Prof. Dr. Yasin AKTAY

Seçim sonuçlarından çıkan ilk dersler

Nihayet beklenen gün geldi. Şu yazının yazıldığı saate kadar belli olan sonuçlara göre bu seçimlere cumhurbaşkanı seçimi beklenen damgasını vurmuştur. Gelen sonuçlar Meclis”e girecek partiler konusunda çok sürpriz bir durum ortaya koymadı. Ancak oy oranları itibariyle bir sürpriz olduğu açıktır.

CHP-MHP yakınlaşması CHP”den ziyade MHP”ye yaramış görünüyor.

Sırtını askere yaslayarak tehditkar bir siyaset güden CHP bütün sol oylarını geçmiş dönemden de daha aşağılara çekme başarısını göstermiştir. Bu seçimler sol oylardaki düşme trendinin CHP”nin kılavuzluğu altında istikrarla devam ettiğini de göstermiştir.

Ortaya çıkan görüntü siyasal mühendisliğin üzerinde hesap yapabildikleri kitlenin kendileri açısından ne kadar güvenilmez olduğunu da ortaya koymuş olmalı.

Bu kadar çok irili ufaklı partinin olduğu bir siyasi yelpazede AK Parti”nin yüzde ellilere yaklaşması siyasi tarihimiz açısından bir çığırdır.

Bundan sonra önümüzdeki en önemli konu cumhurbaşkanı seçiminin kurumların razı edilmesinden ziyade, taze taze oy kullanmış olan halkın içine sinecek bir adalet duygusu gözetilerek yapılması olacaktır.

Anayasa”da olmadığı halde ve bundan önceki cumhurbaşkanı seçimlerinde hiçbir şekilde uygulanmadığı halde Abdullah Gül”ün seçim sürecinde ihdas edilen 367 şartı Türk demokrasisini adalet çizgisinden açıkça saptırmıştır. Adaletten sapmış bir demokrasi her türlü hastalığı, kayırmacılığı, keyfiliği, düzensizliği üretir. Ehliyet ve liyakati değil klientalizmi, yanaşmacılığı esas alan çok geniş bir kulvar açar. Bu kulvar düzeni yozlaştırır, uzun vadede sistemi tıkar ve çürütür. Bu sapmayı düzeltmek için gerçekleşmiş olan bu seçimler, taze bir halk uyarısı hükmüne geçecektir.

Esasen bundan önceki cumhurbaşkanı seçimlerinde de denenebilecek bir yol vardı; bugün de bu yolu tekrar açmaktan daha makul bir yol yoktur. Üstelik bu yol da öyle dahi mucitlerin bulacağı yeni bir yol değildir. Anayasa”da zaten belirtilmiş olan felsefenin ve bunun öngördüğü prosedürlerin işaret ettiği bir yoldur bu.

O da şudur: Cumhurbaşkanının gerçekten “gizli oyla” ve üçte ikinin oyuyla seçilmesidir.

Bunun anlamı seçimin önceden bir veya birçok partinin genel başkanının, yani münhasıran parti başkanlarının uzlaşmasıyla belirlenmiş bir tek adayın oylanması yoluyla yapılmamasıdır. Oylamanın gizli oyla yapılması demek aslında tam da “uzlaşma” denilen kavramın saçma sapan, temelsiz bir kavram olduğunu ortaya koyacaktır.

Her partiden isteyen aday olacaktır ve çoğul adaylar milletin taze taze seçtiği vekillerin kayıtsız şartsız vicdanları tarafından ve gizli oylamayla seçilmelidir.

Şimdiki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer”in seçiminde ortaya çıkan uzlaşma tarzı demokrasimiz açısından tam bir bidat idi aslında. Bu bidatin bir daha tekrarlanmaması gerekiyor.

Doğrusu bundan önceki seçimlerde ihlal edilen şart bu olmuştur. 367 diye sonradan türetilen bir şartı öngöremeyen hükümet kanadı, üzerinde uzlaşılmış apaçık kuralların kendisine tanıdığını bildiği yetkiyle tek başına bir aday çıkarmıştır. Sistem normal işleseydi bunda bir sorun yoktu. Doğrusu cumhurbaşkanı adayı olarak Gül”ün ilan edilmesinin bağlam içinde yarattığı şık görüntü dolayısıyla kimse bunu fazla irdelemedi. Ancak yasalar bu hakkı tanımış olsa bile Anayasa”nın amir hükmü gereği bir parti liderinin bir cumhurbaşkanı adayını başka adayların ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde ilan etmesi, doğru değildir. Ama onu eleştirenlerin üzerinde durdukları konu zaten bu değildi.

Erdoğan veya Gül”ün adaylığına karşı çıkanlar, Erdoğan”ın sayısal üstünlükle hak ettiği bu yetkinin kullanımına karşı yasaların tanıdığı yetkilerle değil, işgal ettikleri kadro ve makamların tanıdığı imkânlarla taş koymuşlardır.

Cumhurbaşkanı seçiminde yeni bir krize bir daha düşmemenin yolu cumhurbaşkanı seçimini birkaç partinin genel başkanının uzlaşmasına terk etmemekten geçiyor. Aksine cumhurbaşkanı seçimini tekrar 550 milletvekilinin uzlaşma kuralına ve güçlü bir vurguyla iade etmekten geçiyor.

Bunun yapılmasına herkes razı olduğunda hiç kimsenin buna itiraz etmesinin hiçbir siyasi ve ahlaki gerekçesi de zemini de kalmaz. Bu saatten sonra itiraz edecek olanla uzlaşma aramak beyhude bir çabadır. Bugün itibariyle daha da netleşmiş olacak tablo umarız böyle bir durumu gerektirmez ama bu durumda 21 Ekim”deki sandık, kalan küçük ihtilafları çözecek şekilde düzenlenebilir.

Uzlaşma için lafı gereksiz yere eğip bükmek ve uzatmak gerekmez.

Sandıktan çıkan açık bir mesaj cumhurbaşkanı seçim sürecinin bütün “kötü adamlarının” cezalandırılmış olduğu, halkın neredeyse salt çoğunluğunun AKP”nin cumhurbaşkanı seçme iradesini onaylamış olduğudur.

Bu mesajı doğru algılamak Meclis”e giren diğer partilerin ilk “halkın iradesine saygı” sınavları olacaktır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: