Prof. Dr. Yasin AKTAY

Psikoloji hakkı

Charlie Hebdo vakasından sonra Paris’te “teröre” karşı sergilenen muhteşem duyarlılığın ne anlama geldiğini anlayabilmek için hemen akabinde Amerika’da aynı türden bir saldırıyla üç Müslüman’ın, sadece Müslüman oldukları için katledildiğini görmek gerekiyormuş.

Chapel Hill kasabasında Üç Müslüman gencin, Deah Barakat, eşi Yusor Muhammed Ebu Talha ve baldızı Razan Muhammed’in, hiç bir tahrik edici hareketleri, hiç bir ekstra günahları olmadan, sadece Müslüman oldukları için öldürülmeleri bir “ateist” terörü sayılmadı.

Nihayetinde öldürenin kültürel kökeni itibariyle “Hıristiyan” terörü hiç sayılmadı.

Haddizatında bu cinayet “terör” bile sayılmadı.

Bu cinayet dolayısıyla ölen Müslümanlar dolayısıyla bütün Müslümanlara yönelik ayak sesleri aslında daha gerçek biçimde işitilmeye başlanan bağnazlığa karşı bir tehlike hissetmek de, bunu dillendirmek de kimsenin aklından geçmedi.

Bu gerçek tehlikeyi sadece Amerika’da yaşayan Müslümanlar hissetti ve üç Müslüman gencin cenazesini büyük bir vakarla bir stadyumda toplanan beş bine yakın insan kaldırdı.

Cenazesini omuzlarda taşırken slogan atmadılar, ortalığı ayağa kaldırmadılar. Hatta cenaze taşınırken tekbir ve salavat getirenleri bile bir kişinin uyararak, “İslam’da cenazenin de bir adabı vardır, o adapta  tekbir getirmek bile yoktur, lütfen sessizce, içinizden dualarınızı ederek yürüyün” demeleri yansıdı kameralara.

Kendi ülkesinde bu açıkça İslam düşmanlığı ve nefretinin bu şeklideki vahşice ve tehlikeli tezahürünün farkına varabilmesi için başkan Obama’nın Latin Amerika ziyaretinde bulunan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine “neredesin Obama!” diye seslenmesi gerekti.

Olaya o zamana kadar sessizliğini koruyan Obama ancak o uyarıdan sonra bir ses verebildi. Kendi ülkesinde hiç kimsenin dini, dili ırkı dolayısıyla böyle bir şiddete maruz kalamayacağını söyledi. Amerikan rüyası kaldığı yerden devam ediyor. Endişeye mahal yok yine de. Hiç kimseye savaş açmayı gerektiren de bir durum yok.

Şimdi ister istemez bu şiddete maruz kalan Müslümanlar da filmi biraz geriye sarıp tekrar Charlie Hebdo’ya gidiyor: 3 değil de 12 kişinin ölmesi miydi mesele? İyi de her gün Müslüman coğrafyasında çok daha fazlası çok daha vahşice, çok daha gaddarca ölüyordu zaten.

Ölenlerin başörtülerinden dolayı değil de karikatür çizmiş olmaları mı bir fark oluşturuyordu? Olayın Paris’te yaşanmış olması mıydı yoksa fark? Yok o da olamazdı, her gün Paris’te de şu veya bu nedenlerle bir sürü cinayetler işleniyordu.

Yoksa Müslüman kimlikli birilerinin gelip ‘bizim’ dedikleri topraklarda bir cinayet işleyecek cüretkarlığa sahip olmaları mıydı aradaki fark?

Öyle ya, “bizim” dediğimiz askerler, ajanlar, “bizim” ürettiğimiz silahlarla her gün Müslüman coğrafyasında onlarca, yüzlerce, hatta binlerce Müslümanın en şiddetli biçimde ölümüne yol açabilirdi. Ama bu ilişki öylesine tek taraflı bir ilişki ki, tersi asla kabul edilemezdi. Bu ilişki ancak ölenler Müslüman, öldüren de “bizimkiler” dedikleri insanlar olduğunda normal kabul edilebilirmiş.

Öyle olmamış mıydı? Cahrlie Hebdo ile aynı gün ve sonraki günlerde Suriye’de binlerce insan, çoluk çocuk, varil bombaları altında korkunç bir biçimde can vermedi mi? Yine aynı günlerde Batı’da üretilen silahları kullanan Boko Haram marifetiyle Nijerya’da iki bin insan birden hayatını kaybetmedi mi?

Sadece Irak’ta Amerikan işgali sonrasında bir milyondan fazla insan işgalcilerin bizzat kullandığı veya devrettiği silahlarla öldürüldü. Bu ölümlerin hepsi normal, ama bu ölümlerin ürettiği atmosfer ortamında, bu ölümlere karşı ortaya çıkan intikam, kin, nefret ve diğer bütün psikolojik travmalar ve tepkiler anormal. Çünkü “onların” yani Müslümanların, yaptıklarını anlayışla karşılamayı gerektirecek bir psikolojileri yok.

Chapel Hill kasabasının canisinin hemen psikolojisine derin bir dalış yapıldı. Yaptığı işin psikolojik, sosyal nedenleri anlaşılmaya çalışıldı. Sürekli otopark sorununu bir “psikolojik” takıntı haline getirmiş olması ön plana çıkarıldı.

Psikoloji, yani insanın yaşadığı fizyolojik etkilerin altında bu tür hareketlerini “anlayışla” karşılamanın etkileyici bilimi. Mahkemelerde bilirkişiler üzerinden devreye girer ve hakimden önce hükmünü verir: Hiç kimse durduk yerde cinayet, intihar, hırsızlık gibi bir suç işlemez. Pardon hiç kimse değil, “bizden” hiç kimse demek lazım. Çünkü onlar yani her gün yakınları, akrabaları, çocukları, komşuları, sevdikleri ile yüzlerce ve binlercesi ile ölen “onlar”, Iraklılar, Afganlılar, Libyalılar, Mısırlılar, Yemenliler, Suriyeliler… Onların psikolojisi yoktur. Onlar ne yaparlarsa her türlü cezayı ve tepkiyi hak etmiş caniliklerinden dolayı yaparlar.

Ha, tabii daha önemlisi onlar ne yapıyorlarsa, kendilerini bir caniye dönüştüren dinlerinin tahrikleriyle yaparlar. Vur gitsin. 

Ölümler ve acılar arasında gerçekten bir ayırımcılık yapmak ayıptır. Ama Allah aşkına, artık gözümüzün içine soka soka bu ayırımcılığı yapan kim?

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: