Prof. Dr. Yasin AKTAY

SDE”nin “İnsan Onuruna Dayalı Anayasa” önerisi

Dünyada demokrasiyle yönetilen 110 ülke arasında Türkiye”nin demokratik gelişmişlik endeksi onu 89. sırada gösteriyor. Demokrasisi Türkiye”ninkinden daha gelişmiş ülkeler arasında Türkiye”den epey sonra demokratik hayata geçmiş olan Bulgaristan da var, soğuk savaş zamanının bir çok Doğu Bloku ülkeleri de var.

Türkiye”den çok zaman sonra demokrasiye geçtikleri halde çok kısa bir süre içinde büyük mesafe kat ederek demokrasileriyle Türkiye”yi solladılar. Dahası, İslam dünyasının demokrasiyle yönetilen tek ülkesi olma vasfıyla bir kariyer iddiası olduğu halde bu endekslerde Türkiye”den demokrasileri daha ileri seviyede olan İslam ülkeleri de var. Örneğin Endonezya ile Malezya”nın demokrasileri Türkiye”ninkinden daha ileri seviyelerde. Çok değil daha 3-4 yıl önce Türkiye Malezyalaşacak diye bize kabus senaryoları yaşatılıyordu.

İslam dünyasına model olmasınıı düşünürken Türkiye”nin demokratikleşmeyle ilgili sorunlarını çözmekte, kendini geliştirmekte aslında olağanüstü derecede yavaş olduğunu da hatırlamakta fayda var. Türkiye”den bakıp da Mısır”a ve diğer Arap ülkelerine demokratikleşme için bir yol haritası düşünüldüğünde Mısır”ın daha uzun süre demokratikleşemeyeceği bile söylenebiliyor. Oysa Mısır bile bugün geldiği noktada daha demokratik bir anayasayı tesis etmek açısından Türkiye”den daha avantajlı sayılabilir. Çünkü Mübarek”in şahsıyla özdeşleşmiş eski rejimi, Mübarek”i devirdikten sonra bir bakıma sıfırlamış ve hiç bir kırmızı çizgisi olmayan bir anayasa yapmak için bütün toplum kesimleri konuşmaya hazır hale gelmiş durumda. Yani tam demokrasiyi illa ki Türkiye”nin yaptığı gibi aşırı kısık ateşte pişirmek gerekmiyor. Bu kadar kısık ateş demokrasiyi zamanla çürütür bile.

Türkiye”nin bu demokrasi sıralamasında daha ileri bir aşamaya geçmesi için anayasa yapma sürecinde her türlü tabudan kurtulması ve tam demokratik ve vesayetsiz bir anayasa yapmayı gözetmesi gerekiyor. O yüzden Anayasanın silahlarını halklarına doğrultmuş bazı cuntacılar tarafından empoze edilmiş “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen” gibi akla ziyan maddelerle bloke edilmemesi gerekiyor. O maddelerin içeriğiyle ilgili hiç bir sorun olmasa bile, hiç bir madde hakkında böyle bir kaydın bulunmaması gerekiyor.

Stratejik Düşünce Enstitüsü, geçtiğimiz Çarşamba günü, bu mülahazalar eşliğinde yeni dönem için yeni Anayasa taslağını kamuoyuyla paylaştı. “İnsan onuruna dayalı, tam demokratik ve vesayetsiz bir anayasa” başlığı altında sunulan Anayasa önerisinde hiç bir kırmızı çizginin bulunmaması dikkat çekiyor. Toplamda 150 kadar hukukçu ve fikir adamının katılımıyla gerçekleşen altı aylık çalıştaylar sonunda ortaya çıkan raporu Yusuf Şevki Hakyemez, Yusuf Tekin, Levent Korkut, Bekir Berat Özipek, Vahap Coşkun ve Murat Yılmaz kaleme aldı.

SDE”nin anayasa raporu 12 Haziran gündeminin yeni bir anayasa olması gereğinden hareket ediyor. Anayasayı TBMM yapacaktır ama bunun sonuçta ismiyle müsemma bir toplumsal sözleşme olarak gerçekleşmesinin sağlanması esastır.

Tematik olarak hazırlanmış olan anayasa taslağı, Türkiye”nin mevcut anayasasını zoraki bir bir sözleşmeye dönüştüren sorunlu alanları tespit ederek o alanlara yoğunlaşmış. Şimdiye kadarki bütün anayasaların devleti merkeze almasına karşılık insan onurunun merkeze alınmasını öneriyor. Buna göre “yeni anayasanın en önemli önceliği devlet iktidarı karşısında insanı esas alıp, insan haklarını güvence altına almak olmalıdır. Demokrasi ve insan haklarını daraltan, ideolojik tercihlere değil; birey, özgürlük, halk iradesi, hukukun üstünlüğü gibi vurgulara sahip olmalıdır. Temel ilke ”özgürlük kural, sınırlama istisnadır” ilkesi olmalıdır.”

Bireyin dini inanç ve pratiklerini, başkalarının haklarını ihlal etmeden özgürce kullanabileceği bir sosyal, hukuki ve siyasi çerçevenin oluşturulması, insan onuruna yaraşır bir hayatın temel gerekleri olarak görülüyor. Bu çerçevede Anadilde eğitim hakkının güvenceye alınması, bir inanca dayalı din eğitiminin zorunlu olmaktan çıkarılması, buna mukabil isteğe bağlı din eğitiminin önündeki her türlü engelin de kaldırılması öneriliyor. Aynı zamanda insanların dini inanç, ifade ve pratiklerinde hiç bir ayırıma ve kısıtlamaya tabi tutulmaksızın istihdam veya hizmet alımlarının da anayasal güvenceye bağlanması teklif ediliyor.

Anayasalarda MGK, YÖK, Diyanet ve bunun gibi kurumların yer almaması, hiç bir şahsa ve kuruma kutsallık atfedilmemesi gerektiği savunulurken, metnin herhangi bir etnik hiyerarşi tesis etmemesine de dikkat edilmesi uyarısında bulunuluyor. Bu çerçevede anayasanın başlangıç metni için de bir önerisi var SDE”nin anayasa raporunun. Öneri şu:

“Biz Türkiye halkı;

Bütün insanların evrensel hak ve özgürlüklere sahip olduğu inancını taşıyoruz. Tüm bireylerin hiçbir ayrımcılığa maruz kalmaksızın eşit olduğunu kabul ediyor ve bütün farklılıkları kültürel bir zenginlik olarak görüyoruz. Evrensel barış idealini paylaşıyor ve doğanın dengesini korumayı bir insani sorumluluk sayıyoruz.

İnsan haklarını, hukukun üstünlüğünü, çoğulculuğu, özgürlüğü ve eşitliği esas alan ve herkesin insan onuruna yakışır bir şekilde yaşamasını hedefleyen demokratik bir düzen kurmak istiyoruz. Bu anayasayı, birlikte yaşama irademizin bir beratı olarak kabul ve teyit ediyoruz.”

Böyle bir anayasadan sonra da Türkiye”de yüzyıldır yaşamakta olduğumuz Kürt sorunu, laiklik sorunu ve sair insan hakları sorunları kalır mı?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: