Prof. Dr. Yasin AKTAY

Prof. Arato”nun etkileyici CV”si

Anayasa değişikliği girişimine karşı demokrasi mantığının içinde hiçbir dayanak bulamayanların Macar Asıllı Amerikalı Andrew Arato”ya müracaatları tipik bir psikolojik harp taktiğini andırıyor. Milliyet Gazetesi”nde Devrim Sevimay”a verdiği mülakatta ne demokrasi hakkında ne Anayasa hakkında ne de Türkiye hakkında düzgün bir tek cümle kuramayan Arato”nun söylediklerine itibar etmemiz konusunda elde tek ikna edici argüman olarak adamın bir Amerikalı olması ve meşhur bir “Anayasa değişiklikleri uzmanı” olarak ifade edilen unvanı kalıyor.

Söylediklerinin içeriği deve hörgücü gibi, düzgün bir tarafı bulunsa eleştirilebilir belki ama hiçbir tarafı düzgün değil. Uzlaşma, türban, Anayasa değişikliği ve gündemdeki bütün ihtilaf konusu maddeler hakkında çok yaman söyletilmiş olduğu belli. Ama ben işin bu kısmına takılmayacağım. Bu konuda zaten birçok insan gerektiği kadar değindi.

Benim bilhassa dikkat çekmek istediğim, Arato”nun söylediklerine itibar kazandırmak üzere söylediklerinin içeriğinden ziyade adamın biyografisine, uzmanlık seviyesine veya yayınladığı eserlere müracaat edilmesi. İşin psikolojik taktik boyutu da budur zaten. Söylem zayıf olduğunda onu güçlü bir CV ile desteklemenin etkili bir yol olacağı düşünülüyor. Arato”nun söylediklerini savunanlar aslında söylediklerinden ziyade giderek onun alanında ne kadar yetkin biri olduğunu göstermeye hasrediyorlar bütün enerjilerini.

Prof. Arato”nun CV”si gerçekten göz doldurucu. Eleştirel teoride ismini bir şekilde duyurmayı başarmış hatta bazı mahfillerde yaşayan en büyük Alman düşünürü Jürgen Habermas”la adı beraber zikredilmiş. Sivil toplum ve siyasal teori üzerine yazdığı kitap ve makaleler dolayısıyla alanında hatırı sayılır bir ün yapmış. Bütün bunlar zikredildikçe Arato”nun Milliyet mülakatında söylediklerine daha fazla inandırıcılık katacağı düşünülmüş belli ki. Oysa bu kadar güçlü bir CV”ye rağmen bu kadar vahim yanlışlar yapabiliyor olması, sadece bu CV”yi hak etmemiş olduğunu düşündürmekten ve ne yazık ki akademi dünyasına dair inancı daha da zedelemekten başka bir şey yapmaz.

Yoksa gerçekten gündemdeki tartışmalardan yola çıkarak Abdullah Gül”ü işin içine katıp bir de onun Sultan olmasından dem vurabilmesi için böyle bir CV”ye mi ihtiyaç duyar insan? “Konsensus demek sadece Meclis çoğunluğu demek değildi, ayrıca sadece MHP ile anlaşarak da konsensus sağlanmış olmaz bir de CHP”yi görmek gerekiyor konsensus için” kanaatine ulaşabilmek için böylesi uzun bir CV dolayımından geçmek mi gerekiyor? Gider görürsünüz Baykal”ı, Onur Öymen”i veya herhangi bir CHP parti üyesini, aynı şeyleri çok daha usturuplu söyler zaten.

Bir de böyle bir CV”ye sahip olan birinin yanlış bir şey söylemeyeceğine inanmamızı bekliyor birileri. Tıpkı Ergenekon davasında bu kadar saygın insanın asla suç işlemeyeceğine inanmamızı bekledikleri gibi… Kendisine ordu emanet edilmiş bir komutanın doğal bir masumiyet taşıdığına inanmamızı bekledikleri gibi… Neresinden bakılırsa bakılsın ilginç bir masumiyet söylemi burada da kendini gösteriyor. Bazı insanların hatadan, süal ve sorgudan muaf tutulması isteği statükoyu ayakta tutan en önemli dualardan birini oluşturuyor. Dua olarak kalsa iyi, gücü ve fırsatı yakaladığı ilk yerde bir engizisyon iradesine rahatlıkla dönüşebilen bağnaz bir itikattır bu.

Bir faydası olacak mı bilmiyorum ama, insana dair bu evrensel bilgiyi hatırlatmakta fayda vardır. Tarih kendilerine ilim verilmiş nice insanın, bilgisini belli siyasi, sosyal, ideolojik veya ekonomik çıkarlarının peşine taktığı sayısız örneklerle doludur.

Yunan atasözünde söylendiği gibi, “Tanrı, zeki kullarını basit şeylerle şaşırtır.” Normal şartlar altında görünmeyen ideolojik takıntılar, ortamını bulduğunda nice büyük filozofu, nice bilim adamını, nice bilge görünen siyasetçinin ayağını kaydırmıştır. İsterseniz çağımızın en büyük filozoflardan Martin Heidegger”in nazilerle hikâyesini, Emmanuel Levinas”ın İsrail karşısında Filistinlilere bakışını, Jürgen Habermas”ın yine İsrail zulmü karşısındaki tercihli suskunluğunu bir de bu gözle okuyun. Türkiye”ye hiç uğramasanız da olur, zaten burada aksi örnekler bulmakta daha çok zorlanırsınız.

Aslında büyük de olsa filozofların gerçek anlamda sınandığı tarihsel anlar vardır. O anların içinden nasıl çıktıkları çok daha önemlidir. Geçmişinde belli konularda çok tutarlı tavırlar takınmış olmak bile hayatın sonuna kadar hep aynı tutarlılığı koruyacağının bir garantisi değildir. Hayat devam eder ve insan her an farklı bir şeyle sınanır.

O yüzden insanın “piştim” dediği yer belki de kaybettiği yerdir. Hayat devam ettikçe insanın gönül gözünü ve kulağını yeni sınanma ihtimallerine açık tutmasında fayda vardır.

Yorum Ekle

TAKİP EDİN

Sosyal Medya hesaplarından Prof. Dr. Yasin AKTAY'ı takip edebilirsiniz: