Prof. Dr. Yasin AKTAY

Resmi politikadan sapma!

Genelkurmay başkanının hükümetin Kıbrıs”la ilgili son çıkışına yaptığı itiraz bu çıkışın kendi görüşleri alınmadan yapılmasına mıdır, yoksa bunun “resmi politikadan bir sapma” olmasına mıdır sizce?

Kıbrıs”la ilgili hükümetin attığı son adım orada 40 bin askere komuta eden bir kurum olarak öncelikle kendilerini ilgilendirdiği için, TSK”dan görüş alınmaması gerçekten de yadırganacak bir durumdur. Gerçi sonraki gün aslında hem TSK”nın hem de Cumhurbaşkanlığının bu konuda bilgilendirilmiş olduğu ortaya çıktı. Bu durumun aslında akla ilk getirdiği şey, Genelkurmay”ın kendi içinde bir iletişimsizlik olduğu, gelen bilgilerin gereken hızda ve verimlilikte değerlendirilemediğidir. Bilemiyoruz, ama her neyse Türkiye”de alınan kararlarda kurumların birbirini bilgilendirme konusunda oturmuş bir karşılıklı etiğin bulunmadığı da ayrı bir gerçektir. Genelkurmay başkanının hükümeti ilgilendiren birçok hususta bağlı olduğu başbakana hiçbir şekilde danışmadan açıklamalar yapabildiği bir ülkedir burası. Hükümetler bizzat kendilerini ilgilendiren birçok hususta Genelkurmayın bağımsız bir kurum gibi görüşlerini çoğu kez basından takip ediyor.

YÖK”ün eğitimle, seçme ve yerleştirmeyle ve birçok konuyla ilgili aldığı bir sürü karar, toplumun sanayicisinden, milli eğitimine, insanların hayat tarzlarına kadar herkesi ilgilendirdiği halde, şimdiye kadar nezaket gösterip herhangi bir kesime herhangi bir konuda danıştığını gören olmadı. Dahası kendi faaliyet alanıyla en yakın olduğu orta öğretimi ilgilendiren hususlarda bile MEB”i hiç takmayan bir tutum sergilemekte ve ülkenin Yüksek Öğretim alanını her türlü demokratik istişare ve müzakereye kapalı tutmaktadır.

“Siyasal simge” denilerek uygulanan başörtüsü yasağı onun açıkça “Allah”ın bir emri” olduğunu bildiren bir fetva yayımlamış olan ve kendisi de devletin bir kurumu olan Diyanet İşleri Başkanlığına rağmen inatla sürdürülebiliyor. Üstelik bu konuda Diyanetin görüşü de son derece açık olduğu halde.

Oysa kendi başına hareket etmeyi daha fazla hak eden, olayın akışı içinde geniş bir manevra alanına sahip olması gereken ve görüş almaktan ziyade görüş bildirmeye ve kurumları kendi peşinden sürüklemeye en doğal hak sahibi olan siyasi iradedir, hükümettir.

Hükümetin çıkışını “resmi politikadan bir sapma” olarak görmek ise son derece anlaşılır bir durumdur. Ama resmi politikanın, politikayla uzaktan yakından alakalı olmadığını eklemeyi de ihmal etmemek gerek. Özellikle Kıbrıs konusunda şu ana kadar “resmi politika” adına ortaya konulan “resmi-ideolojik” bir söylemin ifadesinden ibarettir. Belli bir durumu statikleştirip ona metafizik bir anlam atfetmek, dolayısıyla onu dokunulmazlaştırmak “resmî ideoloji”nin doğasında olan bir şey. Böyle bir ideolojiden bir politika sadır olmaz. Bu ideoloji her durumda ülkenin ayağına dolanır, ülkenin çıkarlarını doğru dürüst değerlendirebilecek bir akıldan yoksun bırakır. Ülkenin çıkarına değil, ideolojinin kendisine çalışır. İdeoloji ile ülkenin çıkarı arasında açılan mesafenin farkına varmaz bile. Çünkü adı üzerindedir, “resmiyetiyle” ideoloji, insanın ayağını yerden keser, gerçeklerden uzaklaştırır.

Resmi ideolojiye dayandırılmış bir politika, bu yüzden siyasete de düşmandır. Oysa ihtiyaç duyduğumuz şey siyasettir. Çünkü siyaset kendi-ülke-grup çıkarını en rasyonel bir şekilde gözetmeyi gerektirir. Siyaset dünyada yalnız olmadığı gerçeğinin bilgisine vakıf olmayı ve başkalarıyla uzlaşmadan, taviz alıp taviz vermeden durumun şimdikinden daha iyi bir yere götürülemeyeceğinin idrakine dayanır. O yüzden siyaset çarkı işlediğinde kendiniz kazandığınız kadar başkasına da kazandırırsınız, başkasına kazandırdıklarınızda gözünüzün takılmaması, aksine bunun karşılığında sizin ne kazandığınıza bakmanız gerekir.

Türkiye”nin Kıbrıs”la ilgili olarak yaptığı son teklif o yüzden neresinden bakarsanız, güçlü bir siyasi adımdır. Durumun en çok kötüleştiği anda bile her zaman uygun bir çıkışın siyasi bir inisiyatifle bulunabileceğinin en iyi örneğini oluşturmuştur. Siyasette yaratıcı olmak ve inisiyatif almak esastır.

Diğer yandan, Türkiye”nin bir limanını Rumlarla karşılıklı olarak açacağını bildirmesi, resmi ideolojiden bir sapma gerektiriyor olsa da, aslında şu ana kadar kabul ettiği noktadan bir sapma gerektirmiyor. Sonuçta Türkiye”nin yaptığı makro düzeyde önermiş olduğu bir şeyi mikro düzeyde, bir pilot uygulamayla fiiliyata geçirmeyi teklif etmekten ibarettir sadece. Bu kadarı zaten daha önce kabul edilmiş olandan bir milim bile daha fazla ileri gitmesini gerektirmiyor. Rumlarla Yunanlıların buna hemen itiraz etmeleri de bu yüzden.

Peki, Türkiye”nin önerisi yeni bir şey getirmiyorsa, nasıl oluyor da “resmi politikadan bir sapma” olarak görülebiliyor?

Cevabı gayet basittir bunun: resmi politika o kadar donuktur ki, başka bir dile tercümeye imkân tanımıyor. Kendini başka bir şekilde ifade edilmiş bulduğunda kendini tanıyamıyor. Tabi daha vahimi, kendine resmi ideolojiye muhafızlık rolü biçenlerin, bu ideolojinin başka türlü ifade yollarını bile kaptırmak istememeleri.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: