Prof. Dr. Yasin AKTAY

Savaş müteahhidi Hafter’e en büyük ikram

Libya’da uluslararası toplumun tanıdığı meşru Ulusal Mutabakat Hükümeti Türkiye desteğiyle Hafter’in hükmünü adeta silip süpürdü. Günlerdir Hafter’in artık Libya topraklarında bulunmadığı ama nerede olduğunun da bilinmediği konuşuluyordu. Bu konuda hala bir netlik yok ama özel uçağının içinde kendisini taşımadığı halde Venezuella’ya gidip geldiği ve bu trafiği defalarca tekrarladığı bile konuşuldu.

Teyit edilemeyen bilgilerdi gerçi ama bu kadarı bile Hafter’in Libya ile olan ilişkisini çok iyi yansıtan sembolik bir anlatımı var. Zira Hafter’in bu uçağının Libya’dan kaçırdığı altın ve paraları taşıdığını söylüyordu ki aslında Libya ile bütün bağı profesyonel savaş ağalığı olan birinin geldiği, geleceği tek nokta bu.

Baştan beri bilinen bir şeydi. Hafter’i ne Libya halkı ne Libya vatanseverliği ilgilendiriyor. O, birileri adına profesyonelce, para veya güç için Libya’da savaşan bir savaş ağası. Türkiye veya Libya UMH adına uğradığı yenilginin onda herhangi bir kimlik veya kişilik travmasına yol açmasını beklememek lazım. Bir savaş müteahhitliği üstlendi. Yaptığı işlerin karşılığını kendisine işi verenlerden muhtemelen peşin peşin almıştı, ama iş bitirme yükümlülüğünü sağlayamadığı için sözleşmesi feshedilen ve teminatı yakılan kötü bir müteahhit gibi kaçırabildiğini kaçırmaya çalışacaktır.

Muhtemelen bu davranışın kendisi de ona bu işi verip umut bağlayanları da kızdırmaktadır. Aslında daha önce de söylemiştik, bir açıdan Hafter kendisine bu işi verenlere de muhtaç, çünkü yüklendiği işin bir riski de irtikap edeceği insanlık suçları, savaş suçları. Bu savaş suçları hem kendisini hem de kendisine işi verenleri bir noktadan sonra birbirlerine mecbur bırakıyor.

Ama bu mecburiyet bile bir yere kadar işte. UMH’nın karşı saldırısıyla bütün lejyonerleriyle darmadağın oldu Hafter. Onun tarzında iş yapanların bir handikapı da saflarında savaşanların neticede para için savaşıyor olması. Ne din, ne vatan ne de herhangi bir insani idealin olmadığı bu çalışma biçimindeki yüksek ölüm riski lejyonerlerin kolay katlanabileceği bir durum değil.

Oysa UMH birliklerinin korumak, kurtarmak zorunda oldukları bir vatanları, bir onurları, dinleri ve idealleri var. Bunun için ölümü göze almaları çok sıradan bir durum.

Şimdi Hafter ve onun safında savaşanların sahada hiçbir hükmü kalmamış olduğu halde Rusya onun adına yine bir müzakere ve siyasi çözüm kartı öne sürmeye çalışıyor. Bu da durumu olduğundan daha tuhaf kılıyor. Türkiye ise Hafter’in hiçbir hükmünün kalmadığı, aslında baştan beri hiçbir hükmünün olmadığını, kendisine destek verenler adına profesyonelce iş yapan bir savaş müteahhidi olduğunu söylüyordu. Savaş müteahhidine asıl işi verenlerin ortaya çıkması gerekiyordu. Çıktılar nitekim. Ama bu çıkışın hiçbir meşruiyeti olmadığı halde ölmüş bir cesedi zorla ayakta tutarak onun adına konuşmanın meşruiyetine sığınmaya çalışıyorlar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’la telefon görüşmesinde Putin, “Libya’da taraflar arası diyalog için mümkün olan en kısa sürede ateşkese uyulmalı” demiş. Erdoğan’sa “Ateşkesi bozan BM’nin de tanıdığı meşru Serrac değil, Hafter. O da sizden güç alıyor” diyerek aslında bu oyuna artık bir son verilmesi gerektiği mesajını en net biçimde yüzüne karşı vermiş oldu.

Berlin’de ilan edilen ateşkes kararında “silah ambargosu”nun da uygulanmasına ilişkin maddeler olduğu halde Rusya Hafter’e hiçbir şekilde ambargo uygulamadı, ama meşru hükümete ambargo uygulanmasını hep talep etmeye devam etti. Şimdi ise verdikleri bütün desteğe rağmen bitmiş Hafter’i ve projelerini kurtarmak adına ateşkes talep ediyorlar.

Türkiye ise Hafter gibi gerçek varlığı olmayan bir şahsiyetle oyalanmak istemediğini açıkça ifade ediyor. Hafter’in gerçek varlığı, Libya halkı nezdinde bir karşılığı olsaydı zaten bu kadar desteğe rağmen bu kadar kolay çökmezdi.

Ölüye yapılacak en büyük ikram onu defnetmektir, zorla ayakta tutmaya çalışmak ölüye en büyük eziyettir. Hele bir ölünün arkasına sığınarak elde edilecek bir şey de yoktur.

Libya’da gerçek bir çözüme doğru hızla yaklaşılmaktadır. Çözüm Libya’nın Libya halkına bırakılmasıdır. Bu konuda müzakerelere katılacak olan tarafların kendileri için değil, Libya için ne istediklerini ortaya koymaları gerekiyor. Öbür türlüsü açık ve iğrenç bir yağma hevesinden başka bir şey değil.

Türkiye Libya için toprak bütünlüğü, Libya halkının kendi kaderini tayin hakkını, bütün Libya halkının katılımı ve herkesin hukukunun gözetildiği bir siyasi süreç içinde bir siyasi düzenin tesisi.

Rusya Libya’da ne istiyor ve hangi meşruiyet temeline dayanarak orada bulunuyor?

Mısır, BAE, Fransa, Suudi Arabistan her biri Libya’da neden bulunduklarını ve orada kendileri için ne istediklerini açıkça ifade etsinler.

Bu istediklerinin Libya halkı için ne ifade ettiğini de bir zahmet açıklasınlar tabi. Gerekçe tabii ki şu anda göründüğü gibi “bir talan gördüm ben de bir pay almaya geldim” mantığından ne kadar uzak olacak? Bu uzaklığı ortaya koyabilecekler mi? Görelim.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: