Prof. Dr. Yasin AKTAY

Seçmenin partiye sadakati ve Köşk”teki Çanakkale

Türkiye”de halkın birçok konudaki kanaatlerinin çok keskin değişimler sergilediği çok söylenir. Gündemdeki herhangi bir olaya çok çabuk cevap veriyor, kanaatlerini bazen en olmayacak istikametlerde belirtebiliyor. Dünya borsalarındaki bir hareketlilik birçok merkezde nispeten daha az şiddetli dalgalar yaratırken, bizde çok ani yükseliş veya düşüşlere yol açabiliyor. Kuş gribi vakasına bir anda bütün tavukçuluk sektörünü neredeyse yok edecek bir tepki verebilirken, bir televizyon reklâmıyla yeniden sektöre hayat verebiliyor. Halk, Öcalan”ın Türkiye”ye teslim edilmesine, yakalanmasında hiçbir katkısı bulunmayan Ecevit”in partisini yüzde 25”lere; MHP”yi de yüzde 18”lere varan bir oy teveccühüyle cevap verdi. Sonra aynı partilerin söylem ve icraatlarını beğenmeyerek başka ülkelerde rastlanamayacak bir radikallikle bir sonraki seçimde barajın altına gömdü.

Türk toplumunun bu tez-canlı cevap verme tarzı, anket çalışmalarının geçerlilik ömrünü oldukça azaltıyor. Bugün Türk toplumunun değişik eğilimlerini temsil eden anketler bir süre sonra tekrarlandığında da çok farklı sonuçlar çıkabiliyor ortaya.

Diğer yandan, aynı gerçek, halkı, siyaset ve toplum mühendisliği için çok cazip bir deneme alanı kılıyor. Siyasetçiler toplumu basit söylemlerle, sloganlarla, şartlandırmalarla çok kolay yönlendirilebilecek bir yatırım alanı olarak gördüklerinden, kaliteli projeler, uzun soluklu ve makul programlar geliştirmeyi gereksiz görüyorlar. Bugün siyasette ciddi bir kalite arayışının olmaması, söylemlerde kullanılan araç ve argümanların Türk toplumunu biraz da enayi yerine koyuyor gözükmesi bu yüzden.

Oysa toplum hiç de siyasetçilerin zannettiği gibi enayi değildir. Türk toplumunun tepkilerini bu kadar sert değişimlerle göstermesi biraz da siyasetçilerin çok ters dönüşler yapıyor olmalarından kaynaklanıyor. Sol partilerimiz en vazgeçilmez sol değerlerine karşı hiçbir sorumluluk duygusu taşımaksızın, solu “tüketilecek bir imtiyaz markası” olarak kullanıyorlar.

Türkiye”de seçmen profili çok hızlı değişmektedir. Ancak, bir seçimden bir seçime bambaşka dağılımların ortaya çıkıyor olması seçmenin hiçbir partiye sadakatinin olmamasından kaynaklanmıyor, aksine genellikle partilerin seçmenlerin değerlerine ve taleplerine sadakat göstermemesinden kaynaklanıyor.

Buna mukabil bugün iktidar ve muhalefet dağılımında son seçimde ortaya çıkan tablonun biraz daha pekişerek devam ediyor olması çok ilginç bir durum ortaya çıkarıyor. AK Parti tabanı veya seçmeniyle, onların bütün taleplerini açıkça karşılayamamış olduğu halde, çok daha barışık bir çizgi sürdürürken CHP”nin cumhurbaşkanlığı seçimine endekslenmiş ve siyaset dışı güçlerden medet uman muhalefet tarzı öncelikle kendi tabanına karşı büyük bir sadakatsizlik olarak algılanıyor. Türk halkı bu görüntüye de çok net bir karşılık veriyor ve son zamanlarda ortaya çıkan eğilim tablosu iktidar desteğinin arttığını buna mukabil muhalefet desteğinin hızla aşındığını gösteriyor.

Baykal”ın cumhurbaşkanlığı seçimini merkeze alan muhalefet kampanyası bu hızla devam ederse onu tekrar baraj altına itebilecek şekilde aleyhine işliyor. Bu muhalefet tarzında Baykal”ın veya CHP”nin hanesine yazılabilecek hiçbir rasyonel politik kâr gözükmüyor. Bir an için bunu çok ince bir hesapla, Erdoğan”ı cumhurbaşkanlığına itmek üzere yapıyor olduğu ve “seçim sathından Erdoğan”ın karizmatik liderliğinin uzaklaşması” gibi bir politik kâr umduğu düşünülebilir. Bu anlaşılabilir bir hesaptır, ama yine yanlış bir hesaptır. Köşk”teki Erdoğan”ın karizmasının AK Parti”ye katlanarak ilave olacağını görmeyen bir hesap.

Erdoğan”ın Köşk”teki (kuvvetle muhtemel) varlığı kesinlikle Özal”ın veya Demirel”inkine benzemeyecektir. Çünkü her ikisinin arkada bıraktığı parti örgütü ve o örgütle olan ilişkileri Erdoğan”ınkiyle asla karşılaştırılamaz. Erdoğan bugün bile başbakanlıkta parti üyeleriyle ilişkilerini “dediğim dedik” bir temelde sürdürmüyor. Partinin liderlik kadrosuyla ilişkisini siyaset geleneğimizde çok nev-i şahsına münhasır bir tarzda sürdürüyor. Bu tarzın Cumhurbaşkanı Erdoğan olarak, hükümette bırakacağı kişilerle geçmiş iki cumhurbaşkanınınkinden çok daha farklı bir örnek ortaya koyacağı muhakkaktır. Erdoğan, cumhurbaşkanlığı durumunda kendisine halef olarak bir Akbulut-Yılmaz seçenekleri arasında veya Çiller-Cindoruk- İsmet Abi gibi biri diğerinden berbat seçenekler arasında sıkışmış değildir.

Baykal”ın bir başka hesabı Erdoğan”ı Köşk”e çıkmaya zorlamak olabilir. Hesap buysa, zaten bunu aklına koymuş olan Erdoğan”ın işini daha da kolaylaştırır, ama Baykal”a hiçbir şey kazandırmaz.

Bu durumu içine sindiremiyor diye Çanakkale seferberliği ilan etmesi ise siyaseten girilebilecek en akla ziyan yoldur. Bu, Çanakkale şehitlerine de, siyasal akla da, hatta kendisine de tam bir sadakatsizliktir.

Bu bağlamda akıllara Çanakkale”yi getirince korkarım halk dostu ve düşmanı çok net bir biçimde Baykal”ın umduğunun tam aksi istikamette algılayacaktır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: