Prof. Dr. Yasin AKTAY

Sallu alâ Muhammad Siirt’e hoş geldiniz

Seçim tarihine doğru hızla yol almaktayken AK Parti karşısındaki cephenin kampanyasındaki inanılmaz eşgüdüm göze çarpıyor. Bütün hesabı HDP’nin barajı aşması üzerine oturtmuş, kendi kampanyalarını yürütüp kendi partilerine oy toplamak yerine HDP’ye oy yönlendirmeye hasretmiş adeta bazı partiler, özellikle de CHP. Doğan medyası ile Paralel medya birbirlerine paralel aynı stratejik amaç için beraber çalışarak HDP’den bir şirinler partisi görüntüsü çıkarmaya çalışıyorlar. Bunların vermeye çalıştığı görüntü nasıl olursa olsun, HDP doğuda kendi özüne uygun davranmaya, kendi terör potansiyelini ve fiiliyatını unutturmamaya çalışıyor. Çünkü en ufak bir boşluk bıraktığında bu boşlukta hiç Kürt halkının elinden kaçacağını biliyor.
Allah var HDP’lilerin yürüttüğü kampanya sadece şiddet gösterilerinden ibaret kalmıyor. Bir de hakikate karşı sergilenen çarpıtma, iftira yollu şiddet yollarını da ihmal etmiyorlar. ÖSO ve TIRlar ile ilgili karambolden çıkarıp pasladıkları topu paralel medyanın nasıl bir gole çevirmeye çalıştığını ibretle seyrettik.
O atağı daha savuşturmamışken, dün başka bir atakla karşılaştım. Salavatın anlamını uzaktan yakından bilmeyenlerin, salavatın ruhundan fersah fersah uzak gafillerin bana Peygambere saygıyı öğretmeye kalkışmalarıyla karşı karşıya kaldım. Bu sefer bana isnat etmeye çalıştıkları şey peygambere saygısızlık. Siirt’te çok eski zamanlardan beri söylenegelen meşhur bir anonim Türküyü söyleyip içinde Erdoğan’ın ismini andım diye peygambere saygısızlık etmiş olduğum söylediler. Bunu söyleyenler belli ki ne Türküyü biliyorlar ne Siirt kültürü içinde nasıl bir yeri olduğunu, ne Arapça ve Kürtçe olarak seslendirilen türkü sözlerinin anlamını. Hiç bir şeyi bilmeyen ama hükümlerinde bu kadar kesin olan cahillere anlatılabilecek bir şey yok. Ama işin aslını bilenler karşısında ne kadar cahil ve komik duruma düştüklerini anlatmam gerekiyor.
İşin aslı şu: Siirt folklorüne ait en meşhur türkülerden biridir “salli ala Muhammed”. Düğünlerde, halaylarda nakarat olarak söylenir. Ana metin aslında son derece basit, yaprak sarması üzerinedir. Yaprak sarmasının karışımı, onu saranın, pişirenin, sumağını katanların meziyetleri üzerine bir güzellemedir. Araya düğün konusu neyse onun hikayesi, evlilik, sünnet, askere uğurlama ve her çeşit mürüvveti kutlanan kişi ve yakınlarının güzellemesiyle devam eder. İcra edenin edebiyatına göre içeriği her durumda değişebiliyor. Her 7 hecelik cümlenin sonunda “salli ala Muhammed” sözü tekrarlanır. Bu da sevinçlerde, övgülerde aşırıya kaçılmaması için belki, veya hiç bir sevgimizin peygamber sevgisini gölgede bırakmaması için benimsenen güzel bir gelenektir Siirt’te.
Düğünü yapılan damat, gelin veya diğerleri kimse onlar hakkında söylenen her güzelleme cümlesinin sonunda bu nakarat tekrarlanır. Kadınlar düğünlerde bu Türküyü böylece yarım saat bir saate yakın bir biçimde çeşitlendirip zenginleştirerek söylerken halay da çekerler. Belki de yüzyıldır bir ulema şehri olan Siirt’te söylenegelen bu türküden çıkarılmamış bir peygambere saygısızlık bu türkünün benim tarafımdan söylenmesiyle çıkarılmış oldu. Neden, çünkü içinde Tayyip Erdoğan geçiyor. Hemen söyleyeyim, aslında benim söylediğim haliyle o türküde sadece Erdoğan’ın ismi geçmiyordu, yanısıra Ahmet Davutoğlu’nun da Siirt adaylarımız Haşim Taşkıran ve Ali İlbaş’ın da ismi geçiyordu.
Olayı sanki Erdoğan’a salavat getirmek olarak lanse eden alçakların türkünün sözlerini hiç dikkate almadıkları da ortada. Salavat Erdoğan’a getirilmiyor, Peygamber efendimize getiriliyor. Ortada Peygamber efendimize bir saygısızlık yok aksine ona saygının en ince ifadesi var. Herhangi bir insan övülecekse bile önce övgüye en layık eşrefi mahlukat olarak onun hatırlanması sözkonusu.
Bu türkü Siirt’te folklorun peygamber sevgisiyle ne kadar güçlü bir biçimde mecz olmuş olduğunun bir işaretidir. Bu olay üzerine bazıları daha da tuhaf söylenmelere giriyor. Salavat ile türkünün ne alakası var? Diyenler oluyor. Bir defa nakarat tam bir salavat değil, salavat getirmeye davettir. “Allah resulüne salavat getirin” der. İkincisi, bir çok Türkülerimizde zikrin bir çok çeşidinin mündemiç olduğunu anlatmamız mı gerekiyor şimdi? Alevi Türkülerinin bir çoğunda zikir ile türkü içiçedir.
Siirt’te salavat günlük dilin bir parçası kılınmıştır. Siirtliler herhangi bir gergin ortam oluştuğunda ortamı sakinleştirmek, sinirlenen insanı sakinleştirmek için “salli ala Muhammed” derler.
Allah’a şükürler olsun en iyi bildiğim şeylerden biri övgüde ve yergide dengeli olmaktır. Birilerinin kendi hocaefendilerine atfettiği türden bir masumiyeti veya kutsallığı Allah Resulünden başka. ne Erdoğan’a ne de başka herhangi bir kimseye atfetmiş veya atfedecek değilim.
Erdoğan gibi Türkiye’nin son 13 yılına damgasını vurmuş bir dünya lideri elbetteki çok övgüyü hak ediyor. Onun verdiği mücadeleyi şükranla anmak, onun verdiği asil ve kararlı mücadeleyi takdir etmek hepimizin boynunun borcudur. Ama her kula olduğu gibi ona övgümüzün elbetteki bir sınırı vardır. Onu veya başka herhangi bir insanı överken, birilerindeki güzelliği görüp ikrar ederken Peygamber efendimize salavat getirmek basitçe bir Müslüman teamülüdür. Yaprak sarmasını bile överken salavat getirmeye davet etmeyi kabul edenlerin Erdoğan’a gördükleri bu fazlalık, sadece nefretin ifadesidir.
Bilmeyen ne bilsin. Belki biraz daha bilmek isteyenler için o türküyü en kısa zamanda bir yayında tanıtım söylemeyi düşünüyorum.
Belki birileri biraz Siirt’teki kültürün incelikleriyle tanışır, biraz adam olurlar.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: