Prof. Dr. Yasin AKTAY

Siirt”i uluslararası sempozyumla konuşturmak

Dinlemesini bilene, okumasını bilene, bir şehrin her zaman anlatacağı çok şey vardır. “Şehir” sözcüğünün “yayan”, “açığa çıkaran”, “açan”, “sergileyen” anlamına bakmayın. Şehir nice utancı, nice suçu, nice ayıbı da maharetle gizler. Her bir taşında, her bir kıyısında, köşesinde nice hadisenin, nice aşkın, ihanetin, dostluk ve iğrenç yalanların, yüce duyguların kayıtlarını mahremiyete tutar.

Hani “dilleri olsa da konuşsalar” derler ya. Aslında şehirlerin konuşacak dilleri yok değil. Zaten bu temenniyi de genellikle duyacak kulağı, görecek gözü olmayanlar dile getirir. Yoksa şehir, anlatmaya, yaymaya, açmaya, sergilemeye yani “şehretmeye” teşnedir zaten. Yeter ki can kulağıyla dinlemeye hazır olun siz. Anlatacak, dertleşecek, paylaşacak birilerini bekler şehir.

Şehirler birçok yönüyle birbirlerine benzeseler de, tabii ki her birinin ayrı mizacı vardır. Kimi içinde hiçbir şey tutmaz. Ne duysa, ne görse bunu ifşa eder, şehr”eder. Bunlar sıradan tarihçiler için hiçbir zorluk çıkarmadan her şeylerini ortaya koyan, kolay kaynaklardır. Kimi şehirler gizemlidir. Yaşadıklarının çoğunu içine atar, unutmak, unutturmak ister, ya bir utançla, ya bir mahcubiyetle. Şehri açmak için mizacını bilmek lazım, uygun soruları uygun bir usulle sormak lazım. O zaman şehir belki kendini açar, bir taş ve beton yığınından, insanların kuru bir kalabalığından, cadde ve sokakların geometrik dizilişinden ibaret olmadığını haykırır. Bir canı, bir ruhu olduğunu hissettirir.

Geçtiğimiz günlerde Siirt Belediyesi ile genellikle Dicle Üniversitesi”nin başta İlahiyat Fakültesi olmak üzere değişik bölümlerinden öğretim üyelerinin katılımıyla faaliyetlerini sürdüren Şarkiyat Araştırmaları Derneği”nin birlikte düzenledikleri Uluslararası Siirt Sempozyumu Siirt”e son derece münasip sorularla dokundu, Siirt binbir telden konuşmaya başladı.

Uzun süredir suskun olan Siirt”in meğer anlatacak ne kadar çok şeyi varmış. Siirt”i bunca yıldır bir suskunluğa mahkûm eden kör ve sağır lakaytlığa ne kadar yansak azdır. Bugün zorunlu göçle birlikte tam bir yıkıcı kültür seline maruz kalmış olan şehrin, son derece kötü bir betonarme yapılaşmayla sorumsuzca tahrip edilen geleneksel ve tarihsel dokusu son bir çığlıkla seslenmek istiyor gibi. O güzelim geniş ve ferah “cas” evlerin kat karşılığı müteahhide verilmesi furyasına bu kadar kolay kapılabilmesine karşı korkarım şehrin sakladığı bir ceza vardır (bu soruna tabii ki sadece Siirt maruz değildir. Birçok ilimiz bu durumdan muzdariptir).

Oysa en az 5000 yıllık bir insanlık tarihini gidip Siirt”i konuşturarak rahatlıkla dinleyebilirsiniz. Anadolu”dan gelip geçmiş, Asurlular, Artuklular, Roma, Bizans, Pers gibi bir çok uygarlığın, akabinde Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleriyle İslam medeniyetinin bir çok yönünü Siirt”teki geçişlerinden izleyebilirsiniz. Tabii ki geç kalınmazsa; şehir bütün bu konularda tam bir hafıza kaybına uğramazsa veya derin bir küskünlüğe kapılıp tümüyle içine kapanmazsa. Şehirden öç almanın vaktini beklerken şehir bizden öç almaya kalkışabilir. Dağlara taşlara teklif edilmiş emaneti sorumsuzca yüklenen insanoğlu, bu yükün bütün ağırlığını şehrin omuzlarına atmış. Şehir bu kadar yükü kaldırabilir mi?

19 yüzyılın sonlarıyla 20. yüzyılın başlarında Türkiye”de yaşananları gidip Siirt”ten izleyebilirsiniz. Şehir size bu konuda çok şey anlatacaktır, emin olun. Çıkarların inançları nasıl kötürümleştirdiğini, tamahkârlığın ve sahtekârlığın dostluk ve sadakat duygularını nasıl tepelediğini ibretle dinleyebilirsiniz. Şehir bunları size bir sır verir gibi anlatacaktır; herkesin anlamayacağı, anlamak için farklı bir dili mutlaka bilmeniz gereken manevi bir sır gibi.

Siirt Sempozyumuna yurt içinden ve yurt dışından yetmişin üstünde bilim adamı bildirileriyle katıldı. Siirt”in derin tarihi ve kültürüyle birlikte ele alan tebliğlerin her biri bir şehri konuşturmanın yolları hakkında ayrıca bir ders veriyor gibiydi.

Türkiye”de şehirlerin neresine el atarsanız tarih fışkırır. Ama tarih orada bir yerde duran bir şey değildir; ne kadar dile geliyorsa o kadar tarihtir. Sempozyumun şekillenmesinde önemli katkılarda bulunan bir tarihçi ve bir Siirtli olarak Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ile 44 yıldır yayımlanmakta olan yerel Mücadele Gazetesi”nin genel yayın yönetmeni Cumhur Kılıççıoğlu”nun çok güzel ve renkli anekdotları sempozyumun başka açılımlarını da sıkça işaret ediyordu.

Siirt Cumhuriyet dönemine kadar önemli bir ticaret yolu ve merkeziydi. Cumhuriyetten sonra yolların yapılması, yeni yolların son durağı haline gelen Siirt”i bir geçiş noktası olmaktan çıkarmış. Siirt”in bir suskunluğu da bundan kaynaklanıyor. Şimdi Siirt”ten geçip Van üzerinden İran”a bağlanacak olan bir yol Siirt”i tekrar bir geçiş noktası haline getiriyor. Bu geçişin sağlandığı bir dönemde düzenlenen bu sempozyumla suskun ve küskün Siirt”in dili de çözülmeye başlıyor. Anlattıkça daha çok anlatacak şeyi olduğunu hissettiriyor. Anlattığı her şey Türkiye”nin ve insanlığın toplam tarihine paha biçilmez katkılarda bulunuyor.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: