Prof. Dr. Yasin AKTAY

“Sahtedir Sahte”

Yeni Şafak’ta bir süredir Türkiye tarihine yeniden ışık tutacak, belki bu tarihin bir çok kesitini yeniden yazmayı gerektirecek nitelikte belgeler yayınlanıyor. Tarihin her an yeniden yazılan bir şey olduğu bugün artık biraz daha kolay kabul görebilecek bir gerçektir. Bu gerçeklik büyük ölçüde tarihe hergün farklı yerlerden ve farklı olayların etkisi altında bakıyor olmaktan ileri geliyor:
Farklı bakış açıları farklı tarihler yazdırır. Farklı dertler tarihsel olaylardan farklı hikayeler türetir. Ama eldeki verilerin de belirlediği, yeni bir verinin yeniden belirlediği bir tarafı vardır tarihyazımının.

Nietzsche’nin bahsettiği türden “tarihin şehvetli hadımları” her zaman vardır ve bunlar her tarih tartışmasında devreye girip en nesnel şekliyle tarihin değişmediğinden, tarihsel gerçeklerin herkes için aynı olduğundan bahseder. Onların da şehvetlerini tatmin edecek türden veriler ortaya çıktığında naif bir “hakikati teslim” tavrı çok nadiren görülür.

Genellikle insanlar yine verilerden önce sarıldıkları teorilere, bakış açılarına inanılmaz bir sadakatle bağlı kalmaya devam ederler. Onların gözünü hiç bir tarihsel veri, belge, keşif açmaz, açamaz. Tarih, bir bilimsel bilgi değil bir kanaat olarak hükmünü icra eder.
Kanaat ile körü körüne benimsenmiş doğma arasında görünürde bir ayırım yapmak çok zordur. Şükrü Kaya’nın İsmet İnönü ile kavgalı olduğunu bilmeyen yoktur örneğin. Ama bunların gizliden gizliye sıkı fıkı dostlara özgü bir tarzda görüştüklerini veya yazıştıkları ortaya çıktığında verilecek ilk tepki “belge sahtedir, zira bunlar hasımdı” olabilir veya “meğer, bilmediğimiz neler varmış?” da olabilir. Dışarıda düşmanı oynamaya sevk eden ve yıllarca bütün tarihçileri bile belli bir istikamette inandırmış bir işbirliğine dair bir belgeyi görmek hangi tarihçiyi heyecanlandırmaz?

Neticede verebileceğiniz bu tepkilerden hangisini benimsediğiniz, tarihsel olaya bir etki etmez, sizin tarihsel bilgiye nasıl bir itikatla yaklaştığınızı ortaya koyar sadece. Vaka her ne ise orada olmuş bitmiştir ve sizin onu mutlak veya yakin bir bilgi ile bilme imkanınız hiç bir zaman olmayacaktır.

Mason locasının altmışlı yıllarda Süleyman Demirel hakkında bir zamanlar lüzumu hasıl olduğunda kendisine bizzat verdiği “Mason locasına üye değildir” belgesini de istediğiniz tarihsel bilgiyi üretmek için kullanabilirsiniz. Bu konuda belgenin kendisi elinizi tutmuyor, engel olmuyor.

Yeni Şafak’ın yayınladığı belgelerden özellikle Fethullah Gülen’le ilgili olanları, bilhassa onun masonik ilişkileriyle ilgili olanları konusunda ilk anda sergilenen tepkiler, belli ki sonradan gelecek belgeleri hesaba katmadan verilmiş tepkilerdi. Belgelerin arkası geldiğinde, sonra gelen her belge ilk yayınlanan belgeyi güçlendirdi. Tevatür derecesinde bir veriyle karşı karşıya olduğumuz anlaşıldı, anlaşılıyor. Bu belgeleri ilk gördüğümde, açıkçası, daha önce de yazdığım gibi, benim tepkim, şaşırmak yerine bildiğim veya çıkarsadığım bazı bilgilerimin teyit edilmiş olmasıydı.

Belgelere karşı sergilenen tavır ise onları teknik olarak çürütmek yerine toptan bir uğultu ve alaycı kahkahalar atmak şeklinde oldu. Sosyal medyada çıkarılan yaygara veya malum gazetenin daha birinci dakikada belgeleri sahte, uydurulmuş olarak ilan etmesi her türlü ciddiyetten uzak bir yaklaşım. Bu yaklaşımın gözünü açacak hiç bir belgenin olamayacağını hemen anlıyorsunuz. Çünkü hangi güçte bir belgeyle veya veriyle gelseniz tepki önceden hazırdır ve geçici de olsa oldukça rahatlatıcıdır: “Sahtedir sahte!”

Geçici olarak rahatlatıyordur belki ama bütün bu belgelerin zamanla o gözleri biraz aralaması mukadderdir. Belki herkesinkini değil, ama kalbi mühürlenmemiş olanlar için elbetteki yeterince aydınlatıcı bir ışık vardır.
Herşeyden önce belgenin içeriklerinde anlatılan şeylerin hiç birisi yapıyı bilen, yapının içinde olanların gözlerini kapatmadığı sürece hiç görmeyeceği ilişkiler veya vakalar değil.

Belgelerin sahte olduğunda ısrar etmek ne sağlar ki? Yapının bugün Müslümanların duygusal ikliminden çok uzak olduğu, hiç bir zaman ümmet diye bir derdinin olmadığını, Filistin ve Kudüs davasına ne kadar mesafeli olduğunu, ABD ve yurtdışındaki İslam karşıtı çevrelerle, lobilerle ne kadar sıkı fıkı olduğunu, himmet paralarının akıtıldığı lobilerle çevrilen ilişkiler bu belgelerde ortaya konulanlardan daha mı masum, daha mı savunulabilir şeyler?

Ayrıca bugün yapının ülkemize ve bütün dünyadaki Müslümanlara yaptığı kötülükleri görmek, göstermek için hangi belgeye ihtiyaç duyuluyor? Kasım Gülek ve Komünizmle Mücadele Dernekleriyle ilişkilerini bilmek için belge mi lazım? Bunların zaten ayan beyan ortada olan kısmı bu belgelerde ortaya konulanlardan az mı ki?
Çok daha fazlasına tanık olduğunuz bu ilişkiler ve bu siyasi tutumlar sizi rahatsız etmiyor da bunların belge şeklinde ortaya konması mı rahatsız ediyor?
“Sahtedir, sahte!” diyerek mezarlıktan geçerken çaldığınız ıslıklar bile sizin yerinizi belgeliyor, dikkat!

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: