Prof. Dr. Yasin AKTAY

Senaryo ve oyun havaları

Oldu olacak biz de bu oyun havasına katılmayı deneyelim. Belki, şu sıcak havalarda üzerimize çökmüş kasveti biraz dağıtırız.

Zaten yaşanan her şey bir oyundan ibaretmiş ve dolayısıyla artık telaşlanacak bir şey yokmuş. Hudson enstitüsünde mesleği savaş da olsa o kadar insan sadece bir senaryo üzerinde egzersiz yapmak üzere bir araya gelmiş. O senaryoda bir araya gelen insanları da gerçek saymazsanız, Haziran”da 50 kişinin ölümüyle sonuçlanacak Beyoğlu”nda bir PKK saldırısı, Tülay Tuğcu”ya suikast, Türkiye”nin K. Irak”a girmesi, birer mizansendir. Olsa da öyle olmasa da… Tuğcu”yu ikna edebilseler geriye kalan 50 kişi ve devamının ölümü “film icabı” olacağı için sorun oluşturmayacakmış.

Ümraniye”de ele geçirilen silahlar da işe yaramazmış zaten…

İşe yaramayan silah oyuncak hükmündedir nasılsa.

Bunları boş zamanlarını çöplükleri karıştırarak geçiren bir oyunsever mutat boş zaman faaliyetlerinden birinde, yani çöpleri deşelerken bulmuş. Tam da oyunu biraz daha gerçekçi oynayabilmek üzere, gerçeğe çok yakın oyuncaklar bulmanın sevinciyle alıp oyun-evine istif etmiş. Öyle ya, adı oyun da olsa ne kadar gerçeğe benzer araçlarla oynanırsa o kadar haz veriyordur. Senaryolar da gerçeğe ne kadar uygun olursa o kadar iyi sayılıyor.

“Ümraniye soruşturması kapsamında yapılan aramalarda başbakanın, dış işleri bakanının resimleri bulunmuş.” Ne yapılacaksa o resimlerle… Akla gelen bir ihtimal, seyredilen filmlere fena halde kaptırılmış olduğu. Her şey senaryoya uygun olmalı. Hedef iyice ezberlenmeli. Zihne iyice kazınmalı.

Bakıyorsunuz koca koca adamlar memleket sahiden işgal altındaymış gibi kendilerine Kuvva-ı Milliyeci deyip yola çıkmış, silah üzerine büyük bir ciddiyetle yemin merasimleri düzenliyor. Görüntüler ortaya çıktığında, bunu savunamıyorlar. Savunulacak bir tarafı yok. Kendi aralarında kaldıklarında çok kolay kurabildikleri oyunu gerçek bir ortamda kurmanın imkânı yok. Bir an için kendilerine geliyor, “basit bir gösteri“ diyebiliyorlar.

Kendilerini kaptırmış oldukları oyunun bir Yeşilçam filmi kadar bile gerçeğe uyarlanamadığını görüyorlar. Zaten ortada üzerinde yemin edilen silahlar da oyuncaktır.

Darbe günlüklerinde paşaların bir araya geldiklerinde mutat bir pişti oyununa davet gibi “eee ne zaman darbe yapıyoruz?” diyerek birbirlerine takıldıklarını öğrenmiştik. Gerçekten darbeyi bir oyun sanan ve bu oyunun dünyası ile gerçek dünya arasındaki bağlantıyı iyice koparmış bir çocuksuluk (tabii ki tehlikeli bir çocuksuluk) yok muydu bunda?

Ya burunlarına hakaret kokusu geldiği için “301 mahkemeleri”ni basarak kariyer yapanlar? Asıl ortada bir hakaret olmaması ihtimali karşısında nasıl da büyük bir öfkeye kapılıyorlar? Kendilerini kaptırmış oldukları rolü oynayabilmek için azılı bir düşman olması lazımdı karşılarında: Başı AB”de kökü ABD”de, gövdesi şeriatçı, dalları Ermeni”den Kürt”ten bir azılı düşman olacak ki ortada, hayallerindeki kurtarıcı kahraman rolünü oynayabilsinler. Hrant Dink”e olan öfkeleri Türk”e hakaret etmiş olması değil, belki tam tersi, bir türlü ona biçtikleri düşman rolüne uygun davranmamış olmasıydı. Düşman ölüyor, ama kendilerine bir kahraman olma fırsatı bile vermiyor. Bu ne kadar kahredici bir durumdur bir şizofren hastası için, pardon bir oyuncu için, biliyor musunuz? Aksine, ölümünden sonra daha fazla konuşuyorsa ve her konuşmasında kurmak istedikleri oyunu, böylece daha fazla zorlaştırıyorsa…

Aslında belki en önemli sorunumuz da budur. Birileri kendilerini fena halde bir role kaptırmış gidiyor. Gerçekten konuştuklarında tam bir hayal dünyasında yaşadıkları görülüyor. Aradan geçen son bir yüzyılı yaşamamış gibi, tarihin bir yerlerinde donup kalmış gibiler. Birçoğu meslek hayatından erken emekliye ayrılmış olmanın sendromuyla yaşıyor. Dost ve düşman algıları tamamen hayali… Dost bildikleri aslında onların hayallerinin cingöz hırsızları… Düşman bildikleri bir türlü tam bir düşman gibi davranmıyor.

Söyledikleri hiçbir gerçek analize dayanmıyor, ama müthiş bir psikolojik baskı yaparak hayallerine bir geçerlilik kazandırabiliyorlar

Durum buysa, korkarım aniden uyandırılmaları tehlikeli olabilir bunların. Ama bu oyunu sürdürmeye devam etmeleri daha da tehlikeli…

Çünkü kurdukları senaryoların içinde hayali olmayan tek şey insanların gerçekten ölmesi, çocukların gerçekten yetim kalması, annelerin yüreğine kor ateşlerin düşmeye devam etmesidir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: