Prof. Dr. Yasin AKTAY

Salyangozun alıcısı varsa niye satılmasın?

Şu garipliğe bakınız ki, Türkiye”de İslam”ın değerlerine savaş açanlarla misyonerliğe savaş açanlar aynı kesimler.

İnsanların Müslümanlıklarını Sabataycılık-Dönmelik ithamları eşliğinde sorgulayıp hedef haline getirmeye çalışan kampanyalar, bir başka zeminde Müslüman ailelerin kendi çocuklarını bir Müslüman gibi eğitmelerine karşı mücadele edenlerce yürütülüyor.

Gözünün gördüğü her yeri kamusal alan sayıp, bu alanda da başörtüsüne tahammül edemeyenler “din elden gidiyor” diye ortalığı velveleye verebiliyor. Ve ne yazık ki, bunların tahrikleriyle oluşan şiddet ortamında ortaya çıkan görüntü şu oluyor: “Müslüman ülkesinde Hıristiyanlar, Hıristiyan olduğu için, Ermeniler Ermeni olduğu için öldürülüyor”

Din bir tercih işidir. En azından İslam”ın bu konudaki açık ve net görüşü budur. Din atalardan devralınarak veya devralındığı şekliyle benimsenemez. Aksi halde insanlar dini bir aydınlanış bir uyanış olarak değil, hele “Allah”ın dini” olarak hiç değil, olsa olsa bir “atalar dini” olarak yaşamış olurlar ki, Kur”an”da bu hiç de hoş karşılanmaz.

Modernleşme sürecinin en büyük çelişkilerinden biri dini bir tercih işi olmaktan çıkarıp bir etnik kadere indirmesi olmuştur. Bu bir çelişkidir, çünkü modernleşme başka konularda insanların kendilerine doğuştan verilmiş özelliklerinin değil emekleriyle kazanmış oldukları özelliklerinin değerlendirilebildiği bir ortam yaratmıştır. Türk olanların zorunlu olarak Müslüman, Müslüman olanların zorunlu olarak Türk olduğu (veya Alman ile Hıristiyan, Fransız ile Katolik, İngiliz ile Anglikan arasındaki zorunluluğun) kabulü modern bir milliyetçilik düşüncesinin sonucudur. Sekülerleştikçe, yani dinden uzaklaştıkça dinsel bağnazlığın artıyor olması modernleşmenin en büyük handikapıdır. Bu handikap çok acıdır ama bir gerçektir. Ne Hitler”in ne de Sırp faşistlerinin sergilemiş oldukları dinsel bağnazlık din konusunda derin bilgi ve referanslara dayanıyordu.

Müslüman olmak, her gün yeniden ispatlanan bir şey olmaktan çıktı, bir defalığına ve bütün zamanlar için alınmış bir imtiyaza dönüştürüldü. Oysa bir dine mensup olmaktan kaynaklı bütün avantajları bir “müktesep hak” olarak değerlendiren bir din anlayışı her ne ise, İslam olamaz.

Dinin milli kimliğin sabit bir unsuru haline gelmesiyle birlikte dinin sembollerinin, şahıslarının, kurumlarının, hatta değerlerinin de fetişleşmesi çok kolay oluyor.

Peki, İslam bir put haline gelir mi? Tabii ki gelir…

İnsanlar Allah”a ibadet etmek yerine onun gönderdiği herhangi bir mesaja, onun işaret ettiği bir şeye fetiş bir kutsallık atfederlerse, o da bir put haline gelir.

İslâm ancak bir tercih olarak gerçekleştiği için, tercihin yapılabildiği maksimum özgürlük ortamını ister. Bu ortamda insanların şu veya bu tercihi yapmalarına asla müdahale edilmez. Tercih eden insanın her türlü baskıdan uzak olması çok önemlidir. Hatta bilincinin yerinde olup olmadığı bile çok önemlidir. Şartlandırma, kandırma, hipnoz, beyin yıkama gibi yöntemler sonucunda ulaşılmış Müslümanlaşmaya itibar edilmez.. İçki yasağını bile neredeyse insanın bilincini ve iradesini özgür bırakmak adına düzenleyen bir dinin adıdır İslam. Başka dinlerden olan insanları her zaman açık ve özgür, Jürgen Habermas”ın tabiri caizse “tahrif edilmemiş bir iletişim ortamına” en samimi şekilde davet eden İslam”ın misyonerlikten çekinmesi mümkün müdür? Doğrusu Protestan Kiliseler Birliği başkanı, İhsan Özbek”in istediği yerde satmak istediği salyangoza Müslüman mahallesinde alıcı bulunmasının kendini bilen bir Müslüman”ı rahatsız etmesi mümkün değildir. Salyangozun bir alıcısı varsa satıcısının olmasından doğal bir şey olamaz. Var mı ötesi?

Düşünce, din ve inanç özgürlüğü sadece vicdanda gösterilebilen bir şey değildir. İnsanların bunu ifade edebilmesi hatta bunun için taraftar bulabilmesi ve örgütleyebilmesini de kapsar. Bu özgürlük bir haktır ve bu haktan herkes yararlandığında İslam”ın korkacağı hiçbir şey yoktur. Misyonerlikten korkanlar kendi dinleriyle ilişkilerine bir kez daha baksınlar. Bu bir iman ilişkisi midir bir fetiş ilişkisi midir, yoksa daha da kötüsü bir çıkar ilişkisi midir?

Kabul edelim ki, böyle bir dinin başka insanların dinine, tercihlerine tahammül edememekten kaynaklanan bir vahşete alet edilebilmesi, insanın şeytanın iğvâsına ne kadar açık olduğunun en trajik örneğidir. Bir dini anlayış veya kişilik saptırılır da bu kadar mı olur?

Bu sapkınlığa yeterince müdahil olamadığımız, getirdiği mesajı açıp bakmadan kendilerine mülk belleyenlerin terörüne karşı aciz kaldığımız için bugünlerde kutlu doğum gününü idrak ettiğimiz Allah”ın Resulünden özür dilemekle başlayabilir, onunla biraz daha tanışmaya önem verebiliriz.

Hz. Muhammed”i (sav) Tanıma ve Tanıtma Platformu, bugün Ankara”da (saat 09.30, DSİ Konferans Salonu”nda) İslam dünyasından ve Batı”dan birçok önemli ilim ehlinin katılacağı uluslararası bir sempozyum, hemen ertesi günü de İstanbul”da (saat 09.30, AKM”de) bir sempozyum düzenleyecektir.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: