Prof. Dr. Yasin AKTAY

SİHA’lardan yarım yamalak dramlar çıkarırken, gözardı edilen gerçek dramlar

Terörle mücadele sözkonusu olduğunda Avrupası, Amerikası insan hakları, demokrasi, ifade özgürlüğüyle ilgili bildikleri bütün ezberleri unutuyor. Terörle en etkili biçimde nasıl mücadele edilmesi gerekiyorsa öyle mücadele ediyorlar.  En küçük bir terör saldırısı karşısında hemen “olağanüstü hal” ilan edebiliyorlar.

Amerika kendi ülke sınırlarında yasaları yeterince uygun değil diye sorgusuz, yargısız, sualsiz yakaladığı insanları en ağır insani koşullarda hürriyetlerinden yoksun bırakabilmek için yasalarının işlemediği Guantonamo gibi toplama kampları uygulaması ihdas edebiliyor. Yetmiyor, sorgulama uçaklarıyla işkenceli sorgulamalarını uluslararası hava sahalarında uygulayabiliyor.

Bütün bu uygulamalara karşı kendi medyalarında doğru dürüst bir eleştiriye konu bile olmuyorlar. Çünkü bu uygulamaların “teröre karşı mücadele” gibi akan suları durduran bir mazereti vardır. Çünkü terör kelimenin tam anlamıyla bir insanlık suçudur.

Türkiye ise yıllarca kendi terörle mücadelesini aynı Avrupa ve Amerika’nın Türkiye’den beklediği demokratik sınırlar içinde verdi. Teşvik edilen demokrasi standartlarının giderek teröre hizmet eden boyutları olduğu şimdi daha iyi fark ediliyor. Aslında demokrasinin terörü desteklemesi veya teröre hizmet etmesi elbette gerekmiyor ve sırf teröristler demokratik hak ve özgürlükleri suiistimal ediyorlar diye asla demokrasi standartlarından vazgeçmemek gerekiyor. Ancak terörizmin hak ettiği bir muamele de vardır ve demokrasi sınırları içinde onunla baş edebilmek pekala mümkün.

Sözü bu meyanda fazla uzatmadan diyebiliriz ki, Türkiye yıllardır terörle mücadele ettiğini sanıyordu, oysa bütün yaptığımız bir çok nedenden dolayı havanda sadece su dövmekten ibaretmiş.

Bu mücadeleyi boşa çıkaran bir sebep tabii ki güvenlik güçleri içindeki ihanet. Kumandası dışarıda olan FETÖ, sahiplerinin izin verdiği ölçüde harekete geçiyor buna karşı Türkiye kamuoyuna terörle “kahramanca” mücadele ediyor görüntüsünü vermeyi de çok iyi başarabiliyorlar, böylece kamuoyunu uyutuyorlardı.

Bir diğer sebep savunma sanayimizin gereğinden fazla dışarıya bağımlı olmasıydı. İsrail’den aşırı pahalıya aldığımız Heronlar doğru dürüst çalışmıyordu, yılın 11 ayı bozuk oluyordu. Çalıştığında bile elde edilen veriler ilk İsrail’e mi, terör örgütüne mi, içerdeki hainlerin keyfine göre başka merkezlere mi gidiyordu? belli olmuyordu. Mavi Marmara süreciyle birlikte İsrail’le yaşadığımız kriz bize bu konuda kendi yerli sanayimizi geliştirme fırsatı verdi. Bugün İHA ve SİHA’lar o yerli sanayimizin ürünleri, onları kumanda eden operatörlerin yerli ve devletine milletine sadakatlerinden bir endişe yok artık ve ortaya çıkan netice dünyaya parmak ısırtacak bir “terörle mücadele performansı”.

Bu sayede güvenlik güçlerimiz geçmişle kıyaslanamayacak bir performans sergiliyor ve terör örgütünün bugün kılını kıpırdatacak hali kalmamış oluyor. Çözüm sürecini devletin zafiyeti olarak algılayıp bu fırsatla koparabileceği mevzileri koparma tamahına düşen terör örgütü bugün neye uğradığını şaşırmış durumda.

Terör örgütünün hali ortada ama asıl onun sahiplerinin telaşı görülmeye değer. Onlar bu gidişatla Türkiye’ye karşı yıllardır kullandıkları en önemli kozdan mahrum kalmanın talaşını ibretlik bir biçimde sergiliyorlar. PKK terör örgütü vuruluyor, çığlığı Almanya’dan BBC’den geliyor. Bir anda Türkiye’nin yaptığı işin insanlık belası terörle mücadele olduğunu göz ardı edip ölenlerin sivil olma ihtimali üzerine odaklanıp oradan da binbir dram üretmeye çalışıyorlar.

Bu işin Türkiye’deki avukatlığına soyunan Sezgin Tanrıkulu ile birlikte bu yarım yamalak dramlara dikkatlerimiz çekilmeye çalışılırken, PKK terör örgütünün yol açtığı gerçek dramlar yaşanmaya devam ediyordu halbuki.

Geçtiğimiz hafta tam da bu tartışmaların yaşandığı esnada Siirt merkez köylerinden Kemerli köyü eski muhtarı 65 yaşındaki M. Salih Aslan’ın evinin kapısını çalan teröristler onu evinden elli metre öteye götürerek oğlunun gözleri önünde infaz ettiler. Aslan’ın PKK hedefi haline gelmesinin tek sebebi AK Partili kalmakta ve HDP’ye oy vermemekte ısrar etmesiydi. Defalarca uyarılmıştı.

Bölge siyasetini bu şekilde kendi tekeline almaya çalışan PKK bölgede kendisine direnme cesareti gösteren az sayıdaki insanı da bu şekilde sindirmeye çalışıyordu. 7 Haziran seçimlerinden hemen bir ay önce de ayın bölgeden Bağgöze köyü muhtarı Mustafa Turhan’ı infaz ettiğinde bölgede çok ciddi bir korku salmıştı.

Mustafa Turhan’ın da tek suçu AK Partili olmak ve PKK’nın bütün uyarılarına rağmen HDP safına geçtiğini duyurmamış olmasıydı. Ne yazık ki, öldürüldükten sonra karakol da bulunan kendi köyünde bile HDP’nin oyları yüzde 90’ların üstünde çıkmıştı.

HDP’nin seçim kampanyasını PKK yürütüyordu ve böyle yürütüyordu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu haklı olarak ve son derece çarpıcı bir biçimde soruyordu: SİHA’ların etkisiz hale getirdiği teröristlerin gerçekten terörist olduklarının belgelerini Kandil’den mi alacaktık? İşte yaşattıkları dramlar, M. Salih Aslan’ın cenazesi, Mustafa .. şehadeti, bu süre içinde toprağa düşmüş onca askerin şehadeti bu terörizmin belgesi olarak yeter de artar bile.

Daha başka belge arayanların kendi insanlıkları dramatik bir zayiat konusu olmuştur, önce onu arayıp bulsunlar, başka yarım yamalak dramlar öne sürüp kendilerini daha traji komik hallere sokmasınlar.

TAZİYE: Geçtiğimiz hafta alçak teröristlerin şehit ettiği, AK Parti Siirt teşkilatının muhterem ağabeyi, il genel meclisi üyemiz Sadık Adıgüzel’in dayısı ve Kemerli Köyü eski muhtarı M. Salih Aslan’a Allah’tan rahmet diliyorum. Şehadeti karşısında metanetini ve terör karşısındaki kararlılığını hiç yitirmeyen oğlu Ahmet Aslan ve kederli ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: