Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sanat tadında siyaset

AK Parti”nin Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde şu ana kadar ülkede sergilediği siyaset, siyasete dair bilinen bütün ezberleri yerle bir ettiğini söylemiştik. Yeni Türkiye bu ezberlerin yıkıldığı ve yeni siyasi teamüllerin (habitusların) ikame olacağı bir Türkiye olacaktır.

Türkiye”nin bütün sosyolojik unsurlarıyla giderek bu yeni siyaset tarzına, teamüllerine ve ölçülerine alışmaya başladı. AK Parti”nin siyaseti bir bakıma da toplumda oluşturmuş olduğu yüksek beklentilerin baskısı altında şekilleniyor. Bu baskı, kuşkusuz hiç de olumsuz değil, aksine kendi sosyolojik tabanıyla interaktif, katılımcı siyasetin yüksek örnekleri bu sayede sergilenmiş oluyor.

Kuşkusuz, bu siyaset sahnesinde rolünü oynamayı bir türlü beceremeyen, başka bir sahnenin repliklerini en alakasız yerde tekrarlayan muhalefet gibi bir sorunumuz yok değil. Bu muhalefet, hala Türkiye”nin değişmiş olduğundan haberdar değil gibi.

O yüzden eski Türkiye”ye özgü ezberlenmiş repliklerini en detone ve en münasebetsiz yerlerde tekrarlarken her seferinde AK Parti”nin bir siyaset aktörü olarak daha da parlamasını sağlamış oluyor. Giderek ülkenin yaşamakta olduğu değişimin ana aktörü olarak AK Parti muhalefetin varlığının ana sebebi haline geliyor.

AK Parti”nin kurulduğu tarihten itibaren girdiği 9 seçimin her birinin kendine ait bir bağlamı ve hikayesi oldu. Toplamda ise kendi içinde son derece tutarlı ve istikameti ve bütünlüğü olan büyük bir hikayeyle karşı karşıya kalıyoruz.

3 Kasım, 1 Mart, 27 Nisan, 22 Temmuz, 21 Ekim, 29 Ocak (Davos), 12 Haziran, 12 Eylül, 17-25 Aralık, 30 Mart, 10 Ağustos, kapatma davası, Ergenekon ve Balyoz davaları, Mavi Marmara, Arap Baharı, başörtüsü ve katsayı davaları, demokratik açılım ve çözüm süreci … bu büyük hikayenin içinde önemli tarihsel gün ve olaylar.

Bu hikayelerin hepsinin içinde tabii ki, AK Parti”nin ekonomideki, dış politikada ve sosyal hizmetlerdeki, eğitim ve ulaşımdaki dev başarıları var.

Bütün bu hikayenin toplamından itibar kazanan en önemli kavram siyaset olmuştur. Bu hikayenin bütünlüğünde sanatsal bir bütünlük, bu bütünlükten yansıyan bir tutarlılık duygusu ve estetik vardır.

Hiç kuşkusuz Davutoğlu”nun Genel Başkan olarak seçileceği 27 Ağustos tarihi de AK Parti”nin şu ana kadar sergilediği bu siyasal performans içinde, bu performansı ilgiyle ve aşinalık kesbederek izleyenler için apayrı bir güzelliği temsil edecektir.

Walter Benjamin, politikanın estetikleştirilmesinin sakıncalarına dair uyarılarda bulunarak alternatif olarak estetiğin siyasallaştırılmasından bahsetmişti. AK Parti”nin 13 yıllık siyasal performansının toplamından politikanın güzelleştirilmesinden ziyade güzelliğin siyasallaşmasını izleme fırsatını bulduğumuzu düşünüyorum. Bu güzelliğin özünün samimiyet olduğunu söylemiştik ki, bu özellik şimdiye kadar geçer akçe olan siyaset biçimlerinin çok yabancısı olduğu bir değerdi.

Samimiyete dayanmayan siyaseti güçlendirmek için estetik bir takviyeye ihtiyacı vardır ki bu durumda sanat siyasetin hizmetine çok hoyrat bir biçimde sokulmuş olur. Oysa ortada samimiyet varsa, kafi derecede güzellik de vardır. Samimi olan yeterince güzeldir. Bu güzelliğin siyasallaştırılması siyaset adına da özgün olanın, yeni olanın, sahih olanın ortaya konulması anlamına geliyor.

Davutoğlu”na ve dış politika performansı dolayısıyla yöneltilen eleştirilerin hiç birisi, öneri olarak daha iyi ve daha güzel bir siyaset öneremiyor. Hatta önerilen siyasetlerin her biri samimiyetten uzaklaşmayı, sözüm ona realist olmak adına bir çirkinliğe ortak olmayı öneriyor.

Sözgelimi, Mısır”da, Irak”ta veya Suriye”de gelişen olaylara karşı bugünkünden daha az zararlı çıkmak, hatta kârlı çıkmak için neler yapılabilirdi? Bu sahalarda kâr zarar hesabı yapanların ve buradan Davutoğlu”na büyük payı çıkaranları dinlemeye kalksanız, ortada ne güzellik kalır ne iyilik.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: