak ortaya çıkabileceğini anlatırdı”

Gerileyişimizin yeterince sosyolojik ve maddi açıklaması varken bir günah keçisine ihtiyaç duymayalım. Hele de Eş”arî gibi doğru dürüst okunmamış birine bütün suçu atıp kendimizi rahatlatmayalım.

Her ile bir üniversitenin hiç de kötü bir fikir olmadığını, aksine her ilin bütün entelektüel derinliğini, tarihini, kültürünü nasıl evrensel bilgiyle buluşturabiliyor olduğunu bu tür örneklerle her geçen gün daha fazla yaşıyoruz.

Kendisi de Kelam Profesörü olan ve bilimsel ciddiyeti ve yetkinliğiyle göz dolduran dekan Cemalettin Erdemci”ye ve Siirt İlahiyat Fakültesi”nin önemli bir değeri Prof. İhsan Süreyya Sırma”ya ve tabii ki başta rektör Prof. Murat Erman olmak üzere emeği geçen herkese bu inanılması zor organizasyon için sonsuz teşekkür.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: