Prof. Dr. Yasin AKTAY

Robot köşe yazarlığı sorunu

Yaşamakta olduğumuz süreçlerde siyaseti devre dışı bırakan ve her tarafı kendi kampına, gettosuna, cemaatine, mahallesine kapatan güçlü bir eğilimin hakim olduğunu görüyoruz. Bu durum tartışmayı da, birbirini anlamayı da, bir konuşma sonucunda umulabilecek bir mutabakatı da zorlaştırıyor, imkansız hale getiriyor. Birbirimiz hakkında klişelerle düşünmek bu tarz bir siyasal hıncın doğal sonucu, ama daha kötüsü bu klişelerin giderek dünya tasavvurlarını da belirlemeye başlıyor olması ve düşünce adına, eleştiri adına hazır, defalarca kullanılmış klişelerden başka bir şeyin kalmıyor olması.

Çok değerli bir dostum, son zamanlarda yaşanan süreçlerin Türkiye’ye en büyük zararının giderek insani, entelektüel ve ahlaki düzeyde ciddi bir irtifa kaybına yol açması olduğunu ıstırapla anlatmıştı. Konu sadece entelektüel düzeydeki bir seviye kaybıyla kalsa, yine iyi. Oysa son derece entelektüel sayılabilecek insanların bile giderek alelade hırgür ortamının diline ve ahlaki seviyesine savruluşunu seyrediyoruz.

Siyasetin bir dost-düşman ilişkisi olması, kabullenilmesi zor bir gerçek de olsa, düşmana karşı her türlü ahlaksızlığı meşrulaştırmaz. Medya içinde yer alan aktörlerin yalan olduğunu bile bile bazı haberleri, iddiaları uydurduklarını veya dillendirdiklerini görmek, sadece bunu yapanda değil, buna maruz kalanda da bir zihinsel ve manevi kirlenmeye yol açıyor. Şimdiye kadar medyada bir düzeyde aşina olduğumuz bu seviye kaybına paralel medyanın bütün rekorları kırarak yaptığı katkı bambaşka bir tahribat yapıyor. İşin içinde ne de olsa yıllarca dile pelesenk edilmiş, hizmet, himmet, hoşgörü, dava, altın nesil teolojileri var.
Bu tür bir seviyesizliğin ortaya çıkardığı bir robot-yazarlık türü de var. Son zamanlarda aynı kişilerden aynı alıntılar, aynı cümleler ve aynı argümanlarla onlarca yazar tarafından aynen yazılan bir yazı var. Robot trollerin yanında bir de robot köşeyazarlığı gerçeğini açığa çıkaran bir yazı.

Şöyle bir google’a girip “Öcalan, Yalçın Akdoğan, Bülent Arınç, Yasin Aktay, Beşir Atalay” sözcüklerini girdiğinizde nasıl bir örnekten bahsettiğimi bizzat görmüş olursunuz. Aşağı yukarı aynı yazının kaç farklı köşe yazarı geçinen kişi tarafından aynen tekrarlanmış olduğunu da saymayı denersiniz belki. Yazı, içinde ilaveten Abdülkadir Selvi, Hilal Kaplan, Sadullah Ergin, Orhan Miroğlu gibi yazar ve siyasetçilerin daha önce Abdullah Öcalan hakkında söylemiş oldukları olumlu ifadelerden bir derlemeden oluşuyor. Mutlaka bu derlemeden de çıkarılan şöyle bir sonuç: Bu isimlerin hepsi Öcalan hayranı ve hepsinin de Öcalan’a övgüler düzen ihanet sözleri.

Mesela Akdoğan “Öcalan’ın olayları okuma kabiliyeti var. Mesajları sürecin geleceğini düşünen bir hassasiyeti yansıtıyor” demiş. Beşir Atalay ve diğerleri bilhassa 2013 Nevruz mesajı dolayısıyla aşağı yukarı benzer şeyler söylemiş. Ben de demişim ki: “Öcalan geleceği iyi okuyor. PKK’nın önüne yeni hedef koymuştur (silahsızlanma ve siyasallaşma). Şartlarının iyileştirilmesi talepleri vardır bu talepler meşrudur”.

Diğerleri de aşağı yukarı benzer ifadeler. Bilhassa Nevruz mesajı dolayısıyla söylenmiş ve bir çoğu bağlamından koparılmış alıntılar. Ama öyle bile olsa bu sözleri bir araya getirerek oluşturulan kolajın otuza yakın köşe yazarı tarafından aynı paket içinde tüketilmesi çok ilginç.

Aslında biraz intihale giriyor bu kolajcılık. İlk kim yaptıysa telif hakkı ona ait olmalı, ama onun da kim olduğunu artık tespit edemiyoruz galiba. Köşe yazarının önüne konan hazır bir kolajla yazısını kotarmasının bu kadar yaygınlaşmış olması ciddi bir sorun değil mi sizce de? İnsanlar köşe yazarından orijinal yazılar okumak ister, ama bizim tembel köşe yazarlarımız hiç bir zihni efor sarfetmeden aynı yazıyı farklı imzalarla okuyucuya servis ediyorlar.

Listede kimler yok ki. Zaman Gazetesi‘nden Abdülhamit Bilici‘den İhsan Yılmaz ve bir kaç kişiye, Bugün Gazetesinden Nazlı Ilıcak‘tan, Yeni Mesaj ve Ortadoğu gazetesinden bir çok yazara kadar uzanan geniş bir köşeyazarı listesi bu hazır kolajı aynen kullanmış. Hepsi de “bakın nasıl Öcalan’ı övüyorlar?” gibi alabildiğine ucuz, okuyucusunu aptal yerine koyan soruyu sorarak. Neticede kimin aptallaştığını varın siz ölçün.

Oysa aslında zül addediyorum ama bu noktadan sonra söyleyeyim bari, alıntılanan sözleri Öcalan övgüsü saymak için ya zeka özürlü veya fena halde kötü niyetli olmak gerek. Öcalan’ın HDP’lilere göre hatta CHP’lilere veya başka siyasetçilere göre daha iyi bir siyasetçi olduğunu veya geleceği daha iyi okuyor olduğunu söylemek Öcalan’ın övüldüğü veya ona sempati beslendiği anlamına gelmez.

Bu yazıları genellikle paralelci medya servis ettiğine göre, onların anladığı dille şöyle açıklayayım: benim Fethullah Gülen hakkında sarf ettiğim bu tarz cümlelerim kesinlikle Öcalan için sarf ettiğimden çok daha fazladır.

Mesela Gülen’in bir dahi olduğunu bile söylemişimdir. Ama onun dehasının bu saatte onun sorumluluğunu da, irtikap etmekte olduğu suçların ağırlığını da daha fazla artırıyor olduğunu da ekleyebilirim. Gülen’in çok zeki olduğunu, çok iyi manevra yapabiliyor olduğunu, çok iyi bir hitabeti olduğunu söylemek onun sadece bir vasfına işaret eder. Neticede onun örgütüyle ve bütün bu vasıflarıyla birlikte Türkiye’ye yapmakta olduğu kötülüğü ve ihaneti tespit etmeye ve söylemeye bu ifadelerin hiç biri engel olmaz.
Öcalan hakkında da söylenen bu ifadeler, kimse başka yere çekmeye yeltenmesin, onun aynı zamanda bencil, işbirlikçi ve Türkiye’ye ihanet eden biri olduğunu tespit etmeye engel değildir.

Daha iyi anlatabilmek için anlatma seviyesini bu kadar düşürdüğüm için de okuyucularımdan ayriyeten özür dilerim.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: